Ramazan; muhtaçları anlama, el uzatma ayı
Dini mükellefiyetlerin kul ile Rabbi arasındaki münasebetlere bakan yönü olduğu gibi kul ile kullar arası münasebetlere, sosyal hayata bakan yönleri de vardır. Mümin, Allah’ın emrettiği hususları yerine getirirken hem O’na (cc) olan vazifesini yerine getirmiş hem de bununla insana, topluma bir katkı, yarar sağlamış olur. Hatta bazı emir ve yasakların hikmetlerine bakıldığı zaman onların direkt olarak kişi ve toplum yararına bir kısım emir ve yasaklar olduğu görülmektedir. Bugün bu konunun sadece Ramazan ayı ve oruç ile ilgili tarafına değinmeye çalışacağız.
Ramazan ayı
Cenab-ı Hakk'ın rahmetinin tecelli ettiği bir ay olması hasebiyle, bu ayda,
Allah'ın af, rahmet ve merhameti, Ramazan'ı değerlendiren her kulun -seviyesine
göre- kalbini huzur, sevinç ve şefkat sarar, doldurur. Kalp ve ruhu rahmetle
coşan müminler en yakından en uzağa kadar çevrelerindeki herkese ve her
nesneye, içlerindeki bu şefkat ve merhameti yansıtırlar. Bu şefkat ve merhamet
toplumda, insanlar arasında, birbirlerini sevme-sayma, görüp-gözetme,
yardımlaşma, kardeşlik, birlik-beraberlik, hoşgörü, affetme, barış, müsamaha
şeklinde kendini gösterir. Ramazan ayında oluşan bu sevgi, saygı, şefkat
atmosferi kardeşlik duygularını geliştirdiği gibi aynı zamanda sosyal hayattaki
pek çok problemin çözümüne de katkı sağlar.
Açın, Fakirin
Halinden Anlama Adına Ramazan Ayı
Bu konuyu ele
alırken Üstad Bediüzzaman (ra)'ın Ramazan Risalesi'ndeki şu tespitlerini aynen
aktarmak yerinde olacaktır:
"Oruç,
hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti
şudur ki: İnsanlar maişet cihetinde (geçim yönüyle) muhtelif bir surette halk
edilmişler. Cenâb-ı Hak, o ihtilâfa (farklılığa) binaen, zenginleri fukaraların
muavenetine (yardımına) davet ediyor. Halbuki zenginler fukaranın acınacak acı
hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç
olmazsa, nefisperest (kendine düşkün) çok zenginler bulunabilir ki açlık ve
fakirlik ne kadar elîm (acı, zor) ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu
idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise şükr-ü hakikînin
(gerçek manada şükrün) bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir
cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine
açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef
olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü hakikî o hâleti
kendi nefsinde hissetmiyor." (29. Mektup)
Bu ifadelerden
anlaşılmaktadır ki; Ramazan ayı ve bu ayın farz ibadeti olan orucun, sosyal
hayattaki ihtiyaç sahibi fakir fukaranın halini anlamak adına kişinin fikri ve
zihni dünyasında oldukça önemli bir zemin, altyapı oluşturmaktadır. Ramazan
ayında uzunca bir süre tutulan oruç, insana açlığın ne kadar zor olduğunu
hissettirmek suretiyle açların halini anlamada adeta empati yapma vazifesi
görmektedir. İnsanın aç olan fakir fukaranın halini bir nebze olsun yaşaması
onda muhtaçlara karşı merhamet hislerini kamçılamaya vesile olmaktadır.
Böylelikle Ramazan-ı Şerif ayında Allah’ın kullarına olan rahmeti onlardan da
başkalarına karşı merhamet etme, acıma şeklinde tezahürü ile insanlar arası
münasebetlerde şefkat ön plana çıkmaktadır. İşte bu kaynaşmayı sağlayan, vesile
olan en öndeki Ramazan aktivitesi iftarlardır.
İftar
Sofralarını Başkalarına Açma
İnsandaki bu
şefkat ve merhametin sosyal hayattaki en güzel yansımalarından biri iftar
sofralarıdır. İmkanı olan her müminin Ramazan boyunca bilhassa muhtaçları evine
alıp yedirip içirmesi, bu ayda yapılması gereken en önemli salih faaliyetlerden
