Semavi rehabilitasyon: Ramazan ve insan

Okuma Süresi 17 dkYayınlanma Cumartesi, Şubat 28 2026
Paylaş
X Post


Ramazan ayı; başta oruç olmak üzere teravih, mukabele, iftar, sahur, itikâf, hayır ve hasenat ile fıtır sadakası gibi pek çok ibadet vesilesiyle arınma, manevî derinliklerimizi keşfetme ve kulluk performansımızı yükseltme mevsimidir. Bu mübarek zaman dilimi, Rahmân’ın en büyük lütuflarından biri olan Kur’ân’ı yeniden duyma, hissetme ve adeta “Kur’anlaşma” fırsatı sunar. Ramazan, değerlendirilebildiği ölçüde insana kulluk ve ibadet aşısı yapar. Aynı zamanda insanları sevgi, şefkat ve merhametle kucaklama; onları Yaratan’dan ötürü bağrına basma mevsimidir. Bu yönüyle Ramazan, sadece takvimsel bir zaman dilimi değil; insanın ruh, akıl ve irade dünyasını yeniden inşa eden ilahî bir eğitim sürecidir.

Gufran Eksenli Bir Arınma Çağrısı

Ramazan, Müslüman kimliğinin ve karakterinin inşasında; dinin insan tabiatıyla bütünleşmesi adına adeta semavî bir rehabilitasyon sürecidir. Bu sürecin merkezinde ise “gufran” vardır. En önemlisi, gufranla tüllenmiş bu kutlu zaman diliminde sunulan bağışlanma fırsatını kaçırmamaktır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Rabbinizin mağfiretine ve cennete koşun.” (Âl-i İmrân, 3/133)

Ayette mağfiretin cennetten önce zikredilmesi dikkat çekicidir. Çünkü arınmadan kemale ermek mümkün değildir; önce temizlenmek, sonra yücelmek gerekir. İşte Ramazan, semavî değerlerin rehberliğinde arınma, kıvam kazanma ve kulluk çıtasını yükseltme iklimidir. Efendimiz de bu hakikati şöyle ifade etmiştir: “Ramazan ayına ulaşıpta günahları bağışlanmayan kimsenin burnu sürtülsün; fırsatı tepti ve kendine yazık etti.” (Tirmizî, Daavât, 100; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 246). Dolayısıyla Ramazan, kulluk performansının yükseltilerek mağfiretin kaçırılmaması gereken büyük bir fırsat zamanıdır.

Ramazan: Kur’an ile Bütünleşme Zamanı

Ramazan’ı diğer zamanlardan ayıran en temel özellik, Kur’ân’ın bu ayda indirilmiş olmasıdır: “Ramazan ayı, Kur’an’ın insanlar için bir hidayet rehberi olarak indirildiği aydır…” (Bakara, 2/185). Bu ayet bize şunu gösterir: Ramazan’ın ruhu Kur’ân’dır. O hâlde bu ay, sadece Kur’ân okumak değil; onu anlama, yaşama ve Kur’ân ahlâkıyla ahlaklanma ayıdır. Nitekim Kur’ân başka bir ayette “ruh” olarak nitelendirilir: “Sana da emrimizden bir ruh (vahiy) vahyettik.” (Şûrâ, 42/52).

Vahyin bir ruhu vardır ve bu ruh, insan ruhunun asli gıdasıdır. Oruç ise cismanî arzuları disipline ederek ruhun bu ilahî nefesi daha güçlü hissetmesine zemin hazırlar. Böylece insan, vahyin ruhuyla yeniden dirilir.

Oruç: Kalp, Ruh ve Beden Eğitimi

Bu noktada orucun hikmeti daha iyi anlaşılır. Oruç; kalbi, ruhu ve bedeni birlikte terbiye eden bütüncül bir ibadettir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Oruç size farz kılındı… Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 2/183). Demek ki orucun hedefi takvadır; Allah’ın emir ve yasaklarına karşı daha duyarlı hâle gelmek ve şuurlu bir kulluk sergilemektir.

Her semavî emir ve yasakta pek çok hikmet olduğu gibi, orucun da pek çok hikmeti vardır. Oruç; Yüce Yaratıcı’nın rubûbiyetini daha iyi anlama, nefsi disipline etme, sabır çıtasını yükseltme ve insanın manevî yönünü inkişaf ettirme yanında aynı zamanda güçlü bir sosyal empati eğitimidir. Açlık ve susuzluk, insanı yeryüzündeki yoksulluğu anlamaya sevk eder. Bu yönüyle oruç, bireysel arınmayı toplumsal merhametle bütünleştirir. Efendimiz orucun değerini şu kudsî hadisle ifade eder:  (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163). Bu ilahî iltifat, orucun kulluk eğitimindeki yerini açıkça ortaya koymaktadır.

