Semavi rehabilitasyon: Ramazan ve insan
Ramazan ayı; başta oruç olmak üzere
teravih, mukabele, iftar, sahur, itikâf, hayır ve hasenat ile fıtır sadakası
gibi pek çok ibadet vesilesiyle arınma, manevî derinliklerimizi keşfetme ve
kulluk performansımızı yükseltme mevsimidir. Bu mübarek zaman dilimi, Rahmân’ın
en büyük lütuflarından biri olan Kur’ân’ı yeniden duyma, hissetme ve adeta
“Kur’anlaşma” fırsatı sunar. Ramazan, değerlendirilebildiği ölçüde insana
kulluk ve ibadet aşısı yapar. Aynı zamanda insanları sevgi, şefkat ve
merhametle kucaklama; onları Yaratan’dan ötürü bağrına basma mevsimidir. Bu
yönüyle Ramazan, sadece takvimsel bir zaman dilimi değil; insanın ruh, akıl ve
irade dünyasını yeniden inşa eden ilahî bir eğitim sürecidir.
Gufran Eksenli Bir Arınma Çağrısı
Ramazan, Müslüman kimliğinin ve
karakterinin inşasında; dinin insan tabiatıyla bütünleşmesi adına adeta semavî
bir rehabilitasyon sürecidir. Bu sürecin merkezinde ise “gufran” vardır. En
önemlisi, gufranla tüllenmiş bu kutlu zaman diliminde sunulan bağışlanma
fırsatını kaçırmamaktır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Rabbinizin mağfiretine
ve cennete koşun.” (Âl-i İmrân, 3/133)
Ayette mağfiretin cennetten önce
zikredilmesi dikkat çekicidir. Çünkü arınmadan kemale ermek mümkün değildir;
önce temizlenmek, sonra yücelmek gerekir. İşte Ramazan, semavî değerlerin
rehberliğinde arınma, kıvam kazanma ve kulluk çıtasını yükseltme iklimidir.
Efendimiz ﷺ
de bu hakikati şöyle ifade etmiştir: “Ramazan ayına ulaşıpta günahları
bağışlanmayan kimsenin burnu sürtülsün; fırsatı tepti ve kendine yazık etti.”
(Tirmizî, Daavât, 100; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 246). Dolayısıyla Ramazan,
kulluk performansının yükseltilerek mağfiretin kaçırılmaması gereken büyük bir
fırsat zamanıdır.
Ramazan: Kur’an ile Bütünleşme Zamanı
Ramazan’ı diğer zamanlardan ayıran en
temel özellik, Kur’ân’ın bu ayda indirilmiş olmasıdır: “Ramazan ayı,
Kur’an’ın insanlar için bir hidayet rehberi olarak indirildiği aydır…”
(Bakara, 2/185). Bu ayet bize şunu gösterir: Ramazan’ın ruhu Kur’ân’dır. O
hâlde bu ay, sadece Kur’ân okumak değil; onu anlama, yaşama ve Kur’ân ahlâkıyla
ahlaklanma ayıdır. Nitekim Kur’ân başka bir ayette “ruh” olarak nitelendirilir:
“Sana da emrimizden bir ruh (vahiy) vahyettik.” (Şûrâ, 42/52).
Vahyin bir ruhu vardır ve bu ruh,
insan ruhunun asli gıdasıdır. Oruç ise cismanî arzuları disipline ederek ruhun
bu ilahî nefesi daha güçlü hissetmesine zemin hazırlar. Böylece insan, vahyin
ruhuyla yeniden dirilir.
Oruç: Kalp, Ruh ve Beden Eğitimi
Bu noktada orucun hikmeti daha iyi
anlaşılır. Oruç; kalbi, ruhu ve bedeni birlikte terbiye eden bütüncül bir
ibadettir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Oruç size farz
kılındı… Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 2/183). Demek ki orucun
hedefi takvadır; Allah’ın emir ve yasaklarına karşı daha duyarlı hâle gelmek ve
şuurlu bir kulluk sergilemektir.
Her semavî emir ve yasakta pek çok
hikmet olduğu gibi, orucun da pek çok hikmeti vardır. Oruç; Yüce Yaratıcı’nın
rubûbiyetini daha iyi anlama, nefsi disipline etme, sabır çıtasını yükseltme ve
insanın manevî yönünü inkişaf ettirme yanında aynı zamanda güçlü bir sosyal
empati eğitimidir. Açlık ve susuzluk, insanı yeryüzündeki yoksulluğu anlamaya
sevk eder. Bu yönüyle oruç, bireysel arınmayı toplumsal merhametle
bütünleştirir. Efendimiz ﷺ orucun değerini şu kudsî hadisle ifade eder: (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163). Bu
ilahî iltifat, orucun kulluk eğitimindeki yerini açıkça ortaya koymaktadır.
Oruç ve Tıbbî Hikmetleri
Oruç ibadeti öncelikle kulluktur;
ancak hikmet boyutunda bakıldığında insan fıtratıyla derin bir uyum içinde
olduğu görülmektedir. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar, belirli süreli
kontrollü açlığın metabolik dengeyi düzenleyebildiğini, insülin hassasiyetini
