Wall Street Journam: Savaşı İran kazandı, Trump elindekinden de oldu

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Cuma, Nisan 10 2026
Paylaş
X Post
ABD ve İsrail ile 38 gün süren yıkıcı savaşın ardından sağlanan iki haftalık ateşkes, ağır kayıplar veren İran rejimi için birçok açıdan bir "zafer" anı olarak değerlendiriliyor. Wall Street Journal'da yayımlanan analize göre Tahran; sadece öncelikli hedefi olan "rejimin hayatta kalmasını" sağlamakla kalmadı, aynı zamanda Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ve düşmanlarına karşı yeni bir caydırıcılık inşa etme gibi stratejik kazanımlar da elde etti.
Wall Street Journam: Savaşı İran kazandı, Trump elindekinden de oldu

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın cezalandırıcı yeni saldırılar başlatma tehdidinden sadece saatler önce İran’ın iki haftalık ateşkese onay vermesi, Orta Doğu’daki dengeleri yeniden şekillendirdi. The Wall Street Journal’da (WSJ) yazarı David S. Cloud tarafından kaleme alınan analize göre; savaşın bitiş şekli, büyük askeri kayıplara uğramasına rağmen masadan zaferle kalkan tarafın İran olduğuna işaret ediyor.

Dünya petrol ihracatının yüzde 20’sinin geçtiği hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki İran ablukası, yakın zamanda kırılacak gibi görünmüyor. Tahran’ın asimetrik savaş taktikleri, ABD ve İsrail’in askeri üstünlüklerini dengelemek ve Trump üzerindeki savaşı durdurma baskısını artırmak için özenle planlandı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden İran uzmanı Alex Vatanka, Tahran’ın stratejisini şu sözlerle özetliyor: “İran’ın sistematik ve kasıtlı olarak yaptığı şey, Hürmüz’ü kapatıp küresel petrol fiyatlarını fırlatarak ABD ekonomisine zarar vermekti. Trump’ın rejimi devirme çabasına karşılık, savaşın ABD’de de hissedilmesini sağladılar. Bu nedenle Trump’ın bunu bir daha deneyeceğini sanmıyorum.“

İran Ulusal Güvenlik Konseyi, ateşkesin hemen ardından düşmanlarının “inkar edilemez, tarihi ve ezici bir yenilgiye” uğradığını iddia ederek zafer ilan etti. Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, müzakereler boyunca gemilere Hürmüz’den “güvenli geçiş” sözü verse de, bu geçişlerin sadece İran silahlı kuvvetlerinin “izni ve koordinasyonuyla” yapılabileceğini vurgulayarak kontrolün kendilerinde olduğunun altını çizdi.


HAMANEY’İN ÖLÜMÜ VE DEVRİM MUHAFIZLARI’NIN YÜKSELİŞİ

WSJ analizinde dikkat çeken bir diğer nokta ise İran’ın iç dinamiklerindeki değişim oldu. Savaşın ilk gününde uzun süredir ülkenin dini lideri olan Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından, yeni yönetim çok daha sert ve Batı karşıtı bir tutum benimsedi. Uzmanlara göre bu yeni dönemde katılik yanlısı İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), karar alma mekanizmalarında çok daha büyük bir role sahip.

Savaş, İran’ın en büyük petrokimya tesisi de dâhil olmak üzere altyapısına ağır hasar verdi, donanma gemilerini batırdı ve füze/İHA cephaneliğini zayıflattı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin “kesin bir askeri zafer” elde ettiğini iddia etse de, diplomatik arenada daha uzlaşmacı görünen taraf Başkan Trump oldu.

“ABD ARTIK ŞARTLARI DİKTE EDECEK KONUMDA DEĞİL”

Trump’ın, İran’ın tüm yaptırımların kaldırılması ve ABD askerlerinin bölgeden çekilmesi gibi tavizler içeren 10 maddelik barış planını “müzakere edilebilir bir temel” olarak nitelendirmesi, Washington’da tartışma yarattı. (Her ne kadar Beyaz Saray bu durumu sonradan yumuşatmaya çalışsa da).

Quincy Sorumlu Devletçilik Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi bu durumu şöyle yorumluyor: “Sadece İran’ın çerçevesinin müzakereleri şekillendirecek olması gerçeği bile Tahran için önemli bir diplomatik zaferdir. ABD artık şartları dikte edebilecek konumda değil.”

Obama döneminin eski müzakerecilerinden Alan Eyre ise tablonun ABD açısından vahametini şu sözlerle dile getirdi: “Trump’ın şu an alacağı herhangi bir anlaşma, her şeyi havaya uçurmaya karar verdiğinde masada olandan çok daha kötü.”

İÇERİDE BASKI ARTIYOR, REJİM DEĞİŞİKLİĞİ UMUDU SÖNDÜ

Savaşın İran iç politikasına etkisi de çarpıcı oldu. Başlangıçta ABD’nin “rejimi devirme” vaadiyle umutlanan pek çok sıradan İranlı, ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği 20 binden fazla hava saldırısına rağmen rejimin ayakta kalmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

Savaştan sağ çıkan rejim, muhaliflere yönelik “casusluk” suçlamalarıyla baskıyı daha da artırdı. Ancak WSJ analizi, yaptırımlar ve enflasyonla felç olmuş ekonomi ile sevilmeyen teokratik yönetimin yarattığı derin toplumsal huzursuzluğun, ABD’nin devasa askeri gücünün bile çözemediği bir zayıflık olarak rejimin önünde durmaya devam ettiği tespitiyle son buluyor.