Nerede duruyor?

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Mart 23 2026
Paylaş
X Post


Her zaman olduğu gibi Türkiye bölgede yaşanan hareketliliğe rağmen oturacak bir sandalye bulamıyor ve ayakta kalmaya mahkum. Durumdan vazife çıkaranlara göre, çeyrek asırdır sözümona savaş yatırımları bu günler için imiş? Gerçekten mi? Nereden belli? S-400'lerin raf ömrü çoktan doldu. Çok değil bir kaç yıl sonra bitpazarında hurda fiyatına satıldığını duyarız.

 

Strateji yoksunluğu iktidar cephesini kendi dar kalıpları içine hapsetti. Yan yana durup selfie çektirdikleri İran ile karşı karşıya geleceklerini hesap etmemişlerdi. ABD ve İsrail cephesinden gelecek bir füze ile er meydanına dalıp son dakika sürprizi ile skorları değiştirmeyi bekliyorlar. Yedek kulübesinde “Hocam beni oyuna bir sok maçın kaderini değiştireyim!” diyen zavallı oyuncunun kendi durumunu takdirden acziyeti işte bu. İkinci el oyucular için rakibin, oyunun ya da kadroda kimlerin yer aldığının bir ehemmiyeti yok. Yeter ki bir kez oyunda görünsünler.

 

Türk hava sahasına iki hafta içinde üç füze girdi ve NATO'nun zamanındaki müdahalesi ile şimdilik hadise İran'ın iktidara taktığı üç gol ile devam ediyor. İran-Saray romantizmi arasına giren adrese teslim “İran'dan sevgilerle!” füzeleri ağızlarının tadını bozdu. Neyse ki -iktidar ve Saray'ın değil- Türkiye'nin coğrafik kredisine itibar eden NATO,  müttefik ülkelerin güvenliğini sağlama konusunda geçici iktidarların haris ve kalifiyesiz lider kadrosuna göre strateji belirlemiyor. Saray medyasının işin başında İran ve Putin'e sırtını dayayıp “NATO'dan çıkma zamanı!” efelenmeleri şimdilik derin dondurucuya konuldu. Kafası dumanlı İran'ın körfez ülkelerine başlattığı rastgele saldırılarda Türkiye'yi de hedef alacağı kimin aklına gelirdi ki? Başta hazret ve Saray mahallesini Perşembe Pazarı gibi dağıtan da bu oldu.

 

Yıllardır komşu ülkeleri terör örgütleri ile vuran İran, işler sarpa sarınca bu kez aracıya ihtiyaç duymadan işe kendisi vaziyet etmeye başladı. ABD'li siyasetçiler ise bu saldırganlığı “İran'ın yakın komşularına yaptığı saldırılar, bölgede başlattığımız operasyonun haklılığını gösteriyor!” tesbitleri ile ele alıyorlar. Kısacası “Acemi çoban, sürüye kurt çağırır!” Şu an İran özelinde Ortadoğu'da yaşanan krizin sorumlusu belli.

 

İktidar tetikçilerinin “Füzeleri vurduk!” haberini yaparken NATO detayını ellerinden geldiğince görünmez kılmaya çalışmalarını; “Utanıyorlar amcası, bırakın öyle yapsınlar. Alışırlar!” irfanı ile geçiştirelim. Seçmen tabanına şirin görünmek için İran'ın “Füzeler bize ait değil!” iddiaları tutunabildikleri tek seçenek. Zira İran füzelerinin reklamını yapanlar yine havuz medyası. Füzeler üzerine yazılan sade suya tirit aforizmalara olduğundan fazla mana yükleyip akıllarınca işin manevi boyutunu köpürtecekler. Oğul Hamaney'in hastane odasından “Füzeleri biz atmadık!” sayıklamaları yüksek ateşten kaynaklanıyor olsa gerek. Bunu bize değil önce Başbakanı Pezeşkiyan'a anlatsın. Eğer ikna olursa, beraber basın toplantısı yapıp, noter huzurunda yemin etsinler.

 

İran merkezli üç füze Saray medyasının beklentilerini karşılamadığı için maksat da hasıl olmadı. Bu bir niyet okuması değil. İktidarın maaşlı ekibi “Keşke İsrail bizi de bombalasa!” beklenti ve temennilerini gizleme ihtiyacı duymuyorlar. Ramazan mübarek gün dinin bütün referanslarını seferber eden iktidar bezirganlarının İran örneği ile bir kez daha çöktüğüne şahit oldukları demode ideolojiyi kendilerinin ayakta tutacağına inanmışlar.

 

Dini naslar, tarihi materyal ve mitolojik kahramanlıkların bolluğu, dini bile olsa çöken sistemleri ayakta tutmaya yetmiyor. Dini metinleri füzenin üzerine de yazsanız hedefini tayin edemediğiniz zaman burun üzerine çakılmaya mahkum olduğunu kaç defa test edeceksiniz? Yanlışta ısrar etmek tutarlılık ya da kararlılık değil düpedüz bağnazlık ve budalalık kabul ediliyor.

 

Üçüncü haftasına giren ABD, İsrail-İran krizi konusunda Türk iç piyasasında kafalar hala karışık. Herkes krizde Türkiye'nin nerede durduğunu merak ediyor. Saray ve Dışişleri'nin tutarlılıktan yoksun tavırları da bu merakı derin korkulara dönüştürüyor. Bölgedeki olağanüstü hareketliliğe rağmen Saray ve Dışişlerinin bir araya geldiğini gören varsa, haberdar etsin. Yoğun gündemden dolayı kaçırmış olabiliriz. Onlar hala Saray sonrası veliaht krizi ile meşgullerse hiç şaşırmayız.