Oruç ve Tıbbî Hikmetleri

Oruç ibadeti öncelikle kulluktur; ancak hikmet boyutunda bakıldığında insan fıtratıyla derin bir uyum içinde olduğu görülmektedir. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar, belirli süreli kontrollü açlığın metabolik dengeyi düzenleyebildiğini, insülin hassasiyetini artırabildiğini, sindirim sistemine dinlenme imkânı sağladığını ve hücresel yenilenme süreci olan otokofajiyi (autophagy) destekleyebildiğini ortaya koymaktadır. Oruç sırasında vücut enerji kullanım sistemini yeniden organize edilir; yağ yakımı artabilir, kan şekeri dengesi daha istikrarlı hâle gelebilir ve bazı inflamatuar süreçlerde azalma görülebilir. Elbette oruç bir tedavi yöntemi değildir; hastalığı olanların hekim tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir. Bununla birlikte bütüncül bakıldığında, orucun ruh ve kalp terbiyesinin yanında beden sağlığına da katkı sunabilmesi, ilahî emirlerin insan yaratılışıyla çelişmediğini; bilakis onunla uyumlu olduğunu göstermektedir.

Sahur ve İftar: Bereket ve Dua İklimi

Ramazan’ın günlük pratiği sahurla başlar. Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sahur yapınız; çünkü sahurda bereket vardır.” (Buhârî, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, 45). Sahur, bilinçli bir niyet tazelemesi; günün başlangıcında yapılan bir kulluk sözleşmesidir.

İftar ise rahmet anıdır. Peygamberimiz şöyle buyurur: “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiği zaman, diğeri Rabbine kavuştuğu zamandır.” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163). Ayrıca: “Kim bir oruçluya iftar verirse onun sevabı kadar sevap alır; oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82).

İmkânlar ölçüsünde talebelerin, yardıma muhtaç kimselerin ve eş-dostun iftara davet edilmesi; hem bu sevabın kazanılmasına vesile olur hem de insanlar arası uhuvvet ve dostlukların inşa edilip zenginleştirilmesine hizmet eder. Bunun yanında farklı din ve kültürden insanları iftar sofralarında buluşturmak, evrensel insani değerler ortak paydasında bir araya gelme adına önemli bir semavî fırsattır. İslâmî değerlerin insanlarla buluşturulması açısından değerlendirilmesi ise apayrı bir berekettir.

Ramazan’ın bir dua iklimi olduğu da unutulmamalıdır. Oruç ayetlerinin hemen ardından gelen şu ilahî beyan bunun en açık göstergesidir: “Kullarım sana beni sorduklarında (söyle): Ben onlara çok yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara, 2/186). Oruç ve ibadetlerle Allah’a kurbiyet kazanan insanın en önemli değerlendirmesi gereken fırsat; dua ile Allah’a yönelmek, başta mağfiret ve rıza-yı ilahî olmak üzere talep edilmesi gereken lütuf ve ihsanları O’ndan istemektir. Zira kulluğun özü ve iliği, hadiste bildirildiği üzere duadır. (Tirmizî, Daavât, 1)

Teravih ve Kıyam: Geceyi İhya

Gündüzü oruçla dirilten mümin, geceyi de kıyamla ihya eder. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan gecelerini ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 173).

Ramazan adeta ibadet aşısı yapar. Nasıl ki her yıl hastalıklardan korunmak için aşı olunuyorsa, bu mübarek zaman diliminde de kulluk ve ibadet performansına göre semavî bir aşılanma söz konusudur. Bu çerçevede Ramazan’a mahsus en önemli ibadetlerden biri teravih namazıdır. İbadet performansının yükseltildiği teravih, gece ihyasının en önemli tezahürüdür. Dört mezhebe göre teravih yirmi rekâttır. Dini kaynaklarımızda teravihin hızlı ve acele kılınacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu itibarla huşû ve tâdil-i erkânla eda edilmesi esastır. Hatimle kılınması ise sünnettir. Ayrıca nafile ibadetlerin farzlardaki eksiklikleri telafi edeceğine dair hadis (Tirmizî, Salât, 188) düşünüldüğünde, teravihin ayrı bir anlam kazandığı görülür.

