Kardeşlerimle aramı açmak mı istiyorsun?

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Pazartesi, Ocak 19 2026
Paylaş
X Post
Kardeşlerimle aramı açmak mı istiyorsun?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri gıybet âyeti üzerine şöyle bir tefsir yapmıştı: “Eyühıbbü ehadüküm en ye’kule lahme ehîhi meyten: Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı?” (Hucûrat Suresi, 49/12)

“İşte bu âyet, altı derece zemmi (ayıplamayı, kınamayı) zemmeder. Gıybetten altı mertebe şiddetle men edip engeller. Şu âyet bilfiil gıybet edenlere yönelik olduğu vakit, mânası gelecek tarzda oluyor. Şöyle ki: Malumdur, âyetin başındaki hemze, sormak (â ya, acaba) mânasındadır. O sormak mânası, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede dolaylı bir hüküm var, işte: Birincisi, hemze ile der: “Â yâ, suâl ve cevap mahallı olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin bir şeyi anlamıyor?” İkincisi, ‘Yuhibbu’ lâfzıyla der: ‘Â yâ, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en nefret verici bir işi sever?’ Üçüncüsü, ‘Ehadüküm’ kelimesiyle der: ‘Cemaatten hayatını alan ictimaî ve medeniyet hayatınız ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder? Dördüncüsü, ‘En ye’küle lahme’ kelâmıyla der, ‘İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz?’

‘Beşincisi, ‘Ehîhi’ kelimesiyle der: ‘Hiç rikkat-i cinsiyeniz (insan olmaktan doğan şefkat, acıma duygumuz), hiç sıla-yı rahminiz (yakınları ziyaret etme, ihtiyaçlarını gözetme) yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?’ Altıncısı, ‘meyten’ kelâmıyla der: ‘Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en iğrenç ve tiksindirici bir işi yapıyorsunuz?’ Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delâletiyle zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten, vicdanen, fıtraten ve milliyeten kötülük ve ayıplanan bir şeydir.”

Bunları anlatan Bediüzzaman Hazretleri, bu gerçekleri bütün incelik ve derinliğiyle bizzat yaşıyordu… Meselâ herhangi bir İslamî gruptan, Üstad’a, Risale-i Nur’a ve talebelerine dair aleyhte konuşuyorlar şeklinde bir gıybet duyunca derhal celallenir, onu anlatanı “Sen bizim aramıza sokulmuş bir casus musun? Sen benim, kardeşlerimle aramızı açmak mı istiyorsun? Sen araya nifak sokmaya çalışan bir hâin misin?” diye haşlardı. Buna şahit olanların, bir daha gıybet etmesi, dedikoduda bulunması mümkün olmuyordu.

Ayrıca Üstad, diğer İslâmî grupların itibarını hep korumaya çalışırdı. Süleyman Tunahan Hazretleri’nin hapse atıldığını sorunca Menderes’in milletvekilleri ziyaretine geldiğinde Üstad onlara “Ne oluyor? Senelerdir Kur’an’a hizmet eden kardeşim Süleyman Efendi hapse atılıyor? Menderes’e söyleyin… Kardeşimi hapisten çıkarmak için elinden geleni yapsın!” meâlinde sözler söyledi.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi de aynı Üstad Hazretleri gibi İslâmî cemaatlere karşı aynı hassasiyeti gösterirdi. Süleyman Efendi Hazretlerinin cemaatine dair, kötü niyetlilerin bazı kumpas faaliyetlerini öğrenince hemen haber gönderir, dikkatli olmalarını sağlardı. Benzer bir meseleyi başka bir cemaatin başındaki zata da ulaştırmıştı ki, o kişi teşekkür edeceğine bundan rahatsız olmuştu. Halbuki Kemal Kaçar Hocaefendi teşekkür etmiş ve “İşte İslamî kardeşlik böyle olur” diye takdir etmişti…

Bizlere de “Başka cemaatlerden asla adam çalmaya çalışmayın, onları oradan koparmaya gayret etmeyin!” diye uyarıda bulunurdu. Çünkü onlar nasıl olsa, İslamî bir cemaat, doğru bir yol bulmuşlar. Ayrıca böyle oradan buradan adam kapmak, düşmanlığa da sebep olur. Aramıza fitne ve fesatların girmesine de vesile teşkil eder.

Üstad Hazretlerinin ve Hocaefendinin bu rehberlikleri 1983 Kasımından 1987 Kasımına kadar dört sene kaldığım Konya’da çok işime yaradı. Elhamdülillah çok büyük faydalarını Hizmet adına gördüm.