Komplolar, aşk mektupları ve şifalı reçeteler: Yapay zekanın çözdüğü Ortaçağ sırları

Okuma Süresi 14 dkYayınlanma Cumartesi, Haziran 6 2026
Paylaş
X Post
Vatikan Kütüphanesi'nin derin arşivlerinde, tuhaf sembollerle karalanmış gizemli bir el yazması kitap 400 yıldan uzun süre boyunca okunmadan bekledi.
Komplolar, aşk mektupları ve şifalı reçeteler: Yapay zekanın çözdüğü Ortaçağ sırları

Kitabın kapağının içine kazınmış bazı yazılara göre sayfalarında, "insan bedeninin rahatsızlıklarına" yönelik gizli tedaviler saklıydı. O dönemde bu tür şifa yöntemleri şüphe çekebileceği, hatta cadılıkla suçlanmaya yol açabileceği için gizli tutuluyordu.

Borg Şifresi olarak bilinen 408 sayfalık el yazması büyük ölçüde anlaşılamaz durumdaydı.

Metin, 34 farklı gizemli sembol, birkaç Roma harfi ve Arapça yazılmış bir ön sayfa kullanılarak şifrelenmişti. Şifreyi çözmeye yarayacak bilinen bir anahtar da yoktu. Yaşının etkisiyle bazı sayfalar zarar gördüğünden, metni çözmek daha da zor hale gelmişti.

Ancak araştırmacılar, yapay zekânın bir türü olan makine öğrenmesinin yardımıyla şifreyi çözmeyi başardı. Metnin içinde, dizanteriyi tedavi etmek için birkaç kadeh kaliteli kırmızı şarap içmek ya da bir hindistan cevizini hamur içinde fermente etmek gibi binlerce sıra dışı tedavi yöntemi bulundu.

İsveç'teki Stockholm Üniversitesi'nde hesaplamalı dilbilim profesörü olan ve şifreyi çözen ekipte yer alan Beáta Megyesi, "Bu, her sembolün, desenin ve kısmi çözümün bizi birilerinin sırlarına ve kaybolmuş tarihi bir dünyaya biraz daha yaklaştırdığı bir dedektiflik çalışması gibi" diyor.

Ona göre yapay zekânın desteğine rağmen şifre anahtarını bulmak son derece zahmetli bir süreçti.

Megyesi ve meslektaşları şimdi yapay zekânın gücünden yararlanarak tarihi şifreleri daha verimli çözmenin yollarını araştırıyor. Amaçları, bugüne kadar çözülememiş çok sayıda şifreli tarihi bilgiyi gün ışığına çıkarmak.

Bazı tahminlere göre dünya genelindeki arşiv ve kütüphanelerde bulunan materyallerin yaklaşık yüzde 1'i tamamen ya da kısmen şifreli durumda.

Bilinen en eski şifrelerden bazıları Antik Yunan ve Roma dönemlerine kadar uzanıyor.

Sahte ipuçları, ölü diller ve kötü el yazıları

Şifrelenmiş tarihi belgeler diplomatik istihbarat bilgilerini, gizli toplulukların ritüellerini, tıbbi bilgileri, aşk ilişkilerini veya insanların saklamak istediği gündelik ayrıntıları içeriyor.

Bunlar, tarih anlatılarında şu anda eksik bilgiler arasında yer alıyor. Bazı vakalarda bu belgelerin çözülmesi, ünlü bir kişinin ya da tüm bir tarih döneminin yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.

Bunun yakın tarihli örneklerinden biri, uzun yıllar İngiltere'de hapsedilen İskoç Kraliçesi Mary tarafından yazıldığı ortaya çıkan şifreli mektuplar oldu.

Bu mektuplar, Mary'nin tahtını geri almak için yürütülen komplolardaki rolünü ve oğlu, İskoçya Kralı VI. James ile daha sonra İngiltere Kralı I. James olacak isimle yaşadığı gergin ilişkiyi gözler önüne serdi.

Tarihi şifreler bazen nispeten basit olabiliyor.

Örneğin Borg Şifresi, her sembolün bir Roma harfiyle değiştirildiği basit bir yerine koyma yöntemi kullanıyordu.

Ancak bazı şifreleri çözmek çok daha zor. Kimi zaman şifrelenmemiş metnin hangi dilde yazıldığı bile bilinmiyor. Meraklı gözleri yanıltmak için anlamsız semboller de eklenebiliyor.

Bazı hallerde ise aynı harfi temsil etmek için birden fazla işaret kullanılabiliyor. Bu durum, çok kısa bir metni çözmek için bile bolca deneme-yanılma çalışması gerektirebiliyor.

Fransa'nın Nancy kentindeki Ulusal Bilgisayar Bilimleri Araştırma Enstitüsü'nde (INRIA) kriptolog olan Cecile Pierrot ve meslektaşlarının, Kutsal Roma İmparatoru ve İspanya Kralı V. Charles'a (V. Karl ya da Şarlken olarak da biliniyor) ait 500 yıllık bir mektubun şifre anahtarını çözmesi altı ay sürdü. Üç sayfalık mektupta 120 farklı şifre sembolü kullanılmıştı.

