Nelson Mandela ve Fethullah Gülen Hocaefendi

Okuma Süresi 13 dkYayınlanma Pazar, Şubat 15 2026
Paylaş
X Post

‘’İntikamdan arınmış bir adalet ve insanlığa hizmet ortak paydası’

Tarih, farklı coğrafyalarda ve şartlarda yetişmiş olmalarına rağmen insanlığın ortak vicdanına hitap eden şahsiyetleri kaydeder. Nelson Mandela ve Fethullah Gülen Hocaefendi, bu anlamda birbirinden çok farklı hayat çizgilerine sahip olmalarına rağmen, insan onuru, adalet, barış, eğitim ve intikamdan uzak durma gibi temel değerlerde dikkat çekici bir ortak zeminde buluşurlar. Biri Güney Afrika’da ırkçı apartheid rejimine karşı mücadelenin sembolü, diğeri ise küresel ölçekte eğitim ve diyalog faaliyetleriyle tanınan bir fikir ve gönül insanıdır. Ancak her ikisini de tarih sahnesinde anlamlı kılan, güce değil ahlâka dayalı bir dönüşüm anlayışıdır.

İntikam Yerine Ahlâkî Üstünlük

Nelson Mandela, 27 yıl süren ağır hapis hayatından sonra özgürlüğüne kavuştuğunda, kendisine zulmeden sisteme karşı intikam çağrıları yapmadı. Aksine, “Geçmişle hesaplaşmak için değil, geleceği birlikte inşa etmek için buradayız” mesajı verdi. Onun bu tutumu, Güney Afrika’yı kanlı bir iç savaştan koruyan en önemli faktörlerden biri oldu.

Benzer şekilde Fethullah Gülen Hocaefendi de, maruz kalınan baskılar, hapisler, 12 Eylül 1980 tarihindeki askerî darbeden sonra aramalar, haksızlıklar ve mağduriyetler karşısında bile kin ve nefret dilini reddeden bir yaklaşımı savundu ve herkese de böyle davranılmasını tavsiye etti. Yazılarında ve konuşmalarında, “zulme zulümle karşılık vermenin yeni zulümler doğuracağı” fikrini ısrarla vurguladı. Ne kendisi, ne de onu sevenler ve talebeleri, asla en küçük bir gayri ahlaki, gayri hukuki bir söylem ve davranış içinde olmadılar. Kendisinin tavsiye ve gayretleriyle oluşan Hizmet Hareketi içindeki her seviyeden insan, bulundukları yerlerdeki dili, dini, kültürü farklı insanlarla güzel diyaloglar kurarak, dünyanın her yerinde böyle olmaya ve böyle kalmaya da devam ediyorlar.

Her iki isim de, ahlâkî üstünlüğün fizikî veya siyasî güçten daha kalıcı olduğuna inandılar ve onları seven ve takip eden insanlara da bu insani değerleri benimsettiler.

Barışçı Mücadele ve Şiddetsizlik İlkesi

Mandela’nın mücadelesi zaman zaman silahlı direnişle ilişkilendirilse de, liderliğinin olgunluk döneminde esas olarak uzlaşı, müzakere ve toplumsal barış ön plana çıktı. Devlet başkanlığı sürecinde izlediği kapsayıcı dil, eski düşmanları bile sürecin parçası hâline getirdi.

Fethullah Gülen Hocaefendi de en başından itibaren şiddetsizliği mutlak bir ilke olarak benimsedi. Düşünce dünyasında, şiddetin meşruiyeti yoktur; hak arayışı ancak hukuk, sabır ve sivil yollarla mümkündür. Bu yaklaşım, onun etrafında şekillenen eğitim ve diyalog hareketlerinin dünyanın farklı coğrafyalarında kabul görmesini sağlamıştır. Bu mükemmel yaklaşım, hâlen de aynen devam etmektedir.

Eğitimi Dönüştürücü Bir Güç Olarak Görmeleri

Mandela için eğitim, “bireyin dünyayı değiştirebileceği en güçlü silah”tı. Apartheid rejiminin bilinçli olarak kararttığı zihinleri aydınlatmanın yolunun eğitimden geçtiğine inanıyordu.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin düşünce sisteminde ise eğitim, yalnızca meslek kazandıran bir araç değil; ahlâk, sorumluluk ve evrensel değerler kazandıran bütüncül bir süreçtir. Onun ilham verdiği eğitim faaliyetleri, farklı din, dil ve kültürlerden insanları aynı çatı altında buluşturmayı hedeflemiştir ve neticede de bunları hayata geçirmiştir.

Senelerdir süren ve hâlen de devam eden böyle bir yaklaşımla, dünyanın her yerindeki farklı kültürlerde, neredeyse iki veya üç nesil bu şekilde yetişmiş ve öncelikle kendi ülkeleri olmak üzere, bütün insanlığa hizmet vermeye devam etmektedirler.

Her iki isim de eğitimi, toplumsal barışın en sağlam temeli olarak görmüştür.

Evrensel İnsan Onuru ve Kapsayıcılık

Mandela, siyahların özgürlüğünü savunurken beyazları dışlamayan bir dil kullanmıştır. “Özgürlük, sadece zincirleri kırmak değil; başkalarının özgürlüğüne de saygı göstermektir” sözü, onun insan merkezli yaklaşımını özetler.

