Popülist Siyaset Mandela'nın Mirasını Eritiyor

Bir zamanlar Güney Afrika, Afrika kıtasının umuduydu.
Nelson Mandela'nın affediciliği, Desmond Tutu'nun uzlaşı çağrıları ve "Gökkuşağı Ulusu" ideali yalnızca Güney Afrikalılar için değil, tüm Afrika için ilham kaynağı olmuştu. Apartheid'a karşı verilen mücadele, kıtanın ortak mücadelesi olarak görülüyordu. Tanzanya, Zambiya, Mozambik, Angola, Zimbabve, Gana ve daha birçok Afrika ülkesi, Afrika Ulusal Kongresi'ne (ANC) kapılarını açmış; binlerce ANC mensubu yıllarca bu ülkelerde eğitim görmüş, barınmış ve uluslararası destek bulmuştu.
Bugün ise tarih acı bir ironiyle yeniden yazılıyor.
Pan-Afrikanizm düşüncesinin yeniden yükselişe geçtiği, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) ile kıta ekonomisinin bütünleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde, Afrika'nın en sanayileşmiş ülkesi olan Güney Afrika giderek kendi kıtasından uzaklaşan bir görüntü veriyor.
Elbette her egemen devlet gibi Güney Afrika'nın da düzensiz göçle mücadele etme hakkı vardır. Belgeleri bulunmayan kişilerin sınır dışı edilmesi hukuk çerçevesinde devletlerin doğal yetkilerinden biridir. Nitekim İçişleri Bakanı Leon Schreiber göreve geldiğinden bu yana düzensiz göçe karşı daha sert politikalar izliyor.
Sorun ise burada başlamıyor.
Sorun, göç meselesinin giderek seçim siyasetinin en güçlü propaganda aracına dönüşmesinde yatıyor.
ActionSA, Patriotic Alliance ve son dönemde MK Partisi başta olmak üzere bazı siyasi partiler, yıllardır artan işsizliği, suç oranlarını ve kamu hizmetlerindeki aksaklıkları yabancılarla ilişkilendiren bir siyasi dil benimsedi. Ekonomik sıkıntılar yaşayan toplumlarda bu söylem doğal olarak karşılık buldu. Beyazların partisi olarak bilinen, iktidar ortaklarından anamuhalefet Demokratik İttifak (DA) ise göçmen karşıtı politika izlemiyor ama Afrikalı göçmenlerin gitmesini isteyenlerin başında geliyor. Bir zamanlar ırkçı Apartheid rejiminin şekillendirdiği şehir merkezlerini uluslararası yatırımcılarla yeniden inşa ederek büyük ekonomik kazançlar elde etmeyi hedefliyor.
2001 yılından itibaren Afrikalı göçmenlere yönelik giderek tırmanan yabancı düşmanlığı (xenophobia), 2008'de 64 göçmenin hayatını kaybettiği saldırılarla kanlı bir dönüm noktasına ulaştı. 2021'de Operation Dudula, 2025'te ise March and March hareketlerinin yabancıları devlet hastaneleri, okullar ve kamu hizmetlerinden dışlamaya başlamasıyla Güney Afrika, Afrikalı göçmenler için yaşam alanının her geçen gün daraldığı bir ülkeye dönüştü.
Ancak popülist siyaset kısa vadede oy kazandırırken, uzun vadede toplumları birbirinden koparıyor.
Dün ülke genelinde düzenlenen göçmen karşıtı protestolar, polis ve Güney Afrika Ulusal Savunma Kuvvetleri'nin (SANDF) yoğun güvenlik önlemleri sayesinde büyük ölçüde barışçıl şekilde tamamlandı. Bu durum memnuniyet vericidir. Ancak güvenlik güçlerinin başarılı operasyonu, toplumda son yıllarda giderek büyüyen yabancı karşıtlığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Asıl soru, protestoların nasıl geçtiği değil; bu noktaya neden gelindiğidir.
Bugün yalnızca belgesiz göçmenler değil, geçerli oturma ve çalışma iznine sahip çok sayıda Afrikalı da kendisini güvende hissetmediği için evini terk ediyor. Bazıları ülkelerine dönüyor, bazıları ise başka ülkelere gitmenin yollarını arıyor. Korku, hukuki statü ayırt etmeksizin birçok yabancının günlük hayatını belirleyen bir duygu hâline geldi.
Oysa veriler, siyasi söylemin her zaman gerçekleri yansıtmadığını gösteriyor.
Resmî tahminlere göre Güney Afrika'da yaşayan göçmenler ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 4'ünü oluşturuyor. Ülkedeki yüksek işsizliğin temel nedenleri arasında yıllardır düşük ekonomik büyüme, elektrik krizi, kamu yönetimindeki zafiyetler, eğitim sorunları ve yolsuzluk gösteriliyor. Buna rağmen yabancılar, toplumdaki birçok sorunun başlıca sorumlusu gibi sunuluyor.
Bu kaygılar artık yalnızca sivil toplumun değil, Afrika hükümetlerinin de gündeminde. Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama, Ganalıları da hedef alan yabancı düşmanı saldırılar karşısında Güney Afrika makamlarının yetersiz kaldığını belirterek ülkesinin vatandaşlarını tahliye etme kararını savundu. Mahama bununla birlikte sorunun yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceğini vurgulayarak Afrika ülkelerine, yabancı düşmanlığını besleyen ekonomik ve yapısal nedenlerin ortadan kaldırılması için Güney Afrika'yla birlikte hareket etme çağrısı yaptı. Benzer şekilde Nijerya Dışişleri Bakanı Bianca Odumegwu-Ojukwu da Güney Afrika hükümetinin Nijeryalılara yönelik şiddeti yeterince güçlü biçimde kınamadığını söyleyerek bunun iki ülke arasındaki tarihî dayanışma ruhuna zarar verdiğini ifade etti. Nijerya'nın apartheid döneminde Güney Afrika'nın özgürlük mücadelesine verdiği desteği hatırlatan Abuja yönetimi, yaşananların kıta genelinde ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını dile getirdi.
