Rüveybida kimdir?

Her dönemde birtakım siyasi ve sosyal karışıklıklar yaşanmıştır. Tarih bu tür olaylarla doludur. Bu hadiselerin birçoğunda kimin doğru, kimin yanlış; kimin haklı, kimin haksız olduğunu ayırt edebilmek ve doğru karar verebilmek gerçekten zordur. Hatta bazılarında bu, neredeyse mümkün değildir.
Bugünlerde gündemde, Süleyman Efendi’nin talebelerine yönelik operasyonlar var. Bir tarafta insanımızın yıllardır yakından tanıdığı, Müslümanlığından ve samimiyetinden emin olduğu bir cemaat; diğer tarafta ise Hizmet insanına, Kürt insanına ve şimdilerde de CHP tabanına “terörist” demeye hazırlanan, siyasal İslamcı oldukları iddiasıyla ortaya çıkıp Müslümanları utandıran politik bir zihniyet var, yani malum parti.
Yine baskınlar, tutuklamalar, yurt-yuva basmalar, şirketlere el koymalar, havuz medyasındaki yalan ve iftira furyaları…
İnsanlar kime inanacak? Eli kolu bağlı bir şekilde iftiraya uğrayan masum insanlara mı; yoksa güç ve kuvveti elinde bulunduran, yalanları, iftiraları ve insanlara karşı kurduğu komplolarla bilinen sözde İslamcı politik yapıya mı?
Fakat hiç şüphemiz yok, öyle bir gün gelecektir ki o gün kimin doğru, kimin yanlış; kimin haklı, kimin haksız olduğu açık seçik ortaya konacaktır. Bunu yapacak olan da Allah’tan (celle celâluhu) başkası değildir:
“Allah, kıyamet günü, hakkında ihtilafa düştüğünüz konularda aranızda hükmünü verecektir.” (Hac, 22/69)
Bu hüküm, insanlar arasındaki bütün meseleler için geçerlidir. Küfür ve şirk içinde bulunanların, zulüm ve haksızlık yapanların cezaları bazen dünyada, bazen de ahirette verilir. Şayet Allah, zulmeden ve haksızlık yapan kimseler hakkında hayır murad etmişse onları daha dünyadayken cezalandırır. Eğer zulüm ve haksızlıklarının cezası bu dünya hayatına sığmayacak kadar büyükse “Küçük davalar küçük mahkemelerde, büyük davalar da büyük mahkemelerde görülür.” fehvasınca cezaları ahirete ertelenir.
Onun için bu kimseler dünyada zahiren bir eli yağda, bir eli balda yaşar; ancak zalimliklerinin ve taşkınlıklarının hesabı boyunlarında olduğu hâlde öbür tarafa giderler. Nitekim bir hadis-i şerifte bu husus şöyle ifade edilir:
“Allah bir kuluna hayır murat ederse onun günahının cezasını dünyadayken çabuklaştırır. Bir kuluna şer murat ederse günahının cezasını erteler; nihayet kıyamet günü onu bu günahıyla huzuruna getirir.” (Tirmizî, Sünen, “Zühd”, 57)
Ortalık Toz Duman
15 Temmuz sözde darbe hadisesinden bu yana ortalık toz duman; göz gözü görmüyor. İnsanların kişiler ve taraflar hakkında kafaları o kadar karışık ki… Bu karışıklığın en önemli sebeplerinden biri, zalim ve hukuk tanımaz kişilerin ellerindeki güç ve imkânlarla halkı yanıltmaları, meşhur ifadeyle “algı yönetimi” yapmalarıdır.
Bir tarafta yıllardır halkın yakından tanıdığı, sevip saydığı ve takdir ettiği; doğru sözlü, özü sözü bir, inançlı, vatanını ve milletini seven, bu uğurda hayatlarını ve mallarını feda eden insanlar var. Diğer tarafta ise işi siyaset olan, yerine getiremediği vaatlerle milleti sürekli oyalayan, gerektiğinde utanmadan defalarca yalan söyleyen ve milletin kendilerine verdiği mevki ve makamları şahsi çıkarları uğruna kullandıkları bilinen bir nifak şebekesi bulunuyor.
