Gökhan Açıkkollu davasında yeni tanıklık:

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Ağustos 6 2026
Paylaş
X Post
KHK'lı öğretmen Gökhan Açıkkollu, 5 Ağustos 2016'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gördüğü işkencenin ardından hayatını kaybetmişti. Açıkkollu'yla aynı nezarethanede kalan avukat Engin Emrah Biçer, yaşadıklarını TR724 muhabiri Sevinç Özarslan'a ilk kez anlattı.
Gökhan Açıkkollu davasında yeni tanıklık:

Açıkkollu'ya yapılan işkenceyi resmi kayıtlara ilk geçiren isimlerden biri olan Biçer'in yazdığı dilekçe, Anayasa Mahkemesi'nin bir ay önce açıkladığı ihlal kararında da referans gösterildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 20 Eylül 2016 tarihinde gönderilen dilekçesinde Biçer, gözaltında birlikte kaldığı Açıkkollu'nun döve döve öldürüldüğünü ve bu duruma en az on beş kişinin tanık olduğunu belirtmişti.

"YAZMA, SANA DA İŞKENCE YAPARLAR" UYARISINA RAĞMEN SUSMADI

Biçer, 15 Temmuz sürecinin hemen ardından, cezaevindeyken bu dilekçeyi kaleme almasının büyük bir cesaret gerektirdiğini söylüyor. Kendisini "yazma, sana da işkence yaparlar" diye uyaranlar olduğunu ancak bu uyarıları dikkate almadığını aktaran Biçer, KHK'lıların avukatlığını yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındığını ve Açıkkollu'nun vefatından bir gün önce tutuklanarak Silivri 9 Nolu Cezaevi'ne gönderildiğini belirtti.

27 ay Silivri Cezaevi'nde tutuklu kalan ve tahliye olduktan sonra bir Avrupa ülkesine yerleşen Biçer, Gökhan Açıkkollu ile geçirdiği günleri ve tanıklıklarını ilk kez TR724'e anlattı.


GÖZALTI SÜRECİ VE İLK KARŞILAŞMA

Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ve 10 yıl İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapan Biçer, 22 Temmuz 2016 sabahı gözaltına alındığını anlattı. İki gün farklı bir nezarethanede kaldıktan sonra 24 Temmuz'da Gökhan Açıkkollu'nun bulunduğu C koğuşu 3 Nolu nezarethaneye getirildiğini belirten Biçer, Açıkkollu'nun vefat ettiği 5 Ağustos'a kadar, yani 4 Ağustos'a dek onunla birlikte kaldığını söyledi.

Biçer'in anlattığına göre, iki kişilik nezarette beş kişi kalıyordu; aralarında adli tıp uzmanı Gürol Berber ve aile terapisti Efkan Yeşildağ da bulunuyordu. Sıcak ve havasız ortamda beş kişinin sırt sırta ancak sığabildiğini aktaran Biçer, şeker hastası ve panik atak rahatsızlığı olan Açıkkollu'nun bu koşullara dayanmakta zorlandığını, ilk başta içine kapanık olduğunu ve sürekli darp edildiğini sonradan öğrendiğini ifade etti.

"TİTREMEYE BAŞLAYINCA APAR TOPAR AŞAĞI GETİRİYORLAR"

Biçer, Açıkkollu'nun ilk ifadeye götürüldüğü gece ağır şekilde dövüldüğünü ve şeker komasına girdiğini, insülin iğnesini yapamadığı için korku ve panikle bu duruma sürüklendiğini aktardı. Titremeye başlayınca "ölecekse nezarette ölsün" mantığıyla apar topar aşağı getirildiğini belirten Biçer, bu süreçte Açıkkollu'nun psikolojisinin de ağır şekilde bozulduğunu, en ufak şeyden korkup ağladığını söyledi.

Biçer'in en yakından tanık olduğu olaylardan biri ise şöyle: Bir akşam ifadeye götürülmek üzere gelen polislerden biri, Açıkkollu'ya önceki gece işlerinin yarım kaldığını, az kalsın elden gideceğini söyleyerek insülin iğnesini vurup gelmesini, o gece kendisiyle işlerinin uzun süreceğini ifade etti. Bu sözleri duyan Açıkkollu'nun ağlamaya başladığını, nezarettekilerin de duygulandığını aktaran Biçer, o gece saatler süren bir götürülüşün ardından Açıkkollu'nun gece yarısı geri getirildiğini ve uzun süre hiç konuşmadığını anlattı.

"BURADA ALLAH YOK LAN DEDİLER"

Biçer, sakinleştikten sonra kendisine ne yaşadığını sorduğunda Açıkkollu'nun, vurmamaları için yalvardığını ancak "burada Allah yok" denilerek tekrar dövüldüğünü anlattığını belirtti. İsim vermesi için saatlerce dövüldüğünü aktaran Biçer, kendi kıyafetlerinden bir kısmını Açıkkollu'ya verdiğini de sözlerine ekledi.

ADLİ TIP RAPORLARINA ATIF

Her sabah Vatan Emniyeti'nin hemen yakınındaki Adli Tıp'a götürüldüklerini anlatan Biçer, bir kadın doktorun Açıkkollu'nun vücudundaki morlukları ve eziklikleri kayıt altına aldığını, göğüs, kol ve boyun bölgesinden fotoğraflar çekildiğini gözleriyle gördüğünü söyledi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın hazırladığı raporda da bu fotoğraflara atıf yapıldığını belirten Biçer, resmi ölüm raporunda kaburga kırıklarının kalp masajı sırasında oluştuğu yazılsa da kendi tanıklığına göre durumun farklı olduğunu vurguladı.

"İŞKENCE YAPAN POLİSLERİ GÖRSEM TANIRIM"

Biçer, işkence yapan polislerden ikisini net şekilde hatırladığını söyledi. Bunlardan birinin sarı saçlı, 1.70 boylarında ve 90-100 kilo civarında olduğunu belirten Biçer, diğerinin ise gazeteci-yazar Mümtazer Türköne'yi nezarethaneye getiren, 1.80'den uzun, zayıf yapılı ve saçlarını topuz yapan genç bir polis olduğunu, bu kişiyi gördüğünde Açıkkollu'nun irkilerek "bu da beni dövenler arasında" dediğini aktardı.

"VİCDAN AZABINDAN KURTULAMAZDIM"

Dilekçeleri yazdığı için F tipi cezaevine sürüldüğünü belirten Biçer, yazmamış olsaydı ömrü boyunca vicdan azabı çekeceğini söyledi. Açıkkollu'nun vefat haberini cezaevinde aldığını ve bir yakınını kaybetmiş gibi şok yaşadığını anlatan Biçer, o dönem nezarethanede bulunan yaklaşık 15 kişinin Açıkkollu'nun yaşadıklarına tanık olduğunu, tüm bu tanıklıkların ayrıntılarıyla kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. Biçer, aradan geçen on yılın ardından yaşananları daha ayrıntılı biçimde anlatabildiği için vicdanının şimdi daha rahat olduğunu sözlerine ekledi.