Konferans

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Ağustos 6 2026
Paylaş
X Post
Konferans

Zübeyir Gündüzalp Ağabeyimizin 1950’de Ankara Üniversitesinde profesör ve mebuslarımızın, Pakistanlı önemli misafirlerimizin, muhtelif fakültelerin talebelerinin huzurunda, Fakülte Mescidinde gece yarısına kadar devam eden bir mecliste, büyük bir alâka ve ehemmiyetle dinlenmiş olan bir konferansıdır.

Zübeyir Ağabeyimiz diyor ki, Üstad’ımız Bediüzzaman Hazretlerinin tesbit ettiği gibi ‘Kainatta en yüksek hakikat imandır.’  (…)  Bize bu asırda imân dersini lâyıkı ile verecek mürşidin, şu dokuz özelliği üzerinde toplamış olması lâzımdır.”

Bu özellikler hidayet rehberi ihlasla mürşidde gerçekten bulunması gerekli keyfiyetlerdir. Bunların hepsinin Üstad Hazretlerinde odaklaştığını  da tescilliyor. 

“Bir eser okunacağı zaman, evvela  ‘Kime söylemiş?” Ne makamda söylenmiş?’ olan kâide-i esasiyeyi, nazar-ı itibara almak. Evet kelâmın tabakatının ulviyeti, güzelliği ve kuvvetinin menbaı, bu dört şeye bağlıdır. Mesela bir kumandan, bir orduya verdiği ‘arş! (marş!) emri ile bir erin arş sözü arasında ne kadar fark vardır. Birincisi, koca bir orduyu harekete getirir. Aynı kelâm olan ikincisi, belki bir neferi  bile yürütemez.

“Mısır’da fâzıl ulemadan, merhum Abdülaziz Çaviş, “Bediüzzaman fatîmü’l-asr (çağın dâhisi) dır ve müthiş bir fart-ı zekaya sahiptir.” diye tesbitte bulunmuştur. Oxford’da Arapça hocalığı yapan, gazeteler, dergiler çıkaran, Mısır Milli Eğitiminde en üst seviyede görevlerde bulunan, sömürgecilere karşı çok büyük mücadeleler veren meşhur kıymetli bir konuma sahip bir zatın bu tesbiti çok önemlidir.

“Büyük ve salâbetli bir âlim olan Osmanlının son Şeyhülislamı merhum Mustafa Sabri Efendi, Mısır’da Risale-i Nur’a sahip çıkmış ve  Câmiü’l-Ezher Üniversitesinde en yüksek bir mevkiye koymuştur.

“Risale-i Nur’da müstesna bir edebiyat, belâgat ve vecizlik, benzersiz câzip ve orijinal bir üslub vardır. Onun üslubu, başka üsluplarla mukayese edilemez. Büyük şairimiz ve edebiyatının medar-ı iftiharı Mehmet Akif, bir edebler (edebiyat)  meclisinde, ‘Viktor Hügo’lar, Şekspir’ler, Dekartlar edebiyat ve felsefede Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler’  demiştir.

Edib ve şairler, zevâl ve firaktan ağlamış, ölümden vâveyla etmişlerdir. Hatta ‘Eğer ayrılık olmasaydı, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulup gelemezdi’ demişlerdir. Bediüzzaman ise, ‘Kâinattaki, zeval, firak ve yokluk zâhiridir. Hakikatte ayrılık yok, visâl (kavuşma) var. Zeval ve yokluk yok bir yenilenme var. Kâinatta herşey bir nevî bekâya mazhardır. Ölüm bu fâni âlemden bâki âleme gitmektir. Ölüm ehl-I hidayet ve ehl-I Kur’an için öteki  âleme gitmeye vasıtadır. Hem dünya zindanından, Cennet bahçelerine bir davettir. Hem Rahman-ı Rahîm’in fazlından kendi hizmetine mukabil ücret almaya bir nöbettir. Hem hayat vazifesi külfetinden bir terhistir. Hem kulluğun ve dünya imtihanından ve dünya askerliğinin talim ve talimatından bir paydostur. Azrail Aleyhisselam bugün gelse, hoş geldin diye gülerek karşılayacağım’ diyor.

“Evet bu asra öyle bir Kur’an tefsiri lâzım ve elzemdir ki, Risale-I Nur gibi, akıl, fikir ve mantığı çalıştırsın, ruhi, kalb ve vicdanı tenvir etsin. Müslümanları ve beşeri uyandırsın, gafletten kurtarsın. (…)

“İşte biz Müslümanlar, böyle bir Kur’an tefsiri arıyor, böyle bir hidayet rehberini bekliyorduk. (…)

“Evet kardeşlerim!  Mucizeler mahzeni ve en büyük mucize olan Kur’an-ı Azimüşşan hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur, o kadar merak çeken, o kadar cazibedar, o kadar dehşetli ve muazzam hakikatleri ders veriyor ve meseleleri isbat ediyor ki, iman ve İslamiyet'in kıtalar genişliğinde inkişaf ve fütuhatına vesile oluyor ve olacaktır.

“Evet Risale-I Nur, kalblere o derece bir aşk ve muhabbet, ruhlara o kadar bir vecd ve heyecan vermiş, akıl ve mantıkları öyle bir tarzda ikna etmiş ve öyle bir  kalb itminanı hâsıl etmiştir ki, milyonlarca Nur Talebelerine, kendini defalarca okutmuş, yazdırmış ve bir ömür boyunca mütalaa ettirmiş ve senelerden beri de âdeta kendi kendini neşretmiştir.” 

Bu güzel tesbitler, Üstad Bediüzzaman’ı geniş kitlelere de tanıtmıştı.