Milletin güç, kuvvet ve imkânlarını elinde bulunduran bu şebeke; kurduğu oyun ve tuzaklarla, kendi icraatlarına onay vermeyen ve kendisine biat etmeyen masum, mazlum ve inançlı insanları yalan ve iftiralarla suçlu durumuna düşürmeye, hatta onları terörist ilan etmeye çalışmaktadır.
Suçlamalara ve iftiralara maruz bırakılan masum ve mazlum insanlar, akıl almaz yöntemlerle terörize edilmeye çalışılmaktadır. Bu insanların bütün savunma hakları ellerinden alınarak tek taraflı bir bilgi kirliliği oluşturulmuştur. Gazetelere baskınlar düzenlenmiş, televizyonlar kapatılmış, hakkı ve hakikati konuşan gazeteci ve yazarlar hapse atılmıştır. Böylece iftira ve yalana maruz kalan insanların elleri, kolları ve ağızları âdeta bağlanmış; haklarını savunamaz hâle getirilmişlerdir.
Diğer taraftan kendi medya organları, binlerce yandaş gazeteci ve trol orduları vasıtasıyla gerçeği gizlemek, saptırmak ve insanları aldatmak için büyük bir sistem oluşturmuşlardır.
Henüz 17-25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk meselelerinin hesabını verememiş bir iktidarın, bir hayır vakfındaki bağış ve yardımlarla ilgili usulsüzlük iddialarını bahane ederek kendine biatten ümidini kestiği Süleyman Efendi Hazretlerinin cemaatine zulmetmesi, Hizmet Hareketi’ne yapılanlarla hemen hemen aynı mahiyettedir.
Zihinlerin Şartlandırılması
Toplum her yönden çepeçevre kuşatılmış bir vaziyettedir. Aynı yalanlar durmadan tekrarlanarak zihinler kirletilmekte ve insanlar âdeta Pavlov’un deneyinde olduğu gibi şartlandırılmaktadır. Bu dezenformasyon neticesinde insanlar neredeyse kendi oğlundan ve gelininden şüphe eder duruma düşmüşlerdir.
Bu iş o kadar ileri götürüldü ki insanımız; yıllarca yan yana çalıştığı, saygısı, sevgisi, edep ve terbiyesi, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle çok yakından tanıdığı arkadaşını, komşusunu ve esnaf kardeşini tanıyamaz hâle geldi.
Farkında mıyız bilmiyorum ama Türkiye’de medyayı on-on beş yıldır ele geçirmiş bulunan iktidar zihniyeti, oluşturduğu havuz medyasıyla pek çok doğruyu yanlış, pek çok yanlışı da doğru göstermeye çalıştı. Böylece bir kaos ortamı meydana getirerek gerçekleri kamuoyundan sakladılar veya saklamaya çalıştılar.
Kamuoyunun çok yakından tanıdığı; ülkesini ve insanını sevdiğinden emin olduğu; alnı secdeli, imana ve Kur’an’a saygılı, hatta bunlara milimi milimine bağlı yaşamaya çalışan; çalışkan, namuslu ve dürüst milyonlarca Hizmet insanı, KHK'lı ve diğer samimi insanlarımız var. İşçisinden memuruna, çiftçisinden öğrencisine, öğretmeninden iş insanına kadar hayatın değişik kademelerinde bulunan bu iyilik ve hayır timsali insanlara, bir provokasyonla —ki bunu hep yaparlar— hiç olmadık ve olmayacak bir iftira atarak onları kötü ve terörist göstermeye çalıştılar.
Bugünlerde yine yeni bir çıkış yaptıkları görülüyor. Akı kara gösterme çabaları, yalnızca Hizmet ve Hizmet gönüllüleriyle, Süleyman Efendi'nin talebeleri ve CHP ve Yeni Parti ile ilgili konularla da sınırlı değildir. Ekonomik verilerden siyasi, sosyal, askerî ve adli meselelere kadar, kendi işlerine gelmeyen veya hanelerine eksi puan yazdıracak her olay hakkında kafa karışıklığı meydana getirecek parazit yayınlar yapmaktadırlar. Böylece itibarlarını korudukları vehmine kapılmaktadırlar.