Mukabele: Vahiy ile Sürekli Beslenme

Ramazan’da Kur’ân’la canlı irtibatın en güzel yollarından biri mukabeledir. Cebrâil, Ramazan’ın her gecesinde Resûlullah ile buluşur ve onunla Kur’ân’ı karşılıklı okurdu (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 5). Bu uygulama, vahyin korunmuşluğunun semavî bir teyidi olduğu gibi ümmete Kur’ân’ı doğru okuma ve anlama sorumluluğunu da hatırlatır. Mukabele, Kur’ân’ı usulüne uygun tilavetin bir nevi testidir. Bunun yanında Yüce Mesaj’ın anlam dünyasından istifade ederek mukabele yapılması da oldukça önemlidir. Bu gayeye matuf olarak mealli mukabele yapmak dinin ruhuna uygundur. Hatta imkânı olanların açıklamalı bir meal veya tefsir ile mukabele yapması, Kur’ân’dan istifade ve istifaza adına önemli bir hedef olmalıdır.

Fıtır Sadakası: Şükrün ve Sosyal Adaletin İfadesi

Ramazan ayına özel ibadetlerden biri de fıtır sadakasıdır ve bu sadakayı vermek vaciptir. Bu ibadet; insan olma nimetine şükür, fakirlerin bayram sevincine ortak edilmesi ve toplumda sosyal dengenin sağlanması gibi hikmetleri ihtiva eder. İnsanın mazhar olduğu lütuf ve ihsanlara bir şükür ifadesidir. Yoktan var edilmesi, insani değerlerle donatılması gibi pek çok nimete karşı bir teşekkürdür. Hadislerde arpa, buğday, üzüm ve hurma gibi temel gıda maddeleri örneğiyle ifade edilmiştir (Buhârî, Zekât, 70; Müslim, Zekât, 12). Maksat, bir insanın iki öğün yiyeceğinin karşılanmasıdır. Bu da herkesin hayat standartlarına göre değişir. Bu itibarla, iki öğünün şahısların kendi standartlarını merkeze alarak hesap edilip miktarının verilmesi şeklinde anlaşılması yerinde olur.

İtikâf ve Kadir Gecesi

Ramazan ayına özel ibadetlerden biri de itikâftır. Resûlullah Efendimiz (s.a.s.), ruhunun ufkuna yürüyeceği ana kadar her sene Ramazan ayında, özellikle de son on gününde itikâf yapmıştır (Buhârî, İ‘tikâf, 1; Müslim, İ‘tikâf, 5). Allah Resûlü’nden sonra müminlerin anneleri de bu sünneti devam ettirmiştir. Günümüzde bu sünnetin yeterince uygulanmadığı görülmektedir. Hayata taşınıp ihya edilmesi Müslümanların hedefleri arasında olmalıdır. Bu gayeye matuf olarak mabedlerin, erkek ve kadınlar için ayrı ayrı itikâf alanları bulunacak; temel ihtiyaçların karşılanabileceği bir formatta düzenlenmesi, bu sünnetin ihyasına zemin hazırlayacaktır. Hatta çocukların da cami atmosferinden istifade edebileceği ve aynı zamanda kendi dünyalarına hitap eden bölümlerin bulunması, mabed mimarisinde yer verilmesi gereken hususlardandır.

Ramazan’ın finali ise Kadir Gecesi’dir. Üç aylarla başlayan manevî rehabilitasyon, semavî değerlerle donanma ve Allah’ın engin rahmet ve mağfiretinden istifade yolculuğu, Kadir Gecesi ile zirveye ulaşır. Ayette bildirildiği üzere: “Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.” (Kadr, 97/3). Bu gecede yapılan ibadetler, seksen küsur senede yapılmış gibi sevap kazandırır. Hadislerde de: “Kim Kadir Gecesi’ni iman ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Fadlü Leyleti’l-Kadr, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 175) buyurularak bu geceyi ihya edenin mağfirete mazhar olacağı bildirilmiştir. Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının son on gününde, aranması tavsiye edilmiştir: “Kadir gecesini Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde arayın.” (Buhârî, Fadlü Leyleti’l-Kadr, 3) Sahabeden Abdullah b. Mes‘ûd ve İmam-ı Âzam gibi zirve şahsiyetlere göre ise senenin her gecesi ihya edilerek bu müstesna zaman dilimi yakalanmaya çalışılmalıdır.

Fırsatın Telafisi Yoktur

Ramazan; gufranla tüllenmiş bir ay olup imanî ve insanî değerlerin yükseltildiği, insanın kendisini vahiy eksenli olarak yenilediği ve cennete ehil hâle gelme adına büyük bir fırsat sunduğu diriliş mevsimidir. Ramazan bir aydır; fakat inşa ettiği karakter bir ömürlüktür. Unutulmamalıdır ki fırsatın kazası yoktur.

Dr. Ergün Çapan
Respect Graduate School Risale ve Hizmet Araştırmaları Merkezi