Ramazan; muhtaçları anlama, el uzatma ayı

Okuma Süresi 15 dkYayınlanma Pazar, Şubat 22 2026
Paylaş
X Post

Dini mükellefiyetlerin kul ile Rabbi arasındaki münasebetlere bakan yönü olduğu gibi kul ile kullar arası münasebetlere, sosyal hayata bakan yönleri de vardır. Mümin, Allah’ın emrettiği hususları yerine getirirken hem O’na (cc) olan vazifesini yerine getirmiş hem de bununla insana, topluma bir katkı, yarar sağlamış olur. Hatta bazı emir ve yasakların hikmetlerine bakıldığı zaman onların direkt olarak kişi ve toplum yararına bir kısım emir ve yasaklar olduğu görülmektedir. Bugün bu konunun sadece Ramazan ayı ve oruç ile ilgili tarafına değinmeye çalışacağız.

Ramazan ayı Cenab-ı Hakk'ın rahmetinin tecelli ettiği bir ay olması hasebiyle, bu ayda, Allah'ın af, rahmet ve merhameti, Ramazan'ı değerlendiren her kulun -seviyesine göre- kalbini huzur, sevinç ve şefkat sarar, doldurur. Kalp ve ruhu rahmetle coşan müminler en yakından en uzağa kadar çevrelerindeki herkese ve her nesneye, içlerindeki bu şefkat ve merhameti yansıtırlar. Bu şefkat ve merhamet toplumda, insanlar arasında, birbirlerini sevme-sayma, görüp-gözetme, yardımlaşma, kardeşlik, birlik-beraberlik, hoşgörü, affetme, barış, müsamaha şeklinde kendini gösterir. Ramazan ayında oluşan bu sevgi, saygı, şefkat atmosferi kardeşlik duygularını geliştirdiği gibi aynı zamanda sosyal hayattaki pek çok problemin çözümüne de katkı sağlar.

Açın, Fakirin Halinden Anlama Adına Ramazan Ayı

Bu konuyu ele alırken Üstad Bediüzzaman (ra)'ın Ramazan Risalesi'ndeki şu tespitlerini aynen aktarmak yerinde olacaktır:

"Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsanlar maişet cihetinde (geçim yönüyle) muhtelif bir surette halk edilmişler. Cenâb-ı Hak, o ihtilâfa (farklılığa) binaen, zenginleri fukaraların muavenetine (yardımına) davet ediyor. Halbuki zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest (kendine düşkün) çok zenginler bulunabilir ki açlık ve fakirlik ne kadar elîm (acı, zor) ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise şükr-ü hakikînin (gerçek manada şükrün) bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor." (29. Mektup)

Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki; Ramazan ayı ve bu ayın farz ibadeti olan orucun, sosyal hayattaki ihtiyaç sahibi fakir fukaranın halini anlamak adına kişinin fikri ve zihni dünyasında oldukça önemli bir zemin, altyapı oluşturmaktadır. Ramazan ayında uzunca bir süre tutulan oruç, insana açlığın ne kadar zor olduğunu hissettirmek suretiyle açların halini anlamada adeta empati yapma vazifesi görmektedir. İnsanın aç olan fakir fukaranın halini bir nebze olsun yaşaması onda muhtaçlara karşı merhamet hislerini kamçılamaya vesile olmaktadır. Böylelikle Ramazan-ı Şerif ayında Allah’ın kullarına olan rahmeti onlardan da başkalarına karşı merhamet etme, acıma şeklinde tezahürü ile insanlar arası münasebetlerde şefkat ön plana çıkmaktadır. İşte bu kaynaşmayı sağlayan, vesile olan en öndeki Ramazan aktivitesi iftarlardır.

İftar Sofralarını Başkalarına Açma

İnsandaki bu şefkat ve merhametin sosyal hayattaki en güzel yansımalarından biri iftar sofralarıdır. İmkanı olan her müminin Ramazan boyunca bilhassa muhtaçları evine alıp yedirip içirmesi, bu ayda yapılması gereken en önemli salih faaliyetlerden biridir. Bu iftarlar sadece bir karın doyurma aktivitesi değil, aynı zamanda sosyal bir yara olan fakir ile zengin arasındaki uçurumun kapatılmasına da vesile olan tedavi edici bir aktivitedir. Bununla birlikte evimize aldığımız muhtaçlarla kurulan diyalog, onlara sergilenen sevgi, saygı, güleryüz, hürmet, hediyeleşme gibi muameleler kardeşliği, birlik beraberliği pekiştiren çok önemli uygulamalardır ki bunlar Ramazan ayına hakim olan Rahmaniyet ve Rahimiyetin kullar arasındaki yansımalarını anlamak açısından bizlere önemli ipuçları vermektedir. Her imkan sahibi, muhtaçlar için evinde verdiği iftarlarda aslında kendi çocuklarına da bir hayat dersi vermiş olmaktadır. Onlara fakiri görüp gözetmeyi, onları küçük görmemeyi, onlarla haşır neşir olmayı, eve misafir davet etme alışkanlığını, onları karşılama ve ikramda bulunma gibi salih amel olarak değerlendirilen önemli davranışları fiilen öğretme imkanı/ortamı sağlayacaktır. Bütün bunlarla beraber elde edilecek diğer bir fayda da çocuğun sosyalleşmesi olacaktır.

Tabii ki iftar sofraları sadece fakir fukaralar için değil, yakın akraba ve arkadaş çevreleri için de oldukça büyük sosyal faydalar sağlamaktadır. Bu sofralarda bir araya gelen akrabalar birbirleriyle kaynaştıkları gibi yeni nesillere hem Ramazan ayı kültürünü hem de akraba hukukuna dair önemli davranışları aktarma fırsatı bulacaklardır.

Eş, dost, arkadaş çevrelerinin iftar sofralarında bir araya gelmesinde de pek çok hayırlara vesile olma söz konusudur. İş yoğunluğundan veya başka nedenlerden dolayı yeterince bir araya gelemeyen eş, dost ve arkadaşlar iftarlar vesilesi ile bir araya gelme fırsatı bulurlar. Onlar da bu birliktelikte dini, sosyal meselelere çözüm adına müzakereler yaparak bu ortamı bereketlendirecek Allah rızası istikametinde adımlar atarlar.

Tabii ki ideal olan şey, bu iftarlarda sosyal hayatın her tabakasından insanı karma olarak bir araya getirmek, onların da birbirlerini görüp tanışmalarını, kaynaşmalarını temin etmeyi hedeflemek olmalıdır.

Ramazan ve iftarların diyalog çalışmalarında da önemli bir fonksiyonu yerine getirdiği görülmektedir. Bu açıdan bu iftarlar; gerek diğer semavi din mensupları ile gerekse de tüm insanlarla iyi ilişkiler geliştirmek, dinimizi tanıtmak, aynı toplumda yaşamanın gereği olarak onlarla kaynaşmak adına mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Onun içindir ki mesela; yurt dışında yaşayan müminlerin başta aynı mahallede yaşayan komşuları olmak üzere toplumun her kesiminden diğer din mensuplarını iftarlara davet etmeye özen göstermeleri çok önemlidir. Bu iftarlar bazen bir evde küçük gruplar halinde aileler şeklinde olabileceği gibi bazen bir kurumda kalabalık gruplar halinde bazen de onların evlerine veya onların kurumlarına giderek de yapılabilir.

Bu iftarlarda gayrimüslim fakirlerin davet edilmesi de planlanabilir. Çünkü bu Müslümanların kendi duygu düşüncelerini o topluma yansıtması, problemlerinin çözümünde ortak hareket edilmesi, katkı sağlanması bakımından oldukça önemli bir adım/mesaj olacaktır. İslam, Müslüman bir kişinin ister bir dine mensup olsun isterse olmasın herhangi bir insana yemek yedirmeyi, sadaka niyetine yardımcı olmayı, iyilikte bulunmayı salih amel çerçevesinde kabul ederek teşvik eder. Ayette Cenab-ı Hak: "Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kâfirlere iyilikte bulunmanızı ve mümkün olduğunca onlara adâletli davranmanızı yasaklamaz. Hiç şüphesiz Allah, hak ve adâlet konusunda titiz davrananları sever." (Mümtehine, 8) buyurmaktadır. Onları iftara davet etmek, yemek yedirmek, herhangi bir ihtiyaç anında yardımcı olmak gibi ameller de iyilik ve adalet cümlesindendir. Yani harp durumu olmadığı sürece kafir dahi olsa esas olan, her canlıya, bilhassa insana iyilikte bulunma, adaletle muamele etmektir. Çünkü bunda Müslümanların faydası vardır. Görüldüğü gibi Ramazan iftar sofraları, içinde bulunduğumuz komünite ve hicret edilen toplum açısından pek çok hayırlara vesile olma potansiyeline sahiptir.

Ramazan'da İnfakta Bulunma

Sosyal hayattaki kaynaşma, problemleri çözme, kardeşliği pekiştirme açısından Ramazan iftarları ne kadar önemli ise ihtiyaç sahiplerini araştırıp bulup onlara yardımcı olma da o kadar önemli bir ahlaktır. Bol bol infakta bulunmak Ramazan ayının en önde gelen rahmet yörüngeli amellerinden biridir. Allah Resûlü’nün (sav) Ramazan’ını anlatan İbn Abbâs Hazretleri şöyle der:

“Resûlullah (sav), insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Hazreti Cebrail’in (as) kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrail (as), Ramazan'ın her gecesinde Efendimiz ile bir araya gelir, (karşılıklı) Kur’ân okurlardı. Bundan dolayı Resûlullah bu günlerde, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert olurdu.” (Müslim, Fezâil 50)

Dolayısıyla az-çok olmasına bakılmaksızın bu ayda ihtiyaç sahibi kişilere mali ve nakdi yardımda bulunma, muhtaçlara ve topluma Ramazan ayının rahmet ve merhamet ayı olduğunu göstermek gerekir. Buna ek olarak zekat sahipleri de Ramazan-ı Şerif'i bir seneidevriye kabul edip, bu ay içinde farz olan zekatlarını hesap ederek vermek suretiyle bu rahmete katkı sağlayabilirler.

Bu kabilden, yaratılış nimetine şükrün bir ifadesi olan fıtır sadakasına değinmeden geçmek doğru olmaz. Her müminin Ramazan ayı içinde vacip olan fıtır sadakasını vermesi, bu rahmetin kullar arası tecellisinin bir göstergesi olacaktır. Fıtır sadakası ile ilgili olarak İbn Abbâs (ra) şöyle der:

“Allah Resûlü, fıtır sadakasını; oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin, fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye emretmiştir.” (Ebû Dâvûd, Zekât 17) Fıtır sadakası verildiğinde muhtaç durumda olanların en azından bayram günlerinde ihtiyaçlarını karşılamaları, bayramın neşesini çocuklarına da hissettirmelerini sağlaması bakımından önemli bir ihtiyacı karşılamış olacakları muhakkaktır.

Bir de Ramazan'daki Rahmaniyetin fidye boyutu vardır. Fidye; mazeretinden dolayı oruç tutamayanların tutmaları gereken her bir gün oruç için bir fakiri iki öğün doyuracak kadar yaptıkları yardımdır. (Bakara 2/184.) Oruca bedel ödenen bu fidye, fakir fukara için Ramazan-ı Şerif'te Rahman ve Rahim Allah’ın onlara bir lütfu, ihsanıdır.

Ramazan ayı, farz olan orucuyla hem insan hem de toplum hayatı için maddi manevi rahmetin adeta gözle görünür hale geldiği mübarek bir ay olarak önümüzde durmaktadır. Allah, mübarek Ramazan ayı münasebetiyle kullarına rahmetini göstermeyi murat buyurarak bazı insanları da bu büyük hayır istikametinde istihdam etmektedir. Dileriz Ramazan ayı hakkımızda; hem rahmete ulaştığımız hem de rahmete vesile olduğumuz bir ay olarak gerçekleşir.