Peygamber Efendimizin mübarek sakalları...
Lihye-i Şerife, lihye-i Saâdet (Peygamber Efendimizin Aleyhisselam sakalı) hakkındaki hadis-i şerif bilgilerine göre, sakalından düşen sakal telleri en fazla 50-60 tane… Ama pek çok câmide sakalından teller var. Bunun izahı hakkında Üstad Hazretleri diyor ki: “Lihye-i Saâdet, yalnız o mübarek sakal tellerinden ibaret değil, belki mübarek başının traş oldukça hiçbir şeyini kaybetmeyen Sahabeler, o nurlu, mübarek ve daimi yaşayacak saçları muhafaza etmişler. Onlar, binlercedir; şimdiki mevcuda müsâvi gelebilirler.”
Bizzat birinci ağızlardan seneler önce dinlediğim iki olay bana da tam kanaat veriyor:
Arkadaşımız Mümin Bey anlattı:
Bir ara türbelere merak sarmıştım. Bilhassa devlet ile olan ve çözemediğim problemler ve haksızlıklardan kurtulmak için Yavuz Sultan Selim Türbesine ziyarete gider ruhuna dualar okur, manevî istimdatta bulunur ve gerçekten karşılık görürdüm. Sıkıntılarımda Eyüp Sultana giderdim. Böylece pek çok türbe ve türbedar ile dostluğum ve ahbablığım oldu. Bir gün bir tanesi bana dedi ki: “Bende mühim bir emanet var. Fakat tam emin birisini bulsam, kendisine vereceğim.” der. Emanetlerin de sekiz tane Lihye-i Şerif olduğunu söyledi. Bunu aldım, İzmir’e götürdüm. Orada göreceğini görüp “Evet emaneti emin bir zât” demesinden sonra emanetleri bana verdi.” Emanetleri almasından sonra Mümin Bey bir sayar bakar ki, sekiz değil, dokuz tanedir. Bir tanesini cebine atar, sekiz tanesini Emin Zat’a teslim eder. İstanbul’a döner, evini bir ziyaretgâha çevirir adeta. Bütün dostlarını davet eder. Hepsine o tek mübarek sakalı gösterir. Salavatlarla öpüp koklarlar. Ama birden işleri, ticaretleri ters gitmeye başlar. İzmir’e gideyim de o mübarek EMİN ZAT’tan bir dua isteyeyim der. Uçağa atlar gider. Bakar ki o, dostlarına sohbet ediyor, bir şeyler anlatıyor. Bu salona girince o zat birden gerginleşir ve kalkıp odasına gider, biraz sonra kendisini yanına çağırtır. Mümin Bey yanına girince doğrudan “Sende, sende olmaması gereken bir emanet var mı?” diye sorar. Mümin Bey önce meseleye intikal edemez. İkinci defa sorunca hemen işi anlar. “Evet” demek zorunda kalır. Ellerini arkadan öne getirir ve tuttuğu güzel bir kutuyu vererek, “Hemen derhal git, onu bunun içine koyup getir.” der. O da emrini yerine getirir; işi ve ticareti de düzelir…
İkincisini Levni Topuzbaş anlatmıştı… Bunlar bir sanatçı grubu. Giyim kuşamları da bildik modern sanatçılarınki gibi… Ama bunlar inançlı, özümüze ve kökümüze bağlı gençler… Tenekeli evlerde yaşayan insanlarımıza da gidip hizmet veriyorlar. Bir seferinde teneke mahalleli birkaç genç, bunlara “Ya bu rapçıların ne işi var buralarda?” demesine karşılık, onları tanıyan mahalleli bir genç “Bunlar rapçı değil; Rabçı yani Allah’çı bunlar!..” diye karşılık verir.
Levni Bey gayr-i meşru işlere bulaşmış ve emniyette pek çok suç dosyası bulunan gençlerle ilgilenir ve onu ikna ederek alın teriyle geçimini sağlayacağı bir iş bulur. Namaza da başlayan bu genç bir akşam, bakımsızlıktan metruk gibi bir hâle düşmüş bir camiye uğrayıp akşam namazını kılmak ister. Fakat içeriye bir bakar ki, lâubalî insanlar, ayakkabıları ile içeride dolaşmaktadırlar. Buna şahit olunca bütün vücudu titremeye başlar. “Şimdi içeri girsem bunları gebertmem gerekir; içeriye girmeyeyim, namazımı evde kılarım” der. Fakat o gece rüyasında kendisini bu camide görür… Caminin içinde M. Fethullah Gülen Hocaefendi’den ders dinleten bir öğrenci gibi diz çökmüş vaziyette Kur’an okumakta ve bir zat da onu dinlemektedir. Genç, Hocaefendiye “Bu kimdir?” diye işaretle soru sormakta fakat Hocaefendi elini ağzına götürerek sus işareti yapmaktadır. Sonra o zât kalkıp gidince Hocaefendi gence “Bu camiyi iyice bir elden geçir