Kayalar üzerinde palmiye yetiştirmek

M. Fethullah
Gülen Hocaefendi diyor ki: “Palmiye çok narin bir ağaçtır. Toprağını
sevemez ve suyunu da olması gereken şekliyle bulamazsa onun yetişmesi çok
zordur!.. Evet, bugünün neslini yetiştirmek, kaya üzerinde palmiye
yetiştirmekten farksızdır. Bilmem ki, geleceğin pedagogları bu hususu nasıl
değerlendirip, nasıl yorumlayacaklardır!..
“Bugün toplum olarak
başkalarının potası içinde eriyik hale geldik. Bizi biz yapan değerlerin çoğunu
yitirdik. Sonra da ‘Mucit yetişmiyor, kâşif yetişemiyor’ diye şikayete
başladık. Elbette yetişmez. Yetişmesi için taklitçilik ruhunu bırakıp, her şeyi
değiştirecek olgun ve yapıcı ruhlara ihtiyacımız var; kitap okul, sıra… v.s.
herşeye varıncaya kadar kökten değiştirecek ve her şeyi yeni baştan kuracak.
“Yetişme ve yetiştirmede
istinad faktörünü de nazara almak şarttır. Zira insanlar, istidad ve
kabiliyetleri ile ile doğar, sonra da iyi üstadlar sayesinde arş-ı
kemâlatlarına yürürler. Mesela (Cahiliye dönemi meşhur şairi –ki şiirleri
altınla yazılıp Kâbeye asılmıştır) İmriu’l-Kays, hiç mektep görmemiş. Einstein
okulda kendini tam gösterememiş. Newton her ne kadar teorisini matematik
üzerine kurmuş ise de, okulda iken matematik derslerinde zayıf almıştır. Ne var
ki, o yüksek istidad mevsimi gelince birden bire inkişaf edivermiştir.
“İnsanda fıtrat çok
önemlidir. Bununla birlikte insan, ‘Bazı huylarımı değiştiremiyorum’ diyor ve
bunda da kendisini haklı görüyorsa, o halde bu kadar nebi, bu kadar resül
gönderilmesinin mânası ne? Öyleyse,
fıtratı Allah ve Rasûlü’nün istediği yöne çevirmek lazım. Hz. Suheyb hakkında
Hz. Peygamber (S.A.S.), ‘Süheyb ve güzel
kuldur. Allah’tan korkmamış olsaydı, yine de günah işlemezdi.’ buyurdular. Hz. Suheyb’in fıtratı günah
işlemeye müsait değil. Fakat kim, yani, fıtratı günaha müsait olmayan mı, yoksa
müsait olduğu halde iradesinin kavgasını vererek günah işlemeyen mi, daha
makbul; onu Allah bilir?..
“İnsanın iyi-kötü binlerce
duyguyla sarılı bir yumak gibidir. Duygular itibariyle onun, her zaman bir
melekî bir de şeytanî yanı vardır. O bunlardan birisiyle âlâ-yı illiyyîne
çıkarken, diğeriyle de aşağıların aşağısına düşebilir. İnsana nezaret eden 300
küsur MELEK, insanın Cenab-ı Hakka kurbiyetini temine çalışırken, etrafını çevrelemiş habis ruhlar da onu Allah’tan uzaklaştırıp şeytana dost yapmaya gayret ederler. Zira insanda her iki tarafa da cevap
verecek merkezler vardır ‘Latife-i Rabbaniye’ meleklerle kontrakt kurarken,
NEFİS ve
ŞEYTAN ile irtibat halindedir. Ve
bu iki merkezin daima birbiriyle
çatışması söz koşudur. Nefis, asıl yapısı itibariyle bulanıktır,
karanlıktır. Ancak belli temrinlerle onu zabt ve rabt altına almak ve onda
MELEKÎ DUYGULAR lehine gedikler açmak da mümkündür.
Efendimiz (S.A.S.) ‘Şeytanım Müslüman oldu’ ifadesini böyle anlamak; Bediüzzaman ve emsâli büyüklerin nefsin
teslimiyetinden bahsetmelerini de böyle değerlendirmek uygun olsa gerek.
“İnsanda bir de vicdan
vardır. Vicdan bir yönüyle nefsin alternatifidir. Her insanda vicdan bulunur. Fakat onun istikamet
ve dengeyi koruması ancak İslam’la mümkündür. İnsanı herhangi bir varlık
olmaktan kurtarıp olgunlaştıracak tek terbiye yolu, metodu İslamın ruhunda
meknîdir.”
“İnsanların en yüce
yanları, Allah ile irtibatlarında ve ihlaslarında; en zayıf yanları da, Allah ile irtibatlarının zayıf olmasında ve
ihlassızlıklarında aranmalıdır.”
Şuââtü Marifetü’n-Nebiyyi
(S.A.S.) isimli eserinde Bediüzzaman
Hazretleri VİCDAN ve RUH
hakkında diyor ki: “Vicdanın dört unsuru ve ruhun dört havassı olan
‘İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE’...
Her birinin bir gâyetü’l-gâyâtı
vardır.
İRADE’nin ibâdetullah’tır. (Allah’a ibadettir.)
ZİHİN’in marifetullah’tır.
(Allah marifeti ve irfanıdır.)
HİSS’in Muhabbetullah’tır.
(Allah muhabbetidir.)
LÂTİFE’nin müşâhedetullah’tır. (İlahî müşahededir.)
Kâmil ibadet bu dördünü
tazammun eder (içine alır). Şeriat
şunların itidal ve dengelerini muhafaza ettiği ve gayelerin gayesi en yüce
gayeye sevk ettiği gibi, nefsin fıtraten serbest bırakılmış olan üç kuvvesini
ifrat ve tefritten kurtarıp HİKMET,
İFFET, ŞECAATİ tazammun eden
ADALET noktasına sevk eder.”
Muhterem Hocamızın ve
Üstadımızın bu değerli tesbitlerini
kendimize rehber ederek kendimizi, evlatlarımızı ve çevremizi
yetiştirmeye, örneği kendinden nesiller yetiştirmeye gayret edeceğiz… Evet
palmiye yetiştirmek zor… İnsan yetiştirmek ondan daha zor… Ama bizim elimizde
Kur’anî Hikmetlerle, Kur’anî feyizlerle dolu Risale-i Nurlar ve Pırlanta
serileri var… Mühim olan, onları mütalaa
ve müzakere ederek, hazmedip özümsemiş olmaktır. İnşaallah gerisi
kolaydır. Allah’ın inayeti ile dünyaya örnek nesiller yetişecek ve onlar da
başkalarını yetiştireceklerdir…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU











