Kayalar üzerinde palmiye yetiştirmek

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Mart 5 2026
Paylaş
X Post
Kayalar üzerinde palmiye yetiştirmek


         M. Fethullah  Gülen Hocaefendi diyor ki: “Palmiye çok narin bir ağaçtır. Toprağını sevemez ve suyunu da olması gereken şekliyle bulamazsa onun yetişmesi çok zordur!.. Evet, bugünün neslini yetiştirmek, kaya üzerinde palmiye yetiştirmekten farksızdır. Bilmem ki, geleceğin pedagogları bu hususu nasıl değerlendirip, nasıl yorumlayacaklardır!..

         “Bugün toplum olarak başkalarının potası içinde eriyik hale geldik. Bizi biz yapan değerlerin çoğunu yitirdik. Sonra da ‘Mucit yetişmiyor, kâşif yetişemiyor’ diye şikayete başladık. Elbette yetişmez. Yetişmesi için taklitçilik ruhunu bırakıp, her şeyi değiştirecek olgun ve yapıcı ruhlara ihtiyacımız var; kitap okul, sıra… v.s. herşeye varıncaya kadar kökten değiştirecek ve her şeyi yeni baştan kuracak.

         “Yetişme ve yetiştirmede istinad faktörünü de nazara almak şarttır. Zira insanlar, istidad ve kabiliyetleri ile ile doğar, sonra da iyi üstadlar sayesinde arş-ı kemâlatlarına yürürler. Mesela (Cahiliye dönemi meşhur şairi –ki şiirleri altınla yazılıp Kâbeye asılmıştır) İmriu’l-Kays, hiç mektep görmemiş. Einstein okulda kendini tam gösterememiş. Newton her ne kadar teorisini matematik üzerine kurmuş ise de, okulda iken matematik derslerinde zayıf almıştır. Ne var ki, o yüksek istidad mevsimi gelince birden bire inkişaf edivermiştir.

         “İnsanda fıtrat çok önemlidir. Bununla birlikte insan, ‘Bazı huylarımı değiştiremiyorum’ diyor ve bunda da kendisini haklı görüyorsa, o halde bu kadar nebi, bu kadar resül gönderilmesinin mânası ne?  Öyleyse, fıtratı Allah ve Rasûlü’nün istediği yöne çevirmek lazım. Hz. Suheyb hakkında Hz. Peygamber (S.A.S.),  ‘Süheyb ve güzel kuldur. Allah’tan korkmamış olsaydı, yine de günah işlemezdi.’  buyurdular. Hz. Suheyb’in fıtratı günah işlemeye müsait değil. Fakat kim, yani, fıtratı günaha müsait olmayan mı, yoksa müsait olduğu halde iradesinin kavgasını vererek günah işlemeyen mi, daha makbul; onu Allah bilir?..

         “İnsanın iyi-kötü binlerce duyguyla sarılı bir yumak gibidir. Duygular itibariyle onun, her zaman bir melekî bir de şeytanî yanı vardır. O bunlardan birisiyle âlâ-yı illiyyîne çıkarken, diğeriyle de aşağıların aşağısına düşebilir. İnsana nezaret eden 300 küsur MELEK, insanın Cenab-ı Hakka kurbiyetini temine çalışırken, etrafını  çevrelemiş habis ruhlar da onu Allah’tan  uzaklaştırıp şeytana dost yapmaya gayret  ederler. Zira insanda her iki tarafa da cevap verecek merkezler vardır ‘Latife-i Rabbaniye’ meleklerle kontrakt kurarken, NEFİS  ve  ŞEYTAN  ile irtibat halindedir. Ve bu iki merkezin daima birbiriyle  çatışması söz koşudur. Nefis, asıl yapısı itibariyle bulanıktır, karanlıktır. Ancak belli temrinlerle onu zabt ve rabt altına almak ve onda MELEKΠ DUYGULAR  lehine gedikler açmak da mümkündür. Efendimiz  (S.A.S.)  ‘Şeytanım Müslüman oldu’  ifadesini böyle anlamak;  Bediüzzaman ve emsâli büyüklerin nefsin teslimiyetinden bahsetmelerini de böyle değerlendirmek uygun olsa gerek.

         “İnsanda bir de vicdan vardır. Vicdan bir yönüyle nefsin alternatifidir. Her  insanda vicdan bulunur. Fakat onun istikamet ve dengeyi koruması ancak İslam’la mümkündür. İnsanı herhangi bir varlık olmaktan kurtarıp olgunlaştıracak tek terbiye yolu, metodu İslamın ruhunda meknîdir.”

         “İnsanların en yüce yanları, Allah ile irtibatlarında ve ihlaslarında; en zayıf yanları da,  Allah ile irtibatlarının zayıf olmasında ve ihlassızlıklarında aranmalıdır.”

         Şuââtü Marifetü’n-Nebiyyi (S.A.S.)  isimli eserinde Bediüzzaman Hazretleri VİCDAN  ve  RUH  hakkında diyor ki: “Vicdanın dört unsuru ve ruhun dört havassı olan ‘İRADE, ZİHİN, HİS,  LÂTİFE-İ  RABBANİYE’...  Her birinin  bir gâyetü’l-gâyâtı vardır.

         İRADE’nin  ibâdetullah’tır. (Allah’a ibadettir.)

         ZİHİN’in marifetullah’tır. (Allah marifeti ve irfanıdır.)

         HİSS’in Muhabbetullah’tır. (Allah muhabbetidir.)

         LÂTİFE’nin  müşâhedetullah’tır. (İlahî  müşahededir.)

         Kâmil ibadet bu dördünü tazammun eder (içine alır).  Şeriat şunların itidal ve dengelerini muhafaza ettiği ve gayelerin gayesi en yüce gayeye sevk ettiği gibi, nefsin fıtraten serbest bırakılmış olan üç kuvvesini ifrat ve tefritten kurtarıp HİKMET,  İFFET, ŞECAATİ  tazammun eden ADALET noktasına sevk eder.”

         Muhterem Hocamızın ve Üstadımızın bu değerli tesbitlerini  kendimize rehber ederek kendimizi, evlatlarımızı ve çevremizi yetiştirmeye, örneği kendinden nesiller yetiştirmeye gayret edeceğiz… Evet palmiye yetiştirmek zor… İnsan yetiştirmek ondan daha zor… Ama bizim elimizde Kur’anî Hikmetlerle, Kur’anî feyizlerle dolu Risale-i Nurlar ve Pırlanta serileri var… Mühim olan, onları mütalaa  ve müzakere ederek, hazmedip özümsemiş olmaktır. İnşaallah gerisi kolaydır. Allah’ın inayeti ile dünyaya örnek nesiller yetişecek ve onlar da başkalarını yetiştireceklerdir…