ve tamir et” der. O da “Hocam benim umre için biriktirdiğim azıcık bir param var” deyince, “Sen onu camiye harca” der. Genç bu arada bohça gibi bir şey görür ama üzerinde pireler zıplayıp durmaktadır. Böylece uyanır. Her şeyi elden geçirip tamire başlar. Ama parası yetmez. Gelip rüyasını ve durumu Levni Beye anlatır. Beraber camiye giderler. Etrafı kolaçan ederken minberin yanında bir bohça ve bezler görürler ve üzerinde bit pire uçuşmaktadır. Rüya akıllarına gelir. Bohçayı açmaya başlarlar… Bir de bakarlar ki, Efendimizin (S.A.S.) mübarek sakalları var. Dehşete kapılırlar. Hemen alırlar onları ipek bohçaların içine alıp özel bir kutu tasarlayıp yaparlar ve içine yerleştirirler…
Levni Bey bir din görevlisi olan ağabeyini arar. O da “Bugün cumadan sonra Müftülüğe gideceğim. Orada buluşalım. Seni muhterem müftümüzle tanıştırayım.” der. Cumadan sonra müftülüğe giden Levni Beyi kılığından kıyafetinden dolayı binanın her katında sorgu-suale tâbi tutarlar. Seba semavat (Yedi kat gökler) gibi yüksek bu binanın üst katına ben bir saatta çıkamam, randevuma geç kalırım diye üçüncü katta “Niye geldiniz?” diye soru soran görevliye “Müslüman olmaya geldim!..” deyince hemen apar topar Levni Beyi Müftü Efendinin huzuruna çıkarır. Derhal kameraları hazırlarlar. Durumun farkına varan Levni Beyin Ağabeyi “Ne oluyor böyle?” diyerek Müftü Efendiye “Hocam, bu benim kardeşim!” der. Şaşkınlık geçiren Müftü Efendiye bizim Levni Topuzbaş durumunu anlatır. Hem de “Özür dilerim, size zamanında ulaşmak için başka çarem yoktu” der.
Bu arada Levni Bey, birilerinin Müftü Beye şikayette bulunduklarına şâhit olur. Camiye müdahale eden bir gençten bahsedilmektedir. Müftü Bey “Öyleyse polise haber verelim onu gözaltına alsınlar” dedi. Levni bey hemen araya girip “Ben o genci tanıyorum. O iyi niyetli birisi… İsterseniz hemen buraya getirebilirim” der. Müftü Bey “Çağır öyleyse” der. Çağırınca gelir. Bütün samimiyetiyle olanları anlatır. Müftü Efendi de: “Be evladım. Niyetin iyi ama… Yaptığın kanunsuzluk… Hemen bir dernek kurun ve yaptığınız iyiliği kanun dairesinde yapın” der. Anlaşırlar…
Benim kanaatım, bu mübarek sakallar, kesin olarak Efendimize (S.A.S.) aittir. Muhtemel olarak O’na ait olmayanlar varsa bile, bu ihtimale karşı Üstad Hazretleri diyor ki:
“Hatırıma geldi ki: Acaba her câmide bulunan, sahih, sağlam senetle bu saç Hz. Peygamber’in (S.A.S.) saçı olduğu sâbit midir ki, ona karşı ziyaret makbul olabilsin? Birden hatıra geldi ki, o saçların ziyareti vesiledir. Resul-i Ekrem’e (S.A.S.) karşı salavat getirmeye sebep ve bir hürmet ve muhabbete vesiledir. Vesilelik ciheti o şeyin zatına bakmaz, vesilelik cihetine bakar. Onun için eğer bir saç hakiki olarak Efendimizin (S.A.S.) mübarek sakalından olmazsa bile, madem zâhir hâle göre öyle telakki edilmiş ve o vesilelik vazifesini yapıyor, hürmete, teveccühe ve salâvata vesile oluyor; kesin senet ile o saçın zâtını teşhis ve tayin lâzım değildir. Yalnız, aksine kesin delil olmasın, yeter. Çünkü genel kabul umûmî anlayış, ümmetin kabulü, bir nevi delil hükmüne geçer. Bazı ehl-i takva böyle işlerde, ya takvâ veya ihtiyat veya azîmet noktasında ilişseler de, hususî ilişirler. Bid’at da yani sonradan çıkan şeylerdendir deseler de, bid’at-ı hasene (dinin aslına uygun olan güzel şeyler) nevinde dâhildir. Çünkü salâvata vesiledir.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

HÜSEYİN ODABAŞI

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

Uçum’dan Kavala kararı sonrası AİHM’e sert tepki: ...

İmralı'dan Tutanak İddialarına Yanıt: "Gerçek Dışı...

Konut fiyatlarında sürpriz şehir öne çıktı! Zirve ...

Gülistan Doku cinayetinde çarpıcı detay! Eski Vali...

Ankara'da alacaklarının peşine düşen madencilere p...




