Kendi kanını eme eme ölen deve gibi...

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Salı, Mart 31 2026
Paylaş
X Post
Kendi kanını eme eme ölen deve gibi...

Çöllerde çeşit çeşit otlar ve dikenler olurmuş…  Mesela  “sabır”  isimli bir ot varmış, çok acı bir tadı varmış, ama o zehir gibi acı olmasına rağmen bir şifa  kaynağı imiş…  İşte bu sabır otundan alınma mânâ ile  SABIR,  zehir gibi acı ve elemli bile olsa, neticesi, çok tatlı, çok güzel ve çok hayırlıdır.

Bir de dikenli bir çöl bitkisi vardır. Bu bitki develerin kâtilidir  derler. Çünkü anlatıldığına göre, deve, yemek için o dikeni ağzına aldığında ağzının içini ve dilini yaralayıp kanının akmasına sebep olurmuş. Ama deve kendi kanını içmekten zevk aldığı için bu dikenli bitkileri yemeye devam edermiş. En sonunda da ölüp gidermiş… Bu olaya kelime olarak “hasere” derlermiş. Yani devenin hırs gösterdiğini böyle ifade ederlermiş.  “İhtiras” da bu kökten bir kelime imiş. 

İhtiraslı kimseler işte bu develerin  ihtirasları uğruna kendilerini yiyip bitirirler. Bunların çeşitli sebepleri olabilir. Bunlardan birisi de 1911’de ilk baskısı yapılan  “Münazarat”  isimli kitapta çok önemli bir soru-cevap var. Orada “Zindan-ı atâlete düşmemizin sebebi nedir?”  Yani, biz niçin, atâlet, betalet ve gerilik hapisanesine düştük, sorusuna cevap olarak Üstad  Bediüzzaman  Hazretleri  sekiz tane bizi engelleyen sebep sayıyor. Bunlar, acelecilik, hırs, neme lazımcılık, ümitsizlik, infiradilik, kendini düşünme, işi birbirine bırakma, Allah’ın işine karışma ve rahat meyli gibi şeyler.

Bunlardan  “meylüt-tefevvuk” herkesten üstün görünme, hep en önde görünme düşüncesi, pek çok yanlışlıklara ve haksızlıklara sebep olabilir.

Üstad Hazretleri Yirmi Birinci  Lem’a olan İhlas Risalesinde “Dördüncü Düsturunuz” bölümünde şöyle diyor:  “Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir.

“Ehl-i tasavvufun mâbeyninde ‘şeyhinde fani olma, Allah Resulünden fani olma ıstılahı vardır. Ben sofî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte ‘fenâ fi’l-ihvan’  suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna TEFÂNÎ denilir. Yani, birbirinde, fani olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyetini unutup, kardeşlerinin meziyet ve hissiyatıyla fikren yaşamaktadır.

“Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlat, şeyh ile mürit arasındaki vasıta değildir. Belki hakiki kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz haliliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssülesası, samimi ihlastır. Samimi ihlası kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından düşer. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.”

Hizmet’te asıl durum bu iken üstün görünme ve önde bulunma ihtirasıyla hareket edenler, bazı kabiliyetlerin önünü kesmekle, kabiliyetsizlik ve beceriksizlikleriyle Hizmet’e büyük zarar verirler. Böylece kendilerinin dünya ve âhiret hayatlarını mahvederler.

Ayrıca ihtirasla, hakları olmayan konumlara göz diken bu çeşit insanlar aynı zamanda bulundukları konumun hakkını vermedikleri için de M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dediği gibi KONUM HÂİNLERİDİR. 

Eyüp  Beşir Arkadaşımız anlatmıştı: 

Dr. Joachim Vette Baden eyaleti protestan kilisesi Yönetim kurulu üyesi ve kendisi ile yaklaşık 9 sene önce İncil-Kuran Okumalarını başlatmıştık. 

- Joachim Vette gelecek vaazında Eski Ahit’in içinde olan “Ester kitabını” anlatacağını söyledi. Ester kitabının özeti şu şekilde: 

Ester Kitabı'nda anlatılan olaylar İ.Ö. 5. yüzyılın başlarında Pers Kralı olan Ahaşveroş'un kışlık sarayında geçer. Olayların merkezinde Ester adlı Yahudi kraliçe yer alır. Kraliçe Ester cesareti sayesinde İsrail halkının düşmanlarının tasarladığı büyük bir katliamdan kurtulmasına önayak olur. Ardından akrabası Mordekay kralın başbakanı olur. Kitap, Purim adlı Yahudi bayramının temelindeki olayları ve anlamını anlatır. Ayrıca eski ahitin kitaplarından bir kitap olduğu halde, Allah’ın isminin geçmediği tek kitap.

 Ester kitabının en önemli cümlelerinden biri, Mordekay’ın Ester’e söylediği: “Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.“ cümlesiydi. Yani her insan kendine verilen konumunun hakkını vermeliydi.

Dr. Joachim Vette bu konuya bağlı olarak, her birimizin toplumda Allah’ın bize nasip ettiği bir konumumuzun olduğunu söyledi. Bizim de bu konumumuzu iyilik ve hayır için değerlendirmemiz gerektiğini söyledi.

Bunun üzerine ben kendisine, bu süreçte Hocaefendi‘nin üzerinde en çok durduğu konuların kıvamın korunması ve konumun hakkının verilmesi olduğunu söyledim. Hatta konumunun hakkını vermeyenler için “konum haini” tabirini kullandığını söyleyince, Dr. Vette çok heyecanlandı ve müthiş bir tabir olduğunu, bu tabiri vaazında kullanacağını söyledi.