Sürgün gazetecilere yönelik dijital kısıtlamalar BM gündeminde

International Journalists Association e.V. (IJA), BM İnsan Hakları Konseyi’nin 59/15 sayılı kararı uyarınca, Yüksek Komiserin İnsan Hakları Konseyi’ne “Gazetecilerin korunmasına yönelik ulusal çerçevelerin etkililiği” konusunda rapor hazırladı. “Algoritmik Görünürlük Kısıtlamaları ve Gazetecilerin Güvenliği: Ulusal Koruma Çerçeveleri İçinde Dijital Tehditlerin Değerlendirilmesi” konulu raporda gazetecilere dijital platformlar üzerinden çıkarılan güçlüklere dikkat çekildi. Raporda şu ifadelere yer verildi:
Yeni engeller içerik kaldırma, hesap kısıtlamaları
Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan bağımsız gazeteciler son yıllarda yalnızca geleneksel devlet baskısı biçimleriyle değil, aynı zamanda dijital platformlar üzerinden ortaya çıkan yeni güçlüklerle de karşı karşıya kalmaktadır. Gözaltılar, adli kontrol tedbirleri, ceza soruşturmaları, erişim kısıtlamaları ve kamusal katılıma karşı açılan stratejik davalar (SLAPP’ler), basın özgürlüğünün kullanılmasının önünde önemli engeller oluşturmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, gazetecilik faaliyetlerini etkileyen müdahaleler giderek daha teknik ve daha az görünür biçimler almaktadır. İçerik kaldırma uygulamaları, görünürlüğün azaltılması, hesap kısıtlamaları ve öneri sistemleri üzerinden işleyen algoritmik müdahaleler; ifade özgürlüğü, medya çoğulculuğu ve bilgiye erişim bakımından yeni kaygılar doğurmaktadır.
Dijital görünürlükler azaltılıyor
Bu gelişmeler özellikle sürgündeki gazeteciler açısından önem taşımaktadır. Avrupa’dan faaliyet gösteren pek çok bağımsız gazeteci, Türkiye ile ilgili içerik ürettiklerinde dijital görünürlüklerinin azaltıldığı, içeriklerinin öneri sistemlerinde geri plana itilebildiği ve izleyici kitlelerine ulaşma kapasitelerinin düştüğü yönünde kaygılar bildirmiştir. Bu kaygılar, ifade özgürlüğünü etkileyen baskıların giderek devletler, dijital platformlar ve algoritmik sistemler arasındaki karmaşık etkileşimler yoluyla ortaya çıkabildiğine işaret etmektedir.
Gazetecilerin korunmasına yönelik mevcut ulusal çerçeveler geleneksel olarak fiziksel saldırılara, ceza soruşturmalarına ve acil koruma tedbirlerine odaklanmıştır. Bunlar önemini korumakla birlikte, bu çerçeveler çoğu zaman algoritmik görünürlük kısıtlamalarını, platform yönetişimi uygulamalarını ve sınırlar ötesinde faaliyet yürüten gazetecileri etkileyen diğer sınır aşan dijital baskı biçimlerini ele alma konusunda daha yetersiz kalmaktadır.
Yeni müdahale biçimleri ortaya çıktı
Geleneksel sansür mekanizmalarında devletler doğrudan yayın yasakları, erişim kısıtlamaları ya da içerik kaldırma kararlarıyla hareket ederken, bugün müdahaleler giderek daha teknik ve çoğu zaman görünmez yöntemlerle gerçekleşmektedir. Sosyal medya platformlarının algoritmik sistemleri, hangi içeriğin kullanıcılara ulaştırılacağını belirleyen temel araçlar hâline gelmiştir. Sonuç olarak ifade özgürlüğü tartışmaları artık yalnızca devlet merkezli bir baskı anlayışıyla sınırlı değildir; aynı zamanda büyük teknoloji şirketlerinin kamusal alan üzerindeki etkisini de kapsamaktadır. Bu bağlamda literatürde “algoritmik bastırma”, “de-amplification”, “downranking” ve “shadow banning” gibi kavramlarla tartışılan yeni müdahale biçimleri ortaya çıkmıştır. Bu yöntemlerin ayırt edici özelliği, içeriğin hukuken çevrim içi kalmaya devam etmesine rağmen kamusal görünürlüğünün fiilen azaltılmasıdır. İçerik tamamen kaldırılmasa bile öneri sistemlerinden dışlanması, kullanıcılara sınırlı biçimde ulaştırılması veya erişiminin düşürülmesi, ifade özgürlüğünün fiilî kullanımını ciddi biçimde zayıflatabilmektedir.