biridir. Bu iftarlar sadece bir karın doyurma aktivitesi değil, aynı zamanda
sosyal bir yara olan fakir ile zengin arasındaki uçurumun kapatılmasına da
vesile olan tedavi edici bir aktivitedir. Bununla birlikte evimize aldığımız
muhtaçlarla kurulan diyalog, onlara sergilenen sevgi, saygı, güleryüz, hürmet,
hediyeleşme gibi muameleler kardeşliği, birlik beraberliği pekiştiren çok
önemli uygulamalardır ki bunlar Ramazan ayına hakim olan Rahmaniyet ve
Rahimiyetin kullar arasındaki yansımalarını anlamak açısından bizlere önemli
ipuçları vermektedir. Her imkan sahibi, muhtaçlar için evinde verdiği
iftarlarda aslında kendi çocuklarına da bir hayat dersi vermiş olmaktadır.
Onlara fakiri görüp gözetmeyi, onları küçük görmemeyi, onlarla haşır neşir
olmayı, eve misafir davet etme alışkanlığını, onları karşılama ve ikramda
bulunma gibi salih amel olarak değerlendirilen önemli davranışları fiilen
öğretme imkanı/ortamı sağlayacaktır. Bütün bunlarla beraber elde edilecek diğer
bir fayda da çocuğun sosyalleşmesi olacaktır.
Tabii ki iftar
sofraları sadece fakir fukaralar için değil, yakın akraba ve arkadaş çevreleri
için de oldukça büyük sosyal faydalar sağlamaktadır. Bu sofralarda bir araya
gelen akrabalar birbirleriyle kaynaştıkları gibi yeni nesillere hem Ramazan ayı
kültürünü hem de akraba hukukuna dair önemli davranışları aktarma fırsatı
bulacaklardır.
Eş, dost,
arkadaş çevrelerinin iftar sofralarında bir araya gelmesinde de pek çok
hayırlara vesile olma söz konusudur. İş yoğunluğundan veya başka nedenlerden
dolayı yeterince bir araya gelemeyen eş, dost ve arkadaşlar iftarlar vesilesi
ile bir araya gelme fırsatı bulurlar. Onlar da bu birliktelikte dini, sosyal
meselelere çözüm adına müzakereler yaparak bu ortamı bereketlendirecek Allah
rızası istikametinde adımlar atarlar.
Tabii ki ideal
olan şey, bu iftarlarda sosyal hayatın her tabakasından insanı karma olarak bir
araya getirmek, onların da birbirlerini görüp tanışmalarını, kaynaşmalarını
temin etmeyi hedeflemek olmalıdır.
Ramazan ve
iftarların diyalog çalışmalarında da önemli bir fonksiyonu yerine getirdiği
görülmektedir. Bu açıdan bu iftarlar; gerek diğer semavi din mensupları ile
gerekse de tüm insanlarla iyi ilişkiler geliştirmek, dinimizi tanıtmak, aynı
toplumda yaşamanın gereği olarak onlarla kaynaşmak adına mutlaka üzerinde
durulması gereken bir konudur. Onun içindir ki mesela; yurt dışında yaşayan
müminlerin başta aynı mahallede yaşayan komşuları olmak üzere toplumun her
kesiminden diğer din mensuplarını iftarlara davet etmeye özen göstermeleri çok
önemlidir. Bu iftarlar bazen bir evde küçük gruplar halinde aileler şeklinde
olabileceği gibi bazen bir kurumda kalabalık gruplar halinde bazen de onların
evlerine veya onların kurumlarına giderek de yapılabilir.
Bu iftarlarda
gayrimüslim fakirlerin davet edilmesi de planlanabilir. Çünkü bu Müslümanların
kendi duygu düşüncelerini o topluma yansıtması, problemlerinin çözümünde ortak
hareket edilmesi, katkı sağlanması bakımından oldukça önemli bir adım/mesaj
olacaktır. İslam, Müslüman bir kişinin ister bir dine mensup olsun isterse
olmasın herhangi bir insana yemek yedirmeyi, sadaka niyetine yardımcı olmayı,
iyilikte bulunmayı salih amel çerçevesinde kabul ederek teşvik eder. Ayette
Cenab-ı Hak: "Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi
yurtlarınızdan çıkarmayan kâfirlere iyilikte bulunmanızı ve mümkün olduğunca
onlara adâletli davranmanızı yasaklamaz. Hiç şüphesiz Allah, hak ve adâlet
konusunda titiz davrananları sever." (Mümtehine, 8) buyurmaktadır.
