Kurban İbadeti Çocuklara Nasıl Anlatılmalı?
Bilmem ki kurbanın dinimizdeki yeri ve önemine değinmeye gerek var mı? Fakat konuya girmeden önce şu kadarını söylemekte de fayda olduğu kanaatindeyim.
Kurban ibadeti, İslam’ın en önemli sembollerinden (şeair) ve Allah’a yaklaşmanın mühim vesilelerinden biridir. Kelime anlamı “yaklaşmak” olan kurbanın; kulun Rabbine olan teslimiyet, fedakârlık ve sadakatinin bir işareti olduğunda şüphe yoktur. Kurban kesmek sadece bir hayvan boğazlama ameliyesinden ibaret değil, aynı zamanda insanın Allah’ın emirlerine olan bağlılığını fiilî olarak ortaya koyması demektir. Allah (cc), Kur’ân-ı Kerîm’de “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser, 2) buyurarak şartları tutan bütün müminlerden bu emri yerine getirmelerini istemektedir. Bundan dolayıdır ki müminler, dünyanın dört bir tarafında Zilhicce ayının onuncu gününde (Yevmü’n-Nahr, kurban kesme günü), hac ibadetini yerine getiren hacılarla birlikte hem Kurban Bayramı’nı kutlarlar hem de kurban keserek bu bayramı sosyal hayata taşımaya çalışırlar.
Kurban kesme ibadetinde ferdî, ailevî, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik, malî pek çok hikmetler olduğu muhakkaktır. Fakat kurban kesme emrine itaat eden bütün müminler, bütün bu faydalardan bağımsız olarak sırf Allah’a olan saygı (takva) ve bağlılıklarının gereği olarak kurban keserler. Zira bilirler ki Allah’a arz edilen ibadetlere O’nun zatının bir ihtiyacı yoktur. Burada önemli olan şey, Allah’a olan saygının eylem olarak yerine getirilmesi, gösterilmesidir. “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşan ancak sizin takvanızdır.” (Hac, 37) Allah (cc) de onların bu içten, samimi kulluklarına karşılık olarak o ibadetin peşine pek çok ferdî, ailevî ve sosyal faydalar takar.
Kurban ibadetinin temeli, İbrahim (as) ve oğlu İsmail (as)’ın Allah’a olan teslimiyet ve bağlılıklarının tezahür ettiği o meşhur kıssaya dayanır. Bu hikâyede, rüyasında üç defa oğlunu kesmesi vahyedilen İbrahim (as)’ın Allah’a teslim ve tevekkülü, İsmail (as)’ın çocuk denecek yaşta bu emre rızası vardır. Bizim kıssada dinlediğimiz fakat onların gerçekte yaşadıkları bu vakıa, onları adeta abideleştirir. İşte bu, Allah’a sadakat ve nefsi aşmanın, en sevilen şeylerin bile Allah uğruna feda edilebileceğinin ispatıdır. Kurbanın ruh ve manasını oluşturan şey de budur. (Saffât, 37/100-110)
Nasıl Anlatılmalı?
İbadetlerin yapılması kadar önemli bir husus varsa o da onun bir sonraki nesillere öğretilmesi, aktarılması meselesidir. Bu da başta anne baba olmak üzere öğretmenlere, mentörlere ve komüniteye düşen bir vazifedir. Çocukların bu önemli ibadete nasıl hazırlanacağı, bu konuya hem dinî hem de pedagojik anlamda ne tür bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği konusu üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur.
Ne kadar ilginçtir ki kurban ibadetinin dayandığı hikâyenin kahramanlarından biri de hem de en önemlisi bir çocuk; yani Hz. İsmail’dir. O, bir hayvanın kesilmesine şahit olmamış, bizzat kesilmekle karşı karşıya kalmıştır. Fakat o, bu zor imtihanı başarıyla geçmiş, insanlığa kıyamete kadar devam edecek bir bayrama vesile olmuştur.
Soruya dönecek olursak:
Öncelikle şunu ifade etmekte büyük bir fayda vardır: Dinen kurban kesen herhangi bir mükellefin kesim anında hazır bulunması faziletli olsa da, bu bir zorunluluk değildir. Dolayısıyla ikinci, üçüncü şahısların veya çocuğun kurban kesimi esnasında orada olma, hazır bulunma gibi bir zorunluluğu yoktur. Dolayısıyla meseleye dinden daha çok çocuk psikolojisi, çevre ve diğer faktörler açısından yaklaşılması isabetli olacaktır.