İçerikler kullanıcılara ulaştırılmıyor
Bu nedenle algoritmik görünürlük, modern dijital kamusal alanın temel belirleyicilerinden biri hâline gelmiştir. Bir içeriğin teknik olarak çevrim içi kalması, kullanıcılara fiilen ulaştırılmıyorsa ifade özgürlüğünün etkili biçimde korunduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle çok büyük çevrim içi platformlar (VLOP’lar), artık yalnızca teknik aracılar değil, aynı zamanda bilginin dolaşımını yöneten yarı kamusal aktörler hâline gelmiştir. Bu durum, platform yönetişimi ile insan hakları hukuku arasındaki ilişkiyi giderek daha önemli kılmaktadır. Bu gelişmeler, gazetecilerin korunmasına yönelik mevcut çerçevelerin algoritmik görünürlük kısıtlamaları ve platform yönetişimi uygulamalarından doğan zararları ele alma konusunda ne ölçüde yeterli olduğu yönünde önemli sorular doğurmaktadır. Pek çok koruma mekanizması öncelikle fiziksel tehditlere ve hukuki tacize odaklanırken, gazetecilerin izleyicilere ulaşma ve kamusal tartışmaya etkili biçimde katılma kapasitesini etkileyebilen dijital müdahale biçimlerini ele alma konusunda çoğu zaman daha yetersiz kalmaktadır.
Sürgün gazeteciler baskı ve tehditler artıyor
Son yıllarda sürgündeki gazetecileri hedef alan baskılar giderek fiziksel güvenliğe yönelik tehditlerin ötesine uzanmaktadır. Avrupa’dan faaliyet gösterirken Türkiye’deki gelişmeler hakkında haber yapan gazeteciler, görünürlüklerinin azalması, erişimlerinin düşmesi ve menşe ülkelerindeki izleyici kitleleriyle etkileşim kurma kapasitelerini etkileyen kısıtlamalar konusunda kaygılarını dile getirmiştir. Bu olgu, sınır aşan dijital baskının daha geniş bir biçimini yansıtmaktadır. Gazeteciler ev sahibi ülkelerde fiziksel korumadan yararlanabilseler de, izleyici kitleleriyle iletişim kurma kapasiteleri platform yönetişimi uygulamaları, içerik moderasyonu kararları ve diğer dijital müdahale biçimleri karşısında kırılgan kalabilmektedir. Sonuç olarak fiziksel zarardan korunma, ifade özgürlüğünün etkili kullanımını zorunlu olarak garanti etmemektedir.
Bu sorun, izleyici kitlelerine ulaşmak ve gelir üretmek için büyük ölçüde çevrim içi görünürlüğe dayanan bağımsız ve dijital öncelikli medya kuruluşları açısından özellikle önemlidir. Görünürlüğün azalması bu nedenle yalnızca bilginin yayılmasını değil, bağımsız gazeteciliğin ekonomik sürdürülebilirliğini de etkileyebilmektedir. Bu gelişmeler, gazetecilerin korunmasına yönelik mevcut çerçevelerin özellikle sürgünde çalışanlar olmak üzere sınırlar ötesinde faaliyet gösteren gazetecileri etkileyen dijital baskı biçimlerine daha fazla dikkat göstermesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Platformlar riskleri azaltmaya yönelik tedbirler almalı
Dijital Hizmetler Yasası (DSA), dijital platformların kamusal alan üzerindeki etkisini düzenleyen en kapsamlı çerçevelerden biri olarak yaygın biçimde kabul edilmektedir. Bu düzenlemenin temel varsayımı, çok büyük çevrim içi platformların (VLOP’ların) yalnızca özel şirketler değil, demokratik süreçleri, bilgi akışlarını ve temel hakları etkileyen aktörler olduğudur. Bu nedenle DSA, teknik uyumun ötesine geçen ve giderek temel hakların korunmasına ilişkin kaygıları yansıtan yükümlülükler getirmektedir.