Onları iftara davet etmek, yemek yedirmek, herhangi bir ihtiyaç anında yardımcı
olmak gibi ameller de iyilik ve adalet cümlesindendir. Yani harp durumu
olmadığı sürece kafir dahi olsa esas olan, her canlıya, bilhassa insana
iyilikte bulunma, adaletle muamele etmektir. Çünkü bunda Müslümanların faydası
vardır. Görüldüğü gibi Ramazan iftar sofraları, içinde bulunduğumuz komünite ve
hicret edilen toplum açısından pek çok hayırlara vesile olma potansiyeline
sahiptir.
Ramazan'da
İnfakta Bulunma
Sosyal
hayattaki kaynaşma, problemleri çözme, kardeşliği pekiştirme açısından Ramazan
iftarları ne kadar önemli ise ihtiyaç sahiplerini araştırıp bulup onlara
yardımcı olma da o kadar önemli bir ahlaktır. Bol bol infakta bulunmak Ramazan
ayının en önde gelen rahmet yörüngeli amellerinden biridir. Allah Resûlü’nün
(sav) Ramazan’ını anlatan İbn Abbâs Hazretleri şöyle der:
“Resûlullah
(sav), insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da
Hazreti Cebrail’in (as) kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrail (as),
Ramazan'ın her gecesinde Efendimiz ile bir araya gelir, (karşılıklı) Kur’ân
okurlardı. Bundan dolayı Resûlullah bu günlerde, esmek için engel tanımayan
bereketli rüzgârdan daha cömert olurdu.” (Müslim, Fezâil 50)
Dolayısıyla
az-çok olmasına bakılmaksızın bu ayda ihtiyaç sahibi kişilere mali ve nakdi
yardımda bulunma, muhtaçlara ve topluma Ramazan ayının rahmet ve merhamet ayı
olduğunu göstermek gerekir. Buna ek olarak zekat sahipleri de Ramazan-ı Şerif'i
bir seneidevriye kabul edip, bu ay içinde farz olan zekatlarını hesap ederek
vermek suretiyle bu rahmete katkı sağlayabilirler.
Bu kabilden,
yaratılış nimetine şükrün bir ifadesi olan fıtır sadakasına değinmeden geçmek
doğru olmaz. Her müminin Ramazan ayı içinde vacip olan fıtır sadakasını
vermesi, bu rahmetin kullar arası tecellisinin bir göstergesi olacaktır. Fıtır
sadakası ile ilgili olarak İbn Abbâs (ra) şöyle der:
“Allah Resûlü,
fıtır sadakasını; oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin,
fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye emretmiştir.” (Ebû Dâvûd, Zekât 17)
Fıtır sadakası verildiğinde muhtaç durumda olanların en azından bayram
günlerinde ihtiyaçlarını karşılamaları, bayramın neşesini çocuklarına da
hissettirmelerini sağlaması bakımından önemli bir ihtiyacı karşılamış
olacakları muhakkaktır.
Bir de
Ramazan'daki Rahmaniyetin fidye boyutu vardır. Fidye; mazeretinden dolayı oruç
tutamayanların tutmaları gereken her bir gün oruç için bir fakiri iki öğün
doyuracak kadar yaptıkları yardımdır. (Bakara 2/184.) Oruca bedel ödenen bu
fidye, fakir fukara için Ramazan-ı Şerif'te Rahman ve Rahim Allah’ın onlara bir
lütfu, ihsanıdır.
Ramazan ayı,
farz olan orucuyla hem insan hem de toplum hayatı için maddi manevi rahmetin
adeta gözle görünür hale geldiği mübarek bir ay olarak önümüzde durmaktadır.
Allah, mübarek Ramazan ayı münasebetiyle kullarına rahmetini göstermeyi murat
buyurarak bazı insanları da bu büyük hayır istikametinde istihdam etmektedir.
Dileriz Ramazan ayı hakkımızda; hem rahmete ulaştığımız hem de rahmete vesile
olduğumuz bir ay olarak gerçekleşir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
ESRA BÜYÜKCOMBAK

NUMAN YILMAZ YİĞİT

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ORHAN KESKİN

Cezaevlerini incelemek için Türkiye’ye gelen 6 Avr...

İsrail Lübnan'ı vurdu: 10 ölü, 24 yaralı

Alman vatandaşlığında zorlayıcı yeni düzenlemeler ...

Gergerlioğlu Sincan Cezaevinde yaşananları anlattı...

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan dikkat çeken 'Anayasa r...