Şifresi çözülen mektup, döneminin en güçlü isimlerinden biri olan V. Charles'ın bir suikast korkusuyla nasıl sarsıldığını ortaya koydu. Kral, Fransa Kralı I. François'nın hizmetindeki İtalyan paralı asker komutanının kendisini öldürmeye hazırlandığından korkuyordu.

Şifre çözme çalışmaları başlamadan önce araştırmacıların el yazması metinleri dijital ortama aktarması gerekiyor. Kötü el yazıları ve solmuş mürekkepler bu işi daha da zorlaştırıyor.

Pierrot, tanımadığı semboller içeren iki sayfalık bir mektubu yazıya geçirmek için genellikle bir gününü harcadığını söylüyor.

Yapay zekâ sırları daha hızlı okumayı nasıl sağlıyor?

Ancak yapay zekâ bu süreci hızlandırmaya başladı. Norveç'teki Oslo Üniversitesi'nden Alman dili uzmanı Michelle Waldispühl ve meslektaşları, yakın zamanda Transkribus adlı çevrimiçi bir yapay zekâ platformunu kullanarak 1637 yılında soylu Sigismund Heusner von Wandersleben tarafından İsveç Baş Şansölyesi Axel Oxenstierna'ya yazılan gizli bir mektubu dijital ortama aktardı.

Mektup, milyonlarca insanın ölümüne ve Avrupa'nın büyük bölümünün yıkımına yol açan Otuz Yıl Savaşları'nın en yoğun döneminde kaleme alınmıştı.

Bu araç, yüzyıllara yayılan farklı diller, yazı sistemleri ve el yazıları üzerinde eğitildi.

Belgenin görüntüsü sisteme yüklendiğinde yapay zekâ önce metin bloklarını ve satırları belirliyor, ardından tüm metni karakter karakter tarayarak dijital bir metne dönüştürüyor.

Bazı manuel düzeltmeler gerekse de sistem, Von Wandersleben'in mektubunda oldukça başarılı sonuç verdi. Bunun nedeni mektubun yalnızca kısmen şifreli olması ve noktalı sayılarla yazılmış şifrelerin düzenli bir şekilde yer almasıydı. Metnin diğer bölümleri ise 17. yüzyıl Almancasıyla açık biçimde yazılmıştı.

Ancak mevcut yapay zekâ sistemleri, uydurulmuş işaretler, astrolojik semboller veya alışılmadık biçimde yazılmış rakamlar gibi sıra dışı karakterler bulunan şifreli metinlerde zorlanıyor.

Bu nedenle Megyesi, Waldispühl ve meslektaşları, uluslararası Descrypt projesi kapsamında tarihi el yazmalarını makine tarafından okunabilir hale getirecek yeni bir yapay zekâ aracı geliştiriyor.

Megyesi, "Çok çeşitli yazı sistemleri, alfabeler ve sembol repertuvarları üzerinde eğitilmiş daha uyarlanabilir modeller geliştiriyoruz" diyor.

Bir gizli belge dijitalleştirildikten sonra dedektiflik çalışması başlıyor. Günümüzde kriptologlar, şifreyi belirlemek ve çözmek için özel olarak tasarlanmış, yapay zekâ olmayan yazılımlardan yararlanıyor.

Basit şifreler, sembollerin kullanım sıklığını analiz ederek ve bunları bir dildeki harflerin kullanım sıklığıyla eşleştirerek çözülebiliyor. Örneğin İngilizce'de en sık kullanılan harf E iken, Z, Q ve X en seyrek kullanılan harfler arasında yer alıyor.

Ancak Von Wandersleben'in mektubunda E harfi sekiz farklı sembolle temsil edilmişti. Bu nedenle çözüm süreci, deneme-yanılma yöntemleri ile Waldispühl'ün eski Almanca bilgisi arasında gidip gelen uzun bir çalışmaya dönüştü.

Waldispühl, "Bu süreç tamamen makine ile insan doğrulayıcı arasında gidip geliyordu. Belki bir gün yapay zekâ bunu tamamen kendi başına yapabilecek" diyor.

Şifrenin ardında, Von Wandersleben'in İsveç'in Protestan müttefikleri içindeki bazı grupların oluşturduğu tehdit hakkında yaptığı uyarılar ortaya çıktı.

Oxenstierna'ya gönderdiği mektupta, aralarında Saksonya Lordu Franz Heinrich'in de bulunduğu müttefikleri arasındaki bir komployu öğrenmesi üzerine geri çekilmek zorunda kaldığını anlatıyordu.

Çözülemeyen dosyalar yeniden açılıyor

Megyesi ve ekibi şimdi yapay zekânın transkripsiyon aşamasını tamamen atlayıp yalnızca sayfa fotoğraflarını analiz ederek gizli mesajları çözmesini sağlayacak yöntemler üzerinde çalışıyor.

