Suç ve günahın kelebek etkisi

Birkaç gün önce Urfa’da, dün Kahramanmaraş’taki okullarda gerçekleştirilen silahlı saldırılarda -Allah rahmet eylesin- ölen ve yaralanan öğretmen, öğrenciler oldu. Silahlı öğrencilerin okul basıp onlarca insanı öldürmesi, yaralaması gibi olaylar insanımızın çok da alışık olmadığı vakalar. Daha çok Batı’da, Avrupa ve ABD’de görülen hadiselerdir. Bu açıdan oldukça ilginç ve bir o kadar da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.
Bu tür olaylar genellikle bir kabın dolup sonra da bir damlayla taşması gibi, belli bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkan olaylardır. Sebep-sonuç ilişkisi açısından bakıldığı zaman, bu neticeyi doğuran sebepleri derinlemesine incelemek, ele almak gerekmektedir.
Bilimde “kelebek etkisi” denilen bir kavramdan söz edilmektedir. Bu kavramın ifade ettiği şey ile insan davranışları ve bu davranışların toplum hayatına etkisi arasında birtakım benzerlikler gözlemlenmektedir. Malum olduğu üzere Allah’ın kâinatta koymuş olduğu yaratılış kanunlarına “tekvini emirler”, dinde vazettiği emir ve yasaklara da “teşrii emirler” denilmektedir. Şunu da hemen belirtmekte yarar var: Hukuken suç olan fiillerin pek çoğu aynı zamanda dinen de günah kabul edilen fiillerdir. “Kelebek etkisi”nin tabiatta meydana getirdiği etki nasılsa ve ne ise, insan davranışlarının toplumda meydana getirdiği, yol açtığı etki ve neticeler de neredeyse aynı şekildedir.
Peki kelebek etkisi nedir? Genel bir mana ile kısaca ifade edilecek olursa; “Kelebek etkisi (Butterfly Effect), başlangıç koşullarına son derece hassas olan kaotik sistemlerde, çok küçük bir değişikliğin zamanla büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabileceğini ifade eden bilimsel bir kavramdır.” şeklinde izah edilebilir. Sosyolojik bir üslupla ifade edilecek olursa, “küçük nedenlerin büyük sonuçlara yol açabileceğini ifade eden kaos teorisi ilkesidir.”
Bu kavrama “kelebek etkisi” denilmesine sebep olan olayın ise meteorolog Edward Lorenz’in hava durumu modelleri üzerinde çalışırken, başlangıç verilerindeki çok küçük bir yuvarlama farkının tamamen farklı sonuçlar doğurduğunu fark etmesi olduğu anlatılır. O, bu durumu şu meşhur cümleyle özetlemiştir: “Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta bir kasırgaya sebep olabilir.” Evet, tekvini emirler (yaratılış kanunları) açısından kelebek etkisinin kısaca izahı bu şekildedir. Asıl ana konumuza, benzetme yönüne gelecek olursak;
Teşrii emirlerde de durum tekvini emirlerdeki gibidir. Yani nasıl bir kelebeğin kanat çırpması Teksas’ta bir fırtınaya sebebiyet verebiliyorsa, bir insanın, bir anne-babanın veya bir idarecinin hata ve günahı da zincirleme reaksiyonlar gibi o kişinin, o ailenin, o toplumun felaketine yol açacak bir noktaya ulaşabilir.
Herhangi bir kişinin hata ve günahları neticesinde oluşacak olan kelebek etkisi ve onun neden olduğu zarar, genellikle o kişinin kendisiyle sınırlı kalır. Aile bazında karı kocanın hata ve günahlarının kelebek etkisi de en nihayetinde o aile sınırları içinde kalır. Fakat sosyal hayatta belli bir konumda olup da önemli vazifeler üstlenmiş kişilerin hata ve günahlarının kelebek etkisinin sınırlarını çizmek mümkün değildir. Burada temas etmek istediğimiz asıl konu da zaten budur. Misal mi istiyoruz; işte biri ülkemizden, ikincisi dünyadan.
Önce ülkemizden başlayalım. 17/25 Aralık’ta bir yolsuzluk, rüşvet hadisesi yaşandı. En üst düzey yetkili ve bir kısım bakanların yolsuzluk, rüşvet ve dolaylı hırsızlık olaylarına karıştıkları tespit edildi. Rüşvet almak ve vermek haramdır (Nisâ Suresi 29. Ayet; Tirmizî, Ahkâm, 9). Devletin malını dolaylı yollarla zimmetine geçirmek (gulül) de haramdır (Âl-i İmrân 3/161). Herhangi birinin bu fiilleri işlemesi hukuken suç, dinen de haram yani büyük günahtır. O gün bu yetkililerin hukuk önünde yargılanarak aklanma veya cezalandırılma imkânı olsaydı, bir felaketin önü alınmış, olaylar büyümemiş olacaktı. Bir devlette suçlu, günah işleyen, üst düzey bir yetkili dahi olsa, suça ve suçlulara zamanında müdahale edilebilir, suç ve günah işlemesine mani olunursa bu hadisenin verdiği zarar o toplumda sadece bir kelebeğin kanat çırpması kadar bir şey olmuş olurdu. Fakat bilindiği gibi böyle olmadı. Suç suça, hata hataya, günah da başka bir günaha kapı açtı.