artırabildiğini, sindirim sistemine dinlenme imkânı sağladığını ve hücresel
yenilenme süreci olan otokofajiyi (autophagy) destekleyebildiğini ortaya
koymaktadır. Oruç sırasında vücut enerji kullanım sistemini yeniden organize
edilir; yağ yakımı artabilir, kan şekeri dengesi daha istikrarlı hâle gelebilir
ve bazı inflamatuar süreçlerde azalma görülebilir. Elbette oruç bir tedavi
yöntemi değildir; hastalığı olanların hekim tavsiyesine göre hareket etmesi
gerekir. Bununla birlikte bütüncül bakıldığında, orucun ruh ve kalp
terbiyesinin yanında beden sağlığına da katkı sunabilmesi, ilahî emirlerin
insan yaratılışıyla çelişmediğini; bilakis onunla uyumlu olduğunu
göstermektedir.
Sahur ve İftar: Bereket ve Dua İklimi
Ramazan’ın günlük pratiği sahurla
başlar. Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Sahur yapınız; çünkü sahurda bereket
vardır.” (Buhârî, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, 45). Sahur, bilinçli bir niyet
tazelemesi; günün başlangıcında yapılan bir kulluk sözleşmesidir.
İftar ise rahmet anıdır.
Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurur: “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar
ettiği zaman, diğeri Rabbine kavuştuğu zamandır.” (Buhârî, Savm, 9; Müslim,
Sıyâm, 163). Ayrıca: “Kim bir oruçluya iftar verirse onun sevabı kadar sevap
alır; oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82).
İmkânlar ölçüsünde talebelerin,
yardıma muhtaç kimselerin ve eş-dostun iftara davet edilmesi; hem bu sevabın
kazanılmasına vesile olur hem de insanlar arası uhuvvet ve dostlukların inşa
edilip zenginleştirilmesine hizmet eder. Bunun yanında farklı din ve kültürden
insanları iftar sofralarında buluşturmak, evrensel insani değerler ortak
paydasında bir araya gelme adına önemli bir semavî fırsattır. İslâmî değerlerin
insanlarla buluşturulması açısından değerlendirilmesi ise apayrı bir
berekettir.
Ramazan’ın bir dua iklimi olduğu da
unutulmamalıdır. Oruç ayetlerinin hemen ardından gelen şu ilahî beyan bunun en
açık göstergesidir: “Kullarım sana beni sorduklarında (söyle): Ben onlara
çok yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara,
2/186). Oruç ve ibadetlerle Allah’a kurbiyet kazanan insanın en önemli
değerlendirmesi gereken fırsat; dua ile Allah’a yönelmek, başta mağfiret ve
rıza-yı ilahî olmak üzere talep edilmesi gereken lütuf ve ihsanları O’ndan
istemektir. Zira kulluğun özü ve iliği, hadiste bildirildiği üzere duadır.
(Tirmizî, Daavât, 1)
Teravih ve Kıyam: Geceyi İhya
Gündüzü oruçla dirilten mümin, geceyi
de kıyamla ihya eder. Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve
sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan gecelerini ihya ederse geçmiş günahları
bağışlanır.” (Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn,
173).
Ramazan adeta ibadet aşısı yapar.
Nasıl ki her yıl hastalıklardan korunmak için aşı olunuyorsa, bu mübarek zaman
diliminde de kulluk ve ibadet performansına göre semavî bir aşılanma söz
konusudur. Bu çerçevede Ramazan’a mahsus en önemli ibadetlerden biri teravih
namazıdır. İbadet performansının yükseltildiği teravih, gece ihyasının en
önemli tezahürüdür. Dört mezhebe göre teravih yirmi rekâttır. Dini
kaynaklarımızda teravihin hızlı ve acele kılınacağına dair bir bilgi
bulunmamaktadır. Bu itibarla huşû ve tâdil-i erkânla eda edilmesi esastır.
Hatimle kılınması ise sünnettir. Ayrıca nafile ibadetlerin farzlardaki
eksiklikleri telafi edeceğine dair hadis (Tirmizî, Salât, 188) düşünüldüğünde,
teravihin ayrı bir anlam kazandığı görülür.
Mukabele: Vahiy ile Sürekli Beslenme
Ramazan’da Kur’ân’la canlı irtibatın
en güzel yollarından biri mukabeledir. Cebrâil, Ramazan’ın her gecesinde
Resûlullah ile buluşur ve onunla Kur’ân’ı karşılıklı okurdu (Buhârî,
Bed’ü’l-Vahy, 5). Bu uygulama, vahyin korunmuşluğunun semavî bir teyidi olduğu
gibi ümmete Kur’ân’ı doğru okuma ve anlama sorumluluğunu da hatırlatır.
Mukabele, Kur’ân’ı usulüne uygun tilavetin bir nevi testidir. Bunun yanında