Özellikle DSA, platformların hizmetlerinden kaynaklanan sistemik riskleri, ifade özgürlüğünü, medya çoğulculuğunu ve demokratik katılımı etkileyen riskler dâhil olmak üzere değerlendirmesini gerektirmektedir (Madde 34). Platformların ayrıca bu riskleri azaltmaya yönelik tedbirler alması gerekmektedir (Madde 35). Bu hükümler, gazetecilik içeriğinin görünürlüğünü ve erişimini etkileyebilen algoritmik öneri sistemleri ve içerik sıralama uygulamaları bağlamında özellikle önemlidir. Sonuç olarak platform yönetişimine ilişkin meseleler artık yalnızca özel şirket politikalarının konusu olarak değil, giderek temel haklar merceğinden ele alınmaktadır.
Müdahalelere karşı bir düzenleme yok
Daha geniş çerçevede DSA, Avrupa Birliği’nin dijital alandaki artan düzenleyici etkisini yansıtmaktadır. Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi önceki girişimlerin üzerine inşa edilen DSA, Avrupa Birliği’nin ötesinde de platform yönetişimini şekillendirebilecek şeffaflık, hesap verebilirlik ve risk yönetimi standartları oluşturmayı amaçlamaktadır. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri’ndeki düzenleyici tartışmalar genel olarak şirket özerkliğine ve içerik moderasyonu uygulamalarında devlet müdahalesinin sınırlarına daha fazla vurgu yapmıştır.
Türkiye’de ise dijital düzenleme büyük ölçüde içerik kaldırma, erişim engelleme ve sosyal medya sağlayıcılarına getirilen yükümlülüklere odaklanmıştır. Bu tedbirler çevrim içi içeriğin düzenlenmesi bakımından önemli mekanizmalar oluştursa da, algoritmik görünürlük kısıtlamaları, öneri sistemleri ve platform yönetişiminin ifade özgürlüğü üzerindeki daha geniş etkileri bakımından daha sınırlı güvenceler sağlamaktadır. Sonuç olarak gazetecileri etkileyen algoritmik müdahale ve sınır aşan dijital baskı biçimleri mevcut koruma çerçeveleri içinde yeterince ele alınmamış kalabilmektedir.
Hesap verebilirlik eksikliği önemli bir sorun
Dijital platformların ifade özgürlüğü üzerindeki etkisi incelendiğinde çeşitli yapısal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında şeffaflık eksikliği, hesap verebilirlik açıkları, etkili başvuru mekanizmalarının yetersizliği ve gazetecilik faaliyetlerine özgü koruma standartlarının bulunmaması yer almaktadır. En belirgin sorunlardan biri algoritmik süreçlerdeki şeffaflık eksikliğidir. Platformların içerik sıralama ve görünürlük mekanizmalarının nasıl işlediği çoğu zaman kamu tarafından bilinmemektedir. Kullanıcılar ve gazeteciler genellikle yalnızca erişimdeki düşüşü gözlemleyebilmekte; ancak içeriklerinin neden geri plana itildiği ya da öneri sistemlerinden neden dışlandığı konusunda yeterli açıklama alamamaktadır. Bu durum, özellikle bağımsız gazeteciler açısından ciddi hukuki belirsizlik yaratmaktadır. Bir diğer önemli sorun hesap verebilirlik eksikliğidir. Platformlar editoryal tercih ile algoritmik müdahale arasındaki sınırları açık biçimde tanımlamamaktadır. Oysa dijital platformlarda içerik görünürlüğüne ilişkin kararlar demokratik tartışma alanını ve bilgi dolaşımını doğrudan etkileyebilmektedir. Buna rağmen bu kararlar çoğu zaman etkili demokratik denetim mekanizmalarının dışında kalmaktadır. Etkili itiraz mekanizmalarının yetersizliği de önemli bir sorun alanı oluşturmaktadır. Gazetecilik içeriği ile sıradan kullanıcı içeriği çoğu zaman aynı algoritmik sistemler tarafından değerlendirilmektedir. Bu da kamu yararına hizmet eden gazetecilik faaliyetlerinin de görünürlük kaybına uğramasına yol açabilmektedir. Sürgündeki gazeteciler açısından dijital görünürlüğün kaybı hem ekonomik sürdürülebilirliği hem de ifade özgürlüğünü etkileyebilmektedir.