Hukuki vazifesi gereği anayasa, kanun ve millet namına sorumluluğunu yerine getiren devlet memurları, üst düzey suçluları gözle görürcesine suçüstü yakaladıklarından dolayı “Paralel Yapı” olarak ilan edildiler, yalan ve iftiraya maruz kaldılar. Sonra da tutuklanarak hapishanelere atıldılar. Suç işleyen yetkililer, yargılanmamak, suç ve günahlarını örtbas etmek için başka bir günaha, hem de büyük günahlardan ikisine; yalan ve iftiraya sığındılar. Günahın kelebek etkisi kendini gösterdi ve yolsuzluk, rüşvet, gulül günahları kısa zamanda yalan ve iftira fırtınasına dönüştü.
Bu olaylardan sorumlu tuttukları memurları tutuklayıp hapse atmak suçluları tatmin etmedi. Evet, kendilerine suçüstü yapan az bir grubu tasfiye etmiş olsalar da kendilerini hâlâ güvende hissetmiyorlardı. Çünkü vatan ve milletini seven, hukuka, kanuna, din ve diyanetine bağlı hâlâ bir hayli emniyet, adalet, askeriye çalışanı vardı. Onlar da meslektaşlarına yapılan bu feci muameleleri doğru bulmuyorlardı. Onun için bunlar var olduğu sürece suçlular için rahat bir uyku uyumak mümkün değildi. Onun için daha büyük bir günaha adım atmak zorunda kaldılar: Masum insanlara tuzak kurarak onları devlete karşı asi ilan etmek.
Bu durum onları 15 Temmuz sözde darbe kumpasını planlamaya itti. Bu sefer suç ve günah skalası artmaya başladı. Günahın kelebek etkisi gitgide büyüyordu. Yolsuzluk, rüşvet ve gulül, yalan ve iftiraya davetiye çıkardığı gibi, yalan ve iftira da onları katilden daha büyük bir günah olan fitne çıkarmaya sevk etti (Bakara 2/191). Hak ile batılın, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün altüst edildiği bir kaos ortamı oluşturarak kendi hata, suç ve günahlarının konuşulamayacağı, unutulacağı bir vasat oluşturmak istediler. İnsanları fitne ateşine attılar. Müminleri birbirine düşürdüler.
İnsanlar kimin, neyin doğru-yanlış olduğunu şaşırdılar. Düzmece birçok senaryo ile insanları aldattılar ve kandırdılar (Bakara, 9; Müslim, İman, 164). İnsanları kamplaştırarak bu sefer tefrika ve iftirak günahına bulaştılar (Âl-i İmrân Suresi 103; Buhari, Edeb, 57). Günahın kelebek etkisi önüne kattığı büyük günahlarla gitgide büyüdü ve toplumu tamamen kuşatan, insanları yakan, kül eden büyük bir fitne ateşine dönüştü. Birkaç günahın kelebek etkisi fırtınalar estiriyor, ortalığı yakıp yıkıyordu.
Darbe fitnesi o kadar büyüktü ki milyonlarca insan bundan etkilendi. Darbe fitnesi ile oluşturulan günah fırtınalarında bu sefer kelebek etkisi zulüm, haksızlık, kul hakkına tecavüz günahlarına ulaştı (Nahl Suresi 90; Buhari, Mezâlim, 9). Keyfi, önyargılı bir şekilde KHK’larla yüz binlerce yetişmiş vatan evladı işlerinden atıldı, adeta açlığa mahkûm edildi. Yüz binlerce insan karakola çağrıldı, ifadesi alındı. Kimileri gece baskınları ile evlerinden apar topar toplandı, hapishanelere tıkıldı. Bu sefer günahın kelebek etkisi kul hakkına tecavüz sınırına dayandı. Hem de milyonlarca insanın hakkına… Burada da kalmadı günahın kelebek etkisi.
Devlet dairelerinde çalışan kalifiye, işinin ehli, başarılı, vatansever yüz binlerce KHK’lının kadrolardan uzaklaştırılmasıyla devlette ve toplumda maddi manevi büyük bir boşluk oluştu. Bu boşluğu doldurmak için tek özelliği partizanlık olan, naehil, liyakatsiz pek çok kişi adliye, emniyet ve askeri kadrolara yerleştirildi. Allah emaneti ehil olanlara vermeyi emrederken bunun tam tersi bir yol izlendi. Bu da bir başka günahtı. Zira görevi ehil olmayana vermek milletin emanetine hıyanet olduğu kadar ehil olana da bir zulüm ve haksızlıktır. Günahın kelebek etkisi yıkıma devam etti ve şimdi de emanete ihanet etmeyi vurdu (Nisâ Suresi 58; Buhari, İman, 24).