Bu açıdan bakıldığında her çocuğun aynı fıtratta olmadığı görülür. Onun yaşı, mizacı, yetiştiği çevre, psikolojik hassasiyeti, olayları algılama biçimi ve seviyesi; bütün bunlar her çocukta farklı farklıdır. Onun içindir ki soruya kısaca “evet” veya “hayır” gibi bir cevap vermek kolay değildir.
Yaş açısından konuyu ele alacak olursak uzmanlar kısaca şu hususlara değinmektedirler:
a- Birinci olarak küçük yaşlarda çocuklara kurbanın manevî ve sosyal yönü anlatılmalıdır. Dolayısıyla çocuk, kurbanı bir “hayvan kesim sahnesi” olarak değil de Allah’a bir ibadet, fakirleri sevindirme, yardımlaşma ve paylaşma vesilesi olarak algılamalıdır.
Çocukta bu algıyı sağlamak için de, yer yer Kurban Bayramı’nın bir sevinç ve neşe günü olduğu, insanların birbirlerini ziyaret ettiği, fakirlere yardım edildiği, Allah’ın verdiği nimetlere şükredildiği, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Allah’a teslimiyetinin nasıl olduğu hikâyesiyle birlikte anlatılmalıdır. Bu, onlarda şuuraltı ve zihnî bir alt yapı oluşmasına vesile olacaktır.
b- Bütün bunlara rağmen çocuk kesinlikle zorlanmamalıdır. Her ne kadar bazı ebeveynler olaya “Alışsın, korkmasın, erkek olsun vs.” gibi çok da dinde ve eğitimde yeri olmayan bir usulle yaklaşma eğiliminde olsalar da uzmanlar bunu katiyen doğru bulmamaktadır. Çünkü o manzaranın bazı çocuklarda psikolojik birtakım sarsıntılara neden olabileceği üzerinde durulmaktadır. Bu sarsıntılardan bazıları; gece kâbus görme, kaygı, yalnız kalamama korkusu, kan görmeye dayanamama veya et yemekten tiksinme şeklinde ortaya çıkabileceği ifade edilmektedir.
c- Çocukların geliştikleri çevre de önemlidir. Bazı çocuklar kırsalda, bazıları da şehirde yetişmişlerdir. Kırsaldaki çocuklar hayatın akışı içinde kümes hayvanlarının, küçükbaş ve büyükbaş hayvanların kesimine çoklukla şahit olmuş, alışmış olabilirler. Artık bu onlar için sıradan bir olay hâline geldiği için yine zorlamamak kaydıyla, kendileri ister ve merak ederlerse izleyebilirler, denilmektedir. Fakat şehirli çocukların bazıları için durum aynı değildir. Çünkü bu onlar için sıradan bir hadise değildir. Onun için yine uzmanlar, bazı çocukların 7 yaşa, bazı fıtrattaki çocuklar için de 11-12 yaşa kadar kesim olayına dâhil edilmemeleri gerektiğini ifade etmektedirler.
d- Diğer bir husus da eğer çocuk zamanla merak edip kesimi görmek isterse bu sürecin aşamalı olarak götürülmesidir. Bu aşamaların evveli, çocuğa sözlü anlatım yapılması; bir sonraki adımda uzaktan gözlem yapmasının sağlanması; bir dahaki safhada ise şayet çocuk kendini hazır hissediyorsa, kesim ortamına sokulması, yoksa sokulmamasıdır.
Takip edilmesi tavsiye edilen yollardan biri de belli bir yaşa kadar çocuğun kurban ibadetinde daha çok merhamet, yardım ve paylaşma yönüne dâhil edilmesidir. Bunun için de kurbanlık hayvanın bakım ve görümü, su verme işini yapması, onu sevip okşamasına izin verilmesi; kesimden sonra yine paketleme, fakir fukaraya dağıtma, bayram ziyaretlerinde bulunma gibi aktivitelerle bu dönemi değerlendirmenin, kurban ibadetini sevdirme adına yararlı olacağı yine uzmanlarca ifade edilmektedir.
Anlamsız, hedefsiz, keyfî bir şekilde hayvanların öldürülmesi, onlara eziyet edilmesi ise dinen kesinlikle doğru değildir. Hayvanlara iyi muamele etmek Allah katında büyük bir sevap olduğu gibi, onlara zulmetmek ve eziyet etmek de günahtır. Buna dair çok enteresan ayet ve hadisler vardır. Mesela ayetlerde hayvanlarla ilgili, “Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar.” (En‘âm Suresi, 6/38), “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” (İsrâ Suresi, 17/44) buyrularak hem onların ekolojik sistemdeki önemine hem de farklı bir buutta Allah’ı anan adeta ilahî memurlar olduklarına dair işaretler vardır.
Hadis-i şeriflerde ise: “Günahkâr bir kadın, sıcak bir günde susuzluktan dili dışarı çıkmış bir köpek gördü. Ayakkabısıyla kuyudan su çekip ona içirdi. Bu sebeple Allah onu bağışladı.” (Müslim, 151) buyurulmaktadır. Yine başka bir hadiste Efendimiz (as): “Bir kadın, bağladığı bir kedi yüzünden cehenneme girdi. Ona ne yemek verdi ne de onu salıp yerdeki haşerelerden yemesine izin verdi.” (Müslim, 151) buyurarak Allah katında hayvanlara eziyet etmenin ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını haber vermektedir.
İhtiyaç için hayvanları keserken bile merhametli olmayı tavsiye etmiştir: “Allah her işte ihsanı emretmiştir. Öldürdüğünüz zaman güzel öldürün; kestiğiniz zaman güzel kesin.” (Müslim, Sayd, 57) Çalıştırıldığı hâlde yemi ve suyu iyi verilmediğinden dolayı eti kemiğine yapışmış bir hayvanı görünce kızmış ve: “Şu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun!” buyurmuştu. (Ebû Dâvûd, Cihad, 44)
Rahmet peygamberi Efendimiz (as), çocukların hayvanlara karşı özel bir ilgi duyduklarını biliyor ve onlarla ilgileniyordu. Hz. Enes’in küçük kardeşi Ebû Umeyr’in çok sevdiği küçük bir kuşu vardı. Kuş ölünce çocuk üzülmüştü. Peygamber Efendimiz (as) de onun gönlünü almak, dikkatini dağıtmak ve üzüntüsünü hafifletmek için şefkatle: “Ey Ebû Umeyr! Nuğayr ne yaptı?” (Müslim, Edep, 30) buyurarak üzüntüsünü paylaşmıştı.
6-Evet, kâinatta bir yönetici konumunda bulunan insan; kendisine verilen yetki dairesinde, hizmetine sunulan diğer varlıklardan belli şartlar çerçevesinde istifade etmek, muhtaçlara yardımcı olmakla görevlidir. Bu vazifeyi yerine getirirken Allah’ın emirlerini de uygulamak zorundadır. Bu uygulamaların bazıları dış görünüşü itibariyle aklın ve hissin nazarında nahoş, kerih gibi gözükse de arka planda binlerce güzellikleri ve faydaları barındıran, saklayan uygulamalar olduğu da açıktır. Kurban ibadeti de bu tür ibadetlerden biridir.
Netice olarak; elden geldiği kadar çocukların duygu düşünce dünyasında kurban ibadetinin öncelikli olarak Allah’ın bir emri ve bu emirde de bir merhamet, bir yardım, bir paylaşım ahlakı olduğu öğretilmeli; kurban kesimi ise tabiî, bu maksada hizmet eden ikinci plandaki yönü olarak anlatılmalıdır. Sonuç olarak merhamete, yardımlaşmaya, paylaşma ve dayanışmaya vesile olan bir ibadet; korku ve kaygı eksenli olarak değil, sevgi ve şefkat eksenli anlatılmaya çalışılmalıdır. Zira İslam, çocuklarımızın sert ve duygusuz değil; duygu ve düşüncelerini merhamet ve adaletle dengelemiş, kulluk şuuruna ulaşmış birer fert olarak yetiştirilmelerini hedefler.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

KADİR GÜRCAN

CUMA KARAMAN

ARİF ASALIOĞLU

ABDULLAH AYMAZ

NUMAN YILMAZ YİĞİT

Tayyar'dan dikkat çeken çıkış: 'Sıcak yaz kapıda!'

Ofisinde ağır yaralı halde bulunmuştu; Mevlüt Çavu...

İddia: İsrail, İran'la yeniden çatışma için en üst...

ROK hesabına giren 51 milyon TL’yi inkar edemedi a...

Gıda fiyatları son 5 yılda dünyada yüzde 1.2, Türk...