Bu durum yalnızca sosyal barışı tehdit etmiyor.
Güney Afrika'nın ekonomik çıkarlarını da riske atıyor.
Çünkü Güney Afrika, Afrika kıtasında en fazla yatırım yapan ülkelerin başında geliyor. MTN, Shoprite, Standard Bank, FirstRand, MultiChoice, Sanlam ve Pepkor gibi Güney Afrika merkezli şirketler onlarca Afrika ülkesinde faaliyet gösteriyor. Milyarlarca dolarlık yatırımlar sayesinde Güney Afrika şirketleri kıta ekonomisinin ayrılmaz parçalarından biri hâline geldi.
Afrika aynı zamanda Güney Afrika'nın en önemli ihracat pazarlarından biridir. Ülkenin mamul ürün ihracatının önemli bir bölümü diğer Afrika ülkelerine gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla kıta genelinde oluşacak olumsuz kamuoyu yalnızca diplomasiyi değil, Güney Afrika ekonomisini de doğrudan etkileyebilir.
Bunun örnekleri geçmişte görüldü.
2019 yılında yaşanan yabancı düşmanı saldırılar sonrasında Nijerya başta olmak üzere birçok Afrika ülkesinde Güney Afrika şirketleri protesto edildi. MTN mağazaları hedef alındı, Shoprite şubeleri kapatıldı ve Güney Afrika markaları ciddi ekonomik zarar gördü.
Bugün benzer bir atmosfer yeniden oluşursa, bunun faturası yalnızca yabancılara değil, Güney Afrika ekonomisine de çıkacaktır.
Daha da önemlisi, Pan-Afrikanizm yara alacaktır.
Afrika Birliği yıllardır kıta içinde insanların, malların ve sermayenin daha rahat hareket edebilmesi için çalışıyor. AfCFTA'nın başarısı sadece gümrük vergilerinin kaldırılmasına değil, Afrikalıların birbirine güvenmesine de bağlıdır.
Eğer Afrika'nın en gelişmiş ülkesi, diğer Afrikalılar için korkuyla anılan bir ülkeye dönüşürse, Pan-Afrikanizm yalnızca zirvelerde yapılan güzel konuşmalardan ibaret kalacaktır.
Üstelik tarih çok nettir.
Apartheid döneminde ANC'nin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsur, Afrika ülkelerinin dayanışmasıydı.
Tanzanya eğitim kamplarına ev sahipliği yaptı.
Zambiya sürgündeki ANC yönetiminin merkezi oldu.
Mozambik ve Angola lojistik destek sağladı.
Gana, Güney Afrika'nın özgürlük mücadelesini uluslararası platformlarda savundu.
Nijerya ise yalnızca diplomatik destek vermekle kalmadı; ANC'ye uzun yıllar mali yardım sağladı, apartheid rejimine karşı uluslararası yaptırımların en güçlü savunucularından biri oldu ve Güney Afrika'nın özgürlüğü için önemli siyasi bedeller ödedi.
Bugün aynı ülkelerin vatandaşlarının Güney Afrika sokaklarında kendilerini istenmeyen insanlar olarak hissetmeleri, sadece bir göç tartışması değildir.
Bu, tarihî hafızanın aşınmasıdır.
Nelson Mandela'nın dünyaya bıraktığı en büyük miras, farklılıkların birlikte yaşayabileceğini göstermesiydi.
Bugün ise popülist siyaset, ekonomik sorunların gerçek nedenlerini tartışmak yerine kolay hedefler seçiyor.
Çünkü yabancıları suçlamak, elektrik krizini çözmekten daha kolaydır.
Göçmenleri hedef göstermek, yeni istihdam alanları oluşturmaktan daha kolaydır.
Toplumu bölmek, ekonomiyi düzeltmekten daha kolaydır.
Ancak kolay siyaset, güçlü devlet üretmez.
Eğer bu dil devam ederse Güney Afrika yalnızca yabancı yatırımcıları kaybetmeyecek.
Afrika'nın güvenini kaybedecek.
Ve belki de en acısı, Nelson Mandela'nın dünyaya bıraktığı ahlaki mirası, seçim meydanlarında tüketen bir ülke olarak anılacaktır.
Siyasetin giderek daha ayrıştırıcı bir dil benimsediği Güney Afrika'nın en büyük avantajı ise, sendikal hareketten gelen ve 1994'te demokratik Güney Afrika'nın kuruluş sürecinde beyaz yönetimle yürütülen müzakerelerde önemli rol oynayan Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın uzlaştırıcı liderliği ile hukukun üstünlüğünü korumaya çalışan güvenlik güçleri ve bağımsız yargı kurumları.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

TÜRKMEN TERZİ

HÜSEYİN ODABAŞI

SAFVET SENİH

ABDULLAH AYMAZ

KADİR GÜRCAN

İYİ Parti'den Bahçeli'ye askeri hastane tepkisi: "...

AKP iddialarına Cemil Tugay'dan net cevap: "Böyle ...

NATO protestolarında tutuklanan 75 yaşındaki TEMA ...

Komedyen Deniz Göktaş TBMM gündemine oturdu: ‘Değe...

Hangi enflasyon doğru? İTO açıkladı: İstanbul’da y...