Emanetin zayi edilmesi kıyametin ilk habercisidir (Buhari, İlim, 2). Her kademe ve seviyede emanetin ehil olmayan, liyakatsiz kişilere tevdi edilmesi yalan, iftira, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırmacılık, zulüm, haksızlık, hukuksuzluk gibi ne kadar yıkıcı günah varsa bunlara onay vermek anlamına geliyordu.
İşte o günden bugüne ülkede pek çok şey olması gerekenin dışında, olumsuz bir çizgide cereyan etmektedir. Birkaç kişinin hata ve günahlarına dur denilememesi yüzünden ne ekonomi olması gereken yerde, ne sanayi, ne ticaret, ne de ithalat-ihracat dengesi… Ekonomik sıkıntılar milletin belini bükecek kerteye ulaşmış durumdadır. AKP dışındaki kim varsa neredeyse tümü terörist ilan edilmiş; ülkede huzur, barış, sevgi-saygı, kardeşlik, dostluk, arkadaşlık, akrabalık, sıla-i rahim ortamı berhava edilmiştir. En önemlisi güven ortamı yok olmuştur. Eğitim-öğretimin esamesi okunmazken, yetişen nesiller uyuşturucu ağında, hedefsiz, gayesiz, gelecekten ümitsiz bir vaziyettedirler. Hangi alana el atarsanız atın elinizde kalmaktadır.
Evet, bu ülkemizdeki günahın kelebek etkisiydi.
Son günlerde küresel anlamda da suç ve günahın kelebek etkileri gözle görünür bir hâle geldi. İddialara göre dünya çapındaki pek çok siyasi, sanat ve iş dünyasından insanın adlarının yüz kızartıcı bir dosyada yer alması, bu durumu bir şantaj unsuru olarak kullanan bazı çevrelerin bu insanların nüfuzunu kullanarak bütün dünyayı ateşe verme ihtimali olan bir savaşa sürüklemeye çalışmaları, önemli kişilerin suç, hata ve günahlarının kelebek etkisinin nelere yol açabileceğine dair oldukça ibretamiz bir tablo olarak önümüzde cereyan etmektedir.
Bir günah deyip geçmemek gerekiyor. Gelecekte bu yıllar, önemli bir mevkide bulunan bir kişinin şayet zaaf ve günahlarını terk etmezse bir ülkenin başına neler getirebileceğinin acı acı yaşandığı yıllar olarak anılacaktır.
Sözü burada bitirirken aşağıya mevzu ile alakalı enfes birkaç paragraf bırakalım:
“Her bir günah, ikinci bir günaha çağırıcıdır. Bir hata, ikinci hata için bir davetiyedir. Bir kere düşme, insanın ikinci kere ciddi olarak düşmesinin mukaddimesi sayılabilir.” (Kırık Testi, 3)
“Ucb, fahr, gurur, kibir gibi vasıfların her biri -İmam Gazzâlî’nin yaklaşımıyla ifade edecek olursak- ‘mühlikât’tandır; yani insanı helaket ve felakete sürükleyen birer virüstür. Bu tür virüslere yakalanan ve yenik düşen bir insanın camiye gelmesi, namaz kılması, oruç tutması onu kötü akıbetten kurtaramayabilir. Zira bu tür hastalıkların varlığı daha başka hastalıklar için de birer çağrı ve davetiyedir. Kendilerinde büyüklük vehmeden, başkalarına tepeden bakmayı alışkanlık hâline getiren kibir budalaları, marazdan maraza intikal eder, bir marazlar fasit dairesi içinde dolaşır dururlar. Bir kere böyle bir deryaya -daha doğrusu gayyaya- yelken açtıktan sonra artık bir daha geriye dönemez, kibirlerinin kendilerini sürüklediği fikrî, bedenî günahlardan sıyrılamazlar. Hafizanallah.” (Kırık Testi, 20)
Evet, bugünlerde okullarımızda yaşanan olumsuzluklar bize, toplumun kabının birtakım olumsuzluklarla dolduğunu ve neticesinde de içinden bu olayların sızdığını göstermektedir. Küpün içinde ne varsa dışarıya o sızar. Evin içindeki atmosfer çocuğun hal ve davranışlarından, bir devletin eğitim-öğretim ve terbiye kalitesi de okullarındaki gençlerin tavır ve davranışlarından belli olur. Şu da bir gerçektir ki yuva ve çocuklar anne babanın, ülke ve insanı da o ülkeyi yöneten idarecinin aynasıdır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

NUMAN YILMAZ YİĞİT

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

Gülistan Doku Cinayeti: Eski polis ve İl Özel İdar...

Salih Gergerlioğlu için gözaltı kararı: Oğlu öldür...

Trump: İran ile hiç olmadığı kadar anlaşmaya yakın...

Bolu Belediyesi soruşturmasında 3 yeni gözaltı!

İmamoğlu: 'Bizim iktidarımızda umutsuzluğun yerini...