Yaşananlar BM raporlarına da yansıdı
Ayrıca algoritmik sistemlerin ticari öncelikler doğrultusunda şekillenmesi de demokratik riskler yaratmaktadır. Platformlar çoğu zaman kullanıcı etkileşimini artırmaya yönelik sistemler geliştirmekte; bu da sansasyonel, kutuplaştırıcı ya da yüksek etkileşim üreten içeriklerin daha görünür hâle gelmesine yol açabilmektedir. Buna karşılık bağımsız gazetecilik, ticari olarak yönlendirilen bu algoritmik yapılar içinde geri plana itilebilmektedir. Bu kaygılar, Birleşmiş Milletler Özel Raportörleri tarafından yayımlanan raporlarda da yansıtılmış; opak algoritmik yönetişim, sınırlı şeffaflık ve yetersiz denetim mekanizmalarıyla bağlantılı riskler vurgulanmıştır. Gazetecilerin korunmasına yönelik mevcut çerçeveler sıklıkla fiziksel güvenliğe, hukuki tacize ve adalete erişime odaklanmakta; ancak algoritmik görünürlük kısıtlamaları ve platform yönetişimi uygulamalarından kaynaklanan zararları ele alma konusunda çoğu zaman daha yetersiz kalmaktadır.
Algoritmik şeffaflık standartları güçlendirilmeli
Yukarıda tespit edilen yapısal sorunlar ışığında, gazetecilerin korunmasına yönelik ulusal çerçeveler yeni ortaya çıkan dijital müdahale biçimlerini ele alacak şekilde uyarlanmalıdır. İlk olarak, algoritmik şeffaflık standartları güçlendirilmelidir. Dijital platformlar görünürlük azaltımı, öneri sistemleri ve içerik sıralama süreçleri konusunda daha ayrıntılı açıklama ve raporlama yükümlülüklerine tabi tutulmalıdır. Gazetecilerin ve kullanıcıların içeriklerinin neden geri plana itildiğini anlayabilmesi, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişimin korunması bakımından hayati önem taşımaktadır.
Bağımsız denetim mekanizmaları güçlendirilmeli
İkinci olarak, bağımsız denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir. Akademik kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve bağımsız uzmanlar, platform yönetişimi uygulamalarını ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri bakımından inceleyebilmelidir. Platformlar ayrıca gazetecilerin dijital sansür veya sınır aşan baskı riskiyle karşı karşıya bulunduğu bağlamlarda İnsan Hakları Etki Değerlendirmeleri (HRIA) yürütmelidir.
Etkili ve erişilebilir itiraz mekanizmaları olmalı
Üçüncü olarak, dijital ortamda gazetecilik faaliyetlerine özgü koruma standartları geliştirilmelidir. Özellikle sürgündeki gazetecilere ve bağımsız medya kuruluşlarına özel dikkat gösterilmelidir; zira bu aktörlerin izleyici kitlelerine ulaşma kapasiteleri sınır aşan dijital baskı biçimlerinden etkilenebilmektedir.
Dördüncü olarak, etkili ve erişilebilir itiraz mekanizmaları güçlendirilmelidir. Gazetecilerin, görünürlük kısıtlamaları veya platform kararlarının kamu yararına haberciliği etkilediği durumlarda zamanında ve anlamlı inceleme usullerine erişimi olmalıdır. Toplu başvuru mekanizmaları ve hızlandırılmış inceleme usulleri, dijital müdahalenin yapısal örüntülerini daha etkili biçimde ele almaya yardımcı olabilir.
BM sistematik izleme çerçeveleri geliştirmeli
Son olarak, OHCHR ve diğer Birleşmiş Milletler mekanizmaları; sınır aşan dijital baskı, algoritmik görünürlük kısıtlamaları ve gazetecileri etkileyen platform aracılı müdahaleleri ele alan daha sistematik izleme çerçeveleri geliştirmelidir. Dijital müdahaleler gazetecilerin kitlelerine ulaşma kapasitesini giderek daha fazla etkiledikçe, ulusal çerçeveler de bu riskleri geleneksel tehditlerle birlikte ele alacak biçimde evrilmelidir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

CUMA KARAMAN