Yakın zamanda bu yaklaşımın, her harfin tek bir sembolle değiştirildiği basit şifrelerde işe yarayabileceğini gösterdiler.

Araştırmacılar sistemi daha önce çözdükleri 105 sayfalık Copiale Şifresi üzerinde test etti. Bu metin, 18. yüzyılda faaliyet gösteren Alman gizli bir topluluğun ritüellerini, kurallarını ve ilkelerini anlatıyordu.

Yapay zekâ önce genel el yazılarıyla, ardından şifreden alınmış satır görüntüleri ve bunların çözülmüş Almanca karşılıklarıyla eğitildi. Sonuçta sistem, daha önce görmediği bölümleri doğru şekilde çözebildi.

Bu tür sistemler özellikle metnin hangi dilde yazıldığının bilinmediği durumlarda faydalı olabilir.

Megyesi, "Bu, nadir ve standart dışı yazı sistemleri için heyecan verici imkânlar sunuyor. Nihai hedefimiz transkripsiyon ve şifre çözümünü tek bir adımda birleştirmek" diyor.

Waldispühl ve Descrypt projesindeki meslektaşları, yapay zekâyı eğitmek için kullanılabilecek bir veri tabanı oluşturmak amacıyla eski arşivlerde şifreli metinler arıyor.

Bu çalışma büyük önem taşıyor çünkü yapay zekânın şifre çözebilmesi için çok büyük miktarda veriye ihtiyaç duyuluyor.

ChatGPT gibi yapay zekâ sohbet robotlarının temelini oluşturan büyük dil modelleri, kitaplardan, makalelerden ve internet sitelerinden alınan trilyonlarca kelime üzerinde eğitiliyor. Şifre çözme için benzer miktarda veri bulmak ise çok daha zor.

Araştırmacıların topladığı materyaller arasında, 1800'lerin sonları ile 1900'lerin başları arasında yazılmış 400 gizemli kartpostal da bulunuyor. Şimdiye kadar çözülen küçük bölümler, bunlardan bazılarının Almanca yazılmış aşk mektupları olduğunu gösteriyor.

Megyesi'nin ekibi çalışmalarını kullanarak transkripsiyon ve şifre çözümünü tek adımda gerçekleştiren, sohbet robotu benzeri bir yapay zekâ aracı geliştirdi.

Sistem, şifre karakterleri ile temsil ettikleri metinler üzerinde eğitilmiş çözümleme algoritmalarını, farklı tarihi dönemlere ait metinlerle eğitilmiş büyük dil modelleriyle birleştiriyor.

Ayrıca açıklamalı el yazıları üzerinde eğitilmiş görüntü tanıma algoritmaları da sisteme entegre ediliyor.

Uzmanların yaptığı düzeltmeleri öğrenerek zamanla kendini geliştirebilecek.

Amaç, araştırmacıların hatta sıradan insanların bile sisteme şifreli tarihi bir metin vererek içinde ne yazdığını öğrenebilmesi.

Araştırmacılar sistemi Borg Şifresi üzerinde test ettiklerinde, yapay zekâ sohbet robotunun 500 sembollük bir bölümü 29 dakikadan biraz fazla sürede çevirebildiğini gördüler.

Sistem aynı zamanda İngilizce çeviri de sundu. Ayrıca çözüm sürecini belgeleyerek sonucun neden makul olduğunu açıkladı.

Bu özellik, yapay zekânın hayal ürünü yorumlar üretmediğinden emin olmak açısından büyük önem taşıyor.

Ekip yakın zamanda daha önce çözdükleri iki farklı şifre üzerinde de denemeler yaptı. Farklı dönemleri, dilleri, şifre türlerini ve karmaşıklık seviyelerini temsil eden bu metinler de kısa sürede çözüldü. Böylece sistemin çok çeşitli şifrelerle başa çıkabildiği görüldü.

Megyesi, "Yapay zekâ özellikle ölçek, hız, örüntü keşfi ve farklı görevlerin birleştirilmesi konularında büyük avantaj sağlıyor" diyor.

Bu tür yapay zekâ araçları, bugüne kadar çözülememiş tarihi şifrelerin kırılmasında kritik rol oynayabilir.

Ayrıca günümüzde kimsenin okuyamadığı alfabelerle yazılmış antik metinlerin anlaşılmasına da yardımcı olabilir. Örneğin Girit'te bulunan 4 bin yıllık Phaistos Diski hâlâ çözülebilmiş değil. Erken dönem Yunan dili olan Linear A da henüz okunamıyor.

"Beni heyecanlandıran şey yalnızca belirli bir tarihi bulmacayı çözme ihtimali değil, birçok farklı vakada araştırmacılara yardımcı olabilecek yöntemler geliştirme olasılığı" diyor Megyesi.

KAYNAK: BBC TÜRKÇE