Yüce Mesaj’ın anlam dünyasından istifade ederek mukabele yapılması da oldukça
önemlidir. Bu gayeye matuf olarak mealli mukabele yapmak dinin ruhuna uygundur.
Hatta imkânı olanların açıklamalı bir meal veya tefsir ile mukabele yapması,
Kur’ân’dan istifade ve istifaza adına önemli bir hedef olmalıdır.
Fıtır Sadakası: Şükrün ve Sosyal
Adaletin İfadesi
Ramazan ayına özel ibadetlerden biri
de fıtır sadakasıdır ve bu sadakayı vermek vaciptir. Bu ibadet; insan olma
nimetine şükür, fakirlerin bayram sevincine ortak edilmesi ve toplumda sosyal
dengenin sağlanması gibi hikmetleri ihtiva eder. İnsanın mazhar olduğu lütuf ve
ihsanlara bir şükür ifadesidir. Yoktan var edilmesi, insani değerlerle
donatılması gibi pek çok nimete karşı bir teşekkürdür. Hadislerde arpa, buğday,
üzüm ve hurma gibi temel gıda maddeleri örneğiyle ifade edilmiştir (Buhârî,
Zekât, 70; Müslim, Zekât, 12). Maksat, bir insanın iki öğün yiyeceğinin
karşılanmasıdır. Bu da herkesin hayat standartlarına göre değişir. Bu itibarla,
iki öğünün şahısların kendi standartlarını merkeze alarak hesap edilip
miktarının verilmesi şeklinde anlaşılması yerinde olur.
İtikâf ve Kadir Gecesi
Ramazan ayına özel ibadetlerden biri
de itikâftır. Resûlullah Efendimiz (s.a.s.), ruhunun ufkuna yürüyeceği ana
kadar her sene Ramazan ayında, özellikle de son on gününde itikâf yapmıştır
(Buhârî, İ‘tikâf, 1; Müslim, İ‘tikâf, 5). Allah Resûlü’nden sonra müminlerin
anneleri de bu sünneti devam ettirmiştir. Günümüzde bu sünnetin yeterince
uygulanmadığı görülmektedir. Hayata taşınıp ihya edilmesi Müslümanların
hedefleri arasında olmalıdır. Bu gayeye matuf olarak mabedlerin, erkek ve
kadınlar için ayrı ayrı itikâf alanları bulunacak; temel ihtiyaçların
karşılanabileceği bir formatta düzenlenmesi, bu sünnetin ihyasına zemin
hazırlayacaktır. Hatta çocukların da cami atmosferinden istifade edebileceği ve
aynı zamanda kendi dünyalarına hitap eden bölümlerin bulunması, mabed
mimarisinde yer verilmesi gereken hususlardandır.
Ramazan’ın finali ise Kadir
Gecesi’dir. Üç aylarla başlayan manevî rehabilitasyon, semavî değerlerle
donanma ve Allah’ın engin rahmet ve mağfiretinden istifade yolculuğu, Kadir
Gecesi ile zirveye ulaşır. Ayette bildirildiği üzere: “Kadir Gecesi bin
aydan hayırlıdır.” (Kadr, 97/3). Bu gecede yapılan ibadetler, seksen küsur
senede yapılmış gibi sevap kazandırır. Hadislerde de: “Kim Kadir Gecesi’ni
iman ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya ederse geçmiş günahları
bağışlanır.” (Buhârî, Fadlü Leyleti’l-Kadr, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn,
175) buyurularak bu geceyi ihya edenin mağfirete mazhar olacağı bildirilmiştir.
Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının son on gününde, aranması tavsiye edilmiştir: “Kadir
gecesini Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde arayın.” (Buhârî, Fadlü
Leyleti’l-Kadr, 3) Sahabeden Abdullah b. Mes‘ûd ve İmam-ı Âzam gibi zirve
şahsiyetlere göre ise senenin her gecesi ihya edilerek bu müstesna zaman dilimi
yakalanmaya çalışılmalıdır.
Fırsatın Telafisi Yoktur
Ramazan; gufranla tüllenmiş bir ay olup imanî ve
insanî değerlerin yükseltildiği, insanın kendisini vahiy eksenli olarak
yenilediği ve cennete ehil hâle gelme adına büyük bir fırsat sunduğu diriliş
mevsimidir. Ramazan bir aydır; fakat inşa ettiği karakter bir ömürlüktür.
Unutulmamalıdır ki fırsatın kazası yoktur.
Dr. Ergün Çapan
Respect Graduate School Risale ve Hizmet Araştırmaları Merkezi
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
DR. ERGÜN ÇAPAN

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

HÜSEYİN ODABAŞI

ERTUĞRUL İNCEKUL

SAFVET SENİH

Kahramanmaraş 4.7 ile sallandı! Naci Görür depremi...

Pakistan, Afganistan'a savaş ilan etti: Çok sayıda...

Sosyal medya düzenlemesinde yeni yasak: O hesaplar...

ABD’den flaş hamle: İran'a askeri operasyonun mu i...

Hava Harp Okulu'nda uyuşturucu skandalı: 3 asker t...