Fethullah Gülen Hocaefendi de, dinler ve kültürlerarası diyaloğu savunarak “insanı, insan olduğu için değerli” kabul eden bir anlayışı öne çıkarmıştır. Onun düşüncesinde, farklılıklar çatışma sebebi değil, zenginlik vesilesidir. Bu yaklaşım, Mandela’nın “birlikte yaşama” vizyonuyla örtüşmektedir.

Türkiye’de iken, Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye’de yaşayan her etnik grupla diyaloglar kurmuş, onları ziyaret etmiş, davet etmiş, onların istek ve ihtiyaçları çerçevesinde o güne göre elindeki her türlü imkânı onlarla paylaşmıştır. Hizmet Hareketi içindeki insanlar da, bu yaklaşımları aynen devam ettirmişlerdir.

Türkiye’de edinilen bu hassas ve çok önemli yaklaşımlar, daha sonra dünyanın her yerine yayılmıştır. Şu anda da pratikleri yapılmaya devam edilmektedir. Bu aktivitelerin de ne başında, ne de sonunda hiçbir beklenti ve farklı bir söylem olmamıştır, hâlen de bu insani yaklaşım sürdürülmektedir.

Nelson Mandela ve Fethullah Gülen Hocaefendi, farklı dünyaların insanları olsalar da, insanlığın ortak ahlâk mirasına katkı sunmuş iki önemli şahsiyettir. İntikam yerine affı, şiddet yerine barışı, cehalet yerine eğitimi tercih eden bu iki isim, günümüzün çatışmalarla dolu dünyasına hâlâ güçlü mesajlar vermektedir.

Onların hayatları bize şunu hatırlatır: Gerçek değişim, başkalarını ezerek değil; insanı yücelterek mümkündür. Bu anlayış, sadece kendi dönemleri için değil, geleceğin dünyası için de yol gösterici olmaya devam etmektedir.

Aşağıda sizlerle paylaşacağım bir durumu yazmazsam vefasızlık olur düşüncesiyle kaleme aldım. İnşallah bu makaleyi okuyan sizler de, insanlık adına bu güzel gayretlerin daha mükemmellerini yaparsınız.

İstanbul’un tanınmış iş adamlarından Ali Kervancı Abinin bizzat kendisinden dinlediğim bir konu aynen şöyleydi: “Eskiden beri tanıdığım ve birlikte çalıştığımız Fethullah Gülen Hocaefendi’yi Amerika’da bulunduğu yerde ziyaret ettim. Amerika’da Washington’da büyük bir cami ve külliye yapmak istediğimi ona söyledim. Fethullah Gülen Hocaefendi de, ‘Sen bu cami ve külliyeyi, Güney Afrika’da Johannesburg’la yap’ dedi.”

Ali Kervancı da Güney Afrika’ya gider. Mandela’dan randevu alır ve bu fikrini onunla paylaşır. O da projeye bir klinik eklemesini ister. Klinik de yapılır ve Güney Afrika Devletinin kullanımına verilir. Hâlen de aynı şekilde devam etmektedir. Sonra içinde cami, klinik, okul, restoran, alışveriş merkezi, mezarlık gibi yerleri projesine koyar ve buranın inşaatına başlar.

Tam başlangıç zamanında ben de iki misafirimizle birlikte onu ziyarete gitmiştim. Bize şöyle bir ayrıntıyı da anlatmıştı; “Eğer Hocaefendi bana Güney Afrika’da yaptır deseydi buraya gelmeden ben, ilgili insanları gönderir ve bu külliyeyi yaptırırdım. Ama bana ‘Sen git orada yap’ deyince ben de kendim geldim. Sonra da gördüğünüz gibi bu inşaatın başındayım” demişti.

O zaman kendisi, bir karavanda yatıyordu. Her konunun uzmanını bularak çok mükemmel bir proje yaptırdı. Hemen her safhasında bizzat kendisi de bulunarak onları takip etti.

Bu kampüs veya külliye bitip hizmet vermeye başlayınca, kendisi yine hem misafirleri ağırlıyordu hem de külliyenin her yerinde bir ihtiyaç var mı diye düzenli olarak kontrol ediyordu.

Külliyenin açılışına ben de arkadaşım ve aynı zamanda hocam olan, İsviçreli Prof. Dr. Pierre Montandon’la birlikte katılmıştık. Hoca, Ali Abiyle de dost olmuştu. O artık yerli, yabancı herkesin “uncle Ali”si olmuştu.

Vefat edince, cenazesi bu külliyenin yanındaki yapılmış olan mezarlığa defnedildi. Daha sonra eşi vefat etti ve bu mezarlığa defnedildi. Kendisi de 100 gün sonra vefat etti ve eşinin yanına defnedildi. Allah onlara rahmetiyle muamele buyursun.

Aslında bu tek hadise bile, düşünen ve sorumluluk sahibi her birimize, herkese çok mükemmel yaşayan bir örnektir.

Geleceğin dünyası, inşallah bu gibi güzel niyet ve aksiyonlarla başlatılmış, devam ettirilen çalışmalarla kavgasız, savaşsız, birbirine saygı gösterebilen insanların oluşturduğu bir yer olsun ve bu şekilde gelecek nesiller de birbirlerini severek, kabul ederek yaşamaya devam etsinler.

Allah bu güzel gayretleri kendi rızası istikametinde hayırlı ve mübarek eylesin. Bizlere de benzerlerini yapmayı ve yapılanları da devam ettirmeyi lütuf buyursun.