Telbis: Hak ile Bâtılı Karıştırmak
Bu, aslında bir telbistir. Telbis; karıştırmak, aldatmak, gerçeği yanlış göstermek, hakkı bâtılla örtmek ve bir şeyi olduğundan farklı göstermek demektir. İblisin işi de budur. O da insan zihninde hak ile bâtılı birbirine karıştırmaya çalışır. Hakikat, Allah’ın (celle celâluhu) buyurduğu gibi olduğu hâlde o, bunu saptırmakla uğraşır. Bu bakımdan telbis, şeytanî bir ameldir.
Yaşananlar, bir hadiste geçen hususları hatıra getiriyor. Bu hadis, İbn Mâce’nin “Kitâbü’l-Fiten”, yani fitne ve imtihan dönemlerini anlatan bölümünde yer almaktadır. Hadis kitaplarında “Kitâbü’l-Fiten” başlıklı bölümler vardır. Bu bölümlerde geçen hadis-i şeriflerde ahir zamanda yaşanacak olaylardan, karışıklıklardan ve olumsuzluklardan bahsedilir.
Bu hadisleri belirli kişilere veya hadiselere indirgemek doğru olmasa da onların her döneme ve o dönemde yaşanan hadiselere bakan yönleri vardır. Hadislerde ifade edilen olumsuzlukların muhatabı veya müsebbibi durumuna düşmemek ve bunlardan ibret almak, her mümin açısından oldukça önemlidir. Zaten bu tür hadislerin en önemli hedeflerinden biri de budur.
Ebû Hüreyre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“İnsanların üzerine aldatıcı yıllar gelecektir. O yıllarda yalancı doğru kabul edilecek, doğru söyleyen yalancı sayılacaktır. Hain kimselere güvenilecek, güvenilir kimseler hain ilan edilecektir. O zaman Rüveybida konuşacaktır.” Ashab-ı kiram (ra), “Ey Allah’ın Resûlü! Rüveybida kimdir?” diye sorduklarında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Halkın işlerinde söz söyleyen değersiz ve ehliyetsiz kimsedir.” buyurmuştur. (İbn Mâce, “Fiten”, 24)
Yani kıyamete yakın insanlar öyle bir zamanda yaşayacaklardır ki aldatmak, yanıltmak; akı kara, karayı ak; doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermek âdeta zirve yapacaktır. Öyle ki insanlar arasında en doğru sözlü olanlar yalancı, yalancılar ise doğru sözlü zannedilecektir. İnsanlar dine ve millete hıyanet edenlere güvenecek, gerçekten emin olan insanlara ise hain nazarıyla bakacaklardır.
Peki, buna sebep olan nedir?
Rüveybida… Hadisteki ifadesiyle “er-racülü’t-tâfihu fî emri’l-âmme”; yani toplumun genel işleri hakkında konuşan ve söz sahibi olan değersiz, seviyesiz ve ehliyetsiz adam…
Buradaki “et-tâfih” kelimesi; basit, seviyesiz, bilgisiz, itibarsız ve ehliyetsiz gibi anlamlara gelmektedir.
Evet, sizce bugünün Rüveybidası kimdir? Bugünün Rüveybidası kimse olan biten olumsuzlukların sorumlusu onlar olduğu gibi haksızlığı temsil edenler de onlardır.
Sosyal, ekonomik, demokratik bir kangren hâline gelmeye yüz tutan bu mevcut yapının oyununu bozmak, onların telbisatını tersyüz ederek bu musibetten kurtulmak isteniyorsa burada atılması gereken birinci adım onun ortaya attığı yalanlara sahip çıkmamak, uydurdukları terör adlarını reddetmek, tekrar etmemektir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

NUMAN YILMAZ YİĞİT

HARUN TOKAK
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN












