Rusya Gölgesinde NATO Zirvesi: “Soğuk Savaş 2” Sürümde

Geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi, Rusya karşıtlığı merkeze konularak, değişen küresel güvenlik şartları, savunma sanayii entegrasyonu ve ittifakta dengelerin yeniden şekillendiği bir zirve oldu. Ana teması "daha güçlü bir NATO ile daha güçlü Avrupa" olarak belirlenen zirvede, Ukrayna Savaşı, Avrupa'nın caydırıcılık kapasitesi, siber güvenlik, yapay zekâ ve hibrit tehditler mercek altına alındı. Bu başlıklarla beraber, Rusya'nın uzun vadeli tehdit olarak tanımlanması, günümüz teknoloji çağında yeni bir “soğuk savaş” algısı oluşturdu. Moskova/Kremlin tarafında ise, güvenlik stratejisinde önemli bir kırılma ve gelecek adına endişe kaynağına dönüştü.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, NATO'nun Rusya ile silahlı çatışmaya hazırlandığını öne sürerken, Ukrayna'ya verilen askeri desteği de sert sözlerle eleştirdi. Zaharova, NATO’nun temel stratejisinin değişmediğini belirterek Avrupa’nın askerileştirilmesine hız verildiğini ve Rusya ile olası bir silahlı çatışmaya hazırlık yapıldığını iddia etti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin zirveyi “çığır açıcı” olarak nitelendirmesine rağmen somut bir sonuç ortaya çıkmadığını savunan Zaharova, zirvenin ittifak içindeki görüş ayrılıklarını da gideremediğini öne sürdü.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturulabileceği yönündeki açıklamasına ise Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’dan cevap geldi. Böyle bir adımın NATO ülkelerinin silahlı kuvvetlerinin Ukrayna'da fiilen görev yapması anlamına geleceğini belirterek, bunun Rusya'nın askeri operasyonunun temel gerekçelerinden biri olduğunu vurguladı. Trump, uçuşa yasak bölgeyi “gerekirse” değerlendirebileceğini söyledi ancak, bunun Rusya’nın tepkili tutumuyla doğrudan savaşa girmeyi yeniden tetikleyebileceği endişesini de bizzat kendisi taşıyor. Bu konu, Kremlin için kırmızı çizgi ve “savaşın doğrudan müdahale ile genişlemesi” anlamına gelir.
Ukrayna’ya 140 Milyarlık Yardım ve ABD’nin Çok Boyutlu Stratejisi
Beklenildiği gibi Ukrayna’ya büyük askeri destek NATO bildirgesinde yer aldı. Rusya, Ukrayna’ya yönelik bu devasa yardım paketlerini, "saldırganlık" ve "sıcak çatışmayı tırmandırma" olarak görüyor. Aslında Moskova’nın endişelerinden birisi olan, Ukrayna’nın NATO üyeliğine dair hukuki bir ilerleme yok. Fakat ‘de facto’ Kiev, NATO üyesi gibi hareket ediyor ve strateji üretiyor. Ukraynalı yetkililer son 5-6 yıl ittifakın bütün toplantılarına katılıyor. Bu durum ise Rusya’nın söylemi olan “NATO’nun doğuya doğru genişleme ve Ukrayna’nın özellikle Rusya sınırına yakın bir ülke olarak bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit algısını” güçlendiriyor.
Tabiki sadece askeri değil, psikolojik ve stratejik boyut olarak Moskova, NATO’nun Rusya’ya yönelik kalıcı ve uzun vadeli karşı önlemlerini ve kuvvet gösterilerini tehdit olarak görüyor. Bu nedenle Rusya, kendi sınır hatlarında bazen Belarus, bazen Çin ile karşı tedbirler ve güç gösterisi açısından tatbikatlar düzenliyor. Stratejik silahlarını sürekli gündeme getiriyor. Savaş uçakları, füze savunma sistemleri, deniz ve hava tatbikatları gibi askeri hareketlerle reaksiyoner tutumunu canlı tutuyor. Bütün bunlarla hem bölgesel dengeyi sağlama hem de NATO’ya mesaj verme amacı taşıyor. Siber saldırılar ve elektronik harp taktikleri de dahil bütün askeri alanlarda artan yatırımlar, Rusya’nın kendi savunma kapasitesini ve karşı saldırı yeteneklerini güçlendirmesine yönelik.
Trump, aslında Putin’le görüşmelerde savaşın çözümünde ilerleme kaydedildiğine inanıyor ve yeni bir ikili görüşmede bu konuları tekrar ele almak istiyor. Bu, Rusya ile diplomatik temasın sürdüğüne ve zaman zaman şüphe götürmeden söyleyebileceğimiz bir “barış yanlısı” tutum gösterdiğine işaret ediyor. Aynı zamanda Trump ve Rubio’nun açıklamaları, Ukrayna’nın iç bölgelere saldırılarının savaş dinamiklerini değiştirdiğine ve müzakere zemini hazırladığına inandıklarını da gösteriyor. Başka bir açıdan bakıldığında, ABD’nin “stratejik bir araç” olarak kullanma niyeti de var. Sonuç itibarıyla Rusya’ya bir çeşit “türbülans ve belirsizlik” yaratma çabası hissediliyor. Washington’un çelişkili gibi duran bu farklı duruşları hem müzakere hem de olası sert yaptırımlar ve askeri adımlar arasında bir denge kurmaya yönelik. Patriot sistemi ve yeni silah üretim lisansı, hem Ukrayna’nın savunma kabiliyeti hem de Moskova’ya karşı ciddi bir caydırıcı unsur.
Putin ise Ukrayna saldırılarının (özellikle enerji altyapısına yönelik saldırılar) “amaçlarına ulaşamayacağını” dile getiriyor ve bu saldırıları “ekonomiye zarar verme ve psikolojik baskı oluşturma” amacıyla yapıldığının farkında olduklarını belirtiyor. Moskova, saldırıları kısa vadede çatışmaları durdurma maksatlı değil, uzun vadeli psikolojik ve ekonomik mücadelenin yöntemleri olarak görüyor.
Türkiye'nin Arabuluculuk Rolü Ne Kadar Tutarlı?
NATO’nun Karadeniz’de yoğunlaşması, Rusya’yı Karadeniz’e erişim, hava ve deniz hakimiyeti açısından tehlike altında hissettiriyor. Bu bölgedeki aktif NATO ve Türkiye’nin hareketleri, Moskova dikkatle izliyor. Boğazlarda ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde NATO üyesi ülke subaylarının aktif görev almaları da buna dahil. Yani Ankara’nın bölgesel hareketleri Moskova açısından hem dikkatle izleniyor; hem de bölgesel dengeyi bozan hareketler olarak görülüyor. Ankara, NATO içinde önemli bir kilit merkez. Son yıllarda Türkiye etrafında gelişen olaylar, Ankara’nın NATO için önemini artırdı. Fakat Rusya ve NATO arasında gidip gelme durumu, Moskova’nın dikkatini çekiyor. Ankara’nın denge politikası, hem NATO’yu hem de Rusya’yı hareketlendiren bir unsur olsa bile Erdoğan için “acaba” dedittiren yaklaşım var.
Bunun yanında, mevcut konjonktür gereği, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki krizler bağlamında yürüttüğü dengeleyici ve arabulucu diplomasisi, küresel ortaklar tarafından ittifakın birliği için önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Ankara’nın bu pozisyonunu Moskova’da kendi lehine kullanmaya çalışıyor ve bu nedenle iletişimi açık tutuyor. Bu açıdan zirveye ev sahipliği yapan Türkiye, bir yandan İttifak'ın kolektif savunma taahhütlerine ve "Çelik Kubbe" gibi hava savunma projelerine imza atarken, diğer yandan Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik kanal aracı ve barışçıl diyalog ortamını açık tutma stratejisini sürdürdüğünü gösteriyor.
Rus gazetesi İzvestiya zirve hakkında yaptığı analizde, “ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıkları NATO içinde ciddi bir bölünme yaratıyor. Buna karşılık Batı, Türkiye'yi Rusya'ya karşı oluşturulacak yeni güvenlik mimarisine daha fazla dahil etmeye çalışıyor” deniliyor. İzvestiya'ya göre Ankara'nın Batı ile ilişkilerinde temel sorunlar devam ediyor. Türkiye'nin NATO üyesi olmasına rağmen Avrupa Birliği'nin savunma projelerine tam erişim sağlayamadığı belirtilirken, Ankara'nın vize serbestisi, Gümrük Birliği'nin yenilenmesi ve Avrupa ile daha derin ekonomik entegrasyon beklentileri hatırlatılıyor. İzvestiya'nın analizine göre, NATO Zirvesi Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. Ankara, bir yandan ittifak içindeki konumunu güçlendirirken, diğer yandan Rusya ile dengeli ilişkilerini sürdürme çabasında. Ancak uzmanlara göre, bu denge oyununun sürdürülebilirliği, artan jeopolitik gerilimler karşısında giderek zorlaşıyor.
Rusya "Uzun Vadeli Tehdit" Olarak Tanımlandı
Zirve bildirgesinde, Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. Bu ifade, ittifakın Rusya'ya yönelik duruşundaki kararlılığı gösteriyor. Müttefikler ayrıca, NATO'nun temel ilkesi olan "Birimize saldırı hepimize saldırıdır" (Madde 5) taahhüdünü ve transatlantik bağlara olan bağlılıklarını yineledi. Bütün bu gelişmelerden dolayı Rusya’nın temel stratejisi, NATO ve Ukrayna’ya karşı “ters aktör” rolü üstlenmek. Bölgesel ve uzun vadeli güvenlik endişeleriyle, askeri güç ve jeopolitik hamlelerle karşılık verme hazırlığında. Rusya, askeri güçlerini ve siber kabiliyetlerini artırırken, diplomatik açıdan de daha sert retoriğe geçiyor.
Sonuç olarak bölgesel ve küresel gerilim tırmanıyor. Trump ile Putin arasındaki temas ve Zelenskiy’e Patriot lisansı, kısa vadeli çatışmasız çözüme giden yolları gösteriyor. Ancak, uçuşa yasak bölge ve saldırıların “tırmanma” potansiyeli, savaşın genişlemesine ve doğrudan askeri çatışmaya dönüşmesine zemin hazırlıyor. Diplomatik mesajlar kısa vadede gerginlikleri yatıştırmayı amaçlasalar da, gerçek askeri ve enerji hedeflerini koruma konusunda kırmızı çizgiler net biçimde ortaya konmuş durumda. Kremlin, bu gidişatın doğal sonucu olarak, “savaşın genişlemesini” engelleyemen ve bölgedeki gücünü koruyan adımlar atıyor. Yani “Soğuk Savaş 2” sürüme girmiş durumda.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

KADİR GÜRCAN

ORHAN KESKİN

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU
ESRA BÜYÜKCOMBAK

Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik nefret opera...

Kulis: Damatların sessizliğinin nedeni Bilal Erdoğ...

Haluk Levent gözaltına alındı; Başsavcılık'tan açı...

ABD'den Hürmüz Boğazı açıklaması: Boğaz İran'ın ko...

Özel: Ankara’da savcı atama mülakatlarında “Önüne ...







