Taş taş dökülen bir devrimin geldiği nokta: “Death to Dictator”
Bir
devrimin debdebeli ilk heyecanlarına, sonra da damla damla tükenişine şahit
olan yazarınız, kendisini şanslı ve ayrıcalıklı hissetmekle birlikte bölgedeki
yıkılışlara bir yenisinin eklenmesine de hiç şaşırmadı.
İran
Devrimi'nden bahsediyoruz. Ta başından ölü doğan ve İslami olmaktan çok
Marksist öfkenin tetiklediği bir dönüşüm tecrübesiydi. Karl Marks'ın işçilere
hitaben söylediği “Kaybedeceğiniz tek şey bileğinize vurulan zincirler!”
sloganı başta İran ve daha sonra da bölgedeki bütün devrim girişimlerinin en
önemli motivasyonu oldu.
1979
senesi, Ortadoğu için yüzyılın en sıradışı yıllarından biriydi. Mısır-İsrail
arasındaki Camp-David anlaşması. Rusya'nın Afganistan işgali. İranlı
militanların Kabe-i Muazzama'ya düzenledikleri talihsiz baskın, İran Hostage
Crisis olarak bilinen ve ABD Başkanı Carter'i bir dönem başkanlığa gömen İran
Rehine Krizi ve aslında 1979'da olması gereken ancak olgunlaşması için bir yıl
bekletilen Türkiye'nin 1980 ihtilali.
Mısır'ın
İsrail ile yaptığı barış anlaşmasından sonra, Yasir Arafat'ın barış için fırsat
aradığı ancak, İran Devrimi'nden sonra bu kanaatini değiştirip “Acaba bizde
İranvari bir şeyler denesek mi?” hayaline kapıldığı söyleniyor. Arafat öldü.
Geride bıraktıkları işte o ölü doğuma hayal dizenler. Bölge yeni bir dünya savaşını tetikleme kabiliyetinden
yoksun ancak, günler süren protesto, sokak gösterisi ve iç savaş çıkarma
potansiyeline her zaman açık. Bir kıvılcım birkaç hafta içinde bütün ülkeyi
kuşatacak kapasiteye ulaşıyor. Arap Baharı'nı başlatan kıvılcım, bir seyyar
satıcının hırpalanması olmuştu.
Mağribli
bir mütefekkirin tabiriyle “İran yıkılışlar, isyanlar ve devrimler ülkesi!” Ne
ayaklanma ne direniş ne de başkaldırılar bitmek biliyor. Daha iki yıl önce
resmi rakam ile bin iki yüzden fazla kişi sokak gösterilerinden dolayı
katledilmişti. Hapse atıldıktan sonra idam edilenler bu resmi rakamlara dahil
değil. Devrimin sahipleri, kendilerine yönelik her tehdidi ABD ya da İsrail'e
adres ederek icraatlarına meşruiyet aramakla kalmıyor, dibe vuran itibarını
yoğun bakım ünitesinde de olsa devam ettirmekte ayak diretiyor.
Despot
rejimlerde görülen suç-ceza arasındaki uçurum İran devrim artığı ceza sistemine
bütünüyle hakim. Başörtüsünü usulüne uygun takmamak, trafik suçu ya da bir
şekilde sistem muhalifliği ibret-i alem maslahatına uygun, en ağır şekilde
cezalandırılıyor. Akşam yakalanıp, daha mahkemeye çıkarılmadan, savunması
alınmadan sabaha karşı idam ile cezalandırılanların haddi hesabı yok. Devlet
şefkat ve merhametini acizlik ve zaaf zannettiklerinden olsa gerek kimsenin
gözyaşına bakmıyorlar. “Göstericilerin hepsini sallandırın!” diyen ve dili
sarığından uzun meczuplar da ateşe benzin döküyorlar.
İran'ın
teröre destek veren ülkeler kategorisindeki yerinden dolayı katlanmak zorunda
olduğu ticari ambargolar bütün ağırlığıyla kendisini hissettiriyor. ABD ve İsrail saldırılarından sonra ülkenin
para birimi dolar karşısında yüzde 40 değer kaybetmiş. En son sokak
gösterilerini tetikleyen asıl sebebin hayat pahalılığı olduğu söyleniyor.
Halkın kursağından kesip nükleer silah projelerine yatırım yapan İran,
İsrail'in tesislere verdiği ağır hasardan sonra ileriye yönelik uçuk
yatırımlarını şimdilik askıya almak zorunda kaldı. 1979 yılından bu yana
İsrail'i haritadan silme projesi de buna dahil. Para ve silah desteği verdiği
terör örgütleri de kendilerinden beklenen performansta sponsor ülkelerin
kaderini paylaşmak durumundalar.
Yeni yılın
ilk günlerinden itibaren başlayan sokak İran sokak direnişleri ABD ve İsrail
protestosu değildi. Bu yüzden, yarım yüzyıl “Death to America!”, Amerikaya
ölüm!, sloganları ile sokakları dolduran kalabalıklar şimdi, “Death to
Dictator!”, diktatör'e ölüm diye bağırıyorlar.
Başlarındaki
despot idarenin seçimle gitme ihtimali olmayan ülke insanları için tek seçenek
her şeyi göze alıp sokağa dökülmeye kalıyor. İran Devrimi elli yıldır kendi
topraklarında, kendi insanlarını ikna etmeyi başaramadı. Bölge ülkelerinden
olupta hala İran'a özenen ülkelerin hali ise daha bir içler acısı. Onlar da
yarım asırlık hatalarıyla yüzleşmekten ölümden korkar gibi korkuyorlar.
Türkiye'deki
mevcut iktidar için bir zamanlar İran, “İkinci ev!” romantizminin adresiydi.
Seksen beş yaşında, Humeyni'nin halefi Hamaney'in ülkeyi terk etme niyeti
olduğu medyaya düşmüştü. Ama nedense, sığınmayı düşündüğü ülke, İran'a gıpta
eden bölge ülkelerinden biri olmadı. Öyle ya, Maduro'nın bile kendini güvende
hissetmeyeceği bir ülkeye, İran Lideri Hamaney'in kapak atmasını beklemek biraz
fazla iyimserlik olurdu.
Hamaney ve
akranları yazarınız kadar şanslı değiller. Onlar, büyük ümitlerle inşa
ettikleri devrimin taş taş kendi üzerlerine devrildiğine şahit oluyorlar. Hem
de “Death to dictatör” beddualarıyla!
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

Rusya'dan açıklama: İran’ın dini lideri Hamaney Mo...

İsrail, Laricani’nin öldürüldüğünü iddia etti

Akın Gürlek gayrimenkul zengini çıktı: Malvarlığı ...

İngilizler yakın takipte: 'İBB davası Türkiye demo...

Pakistan, Afganistan’da hastaneyi vurdu: En az 400...







