Ya Rahim!...

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Çarşamba, Mayıs 20 2026
Paylaş
X Post


İtalyan bir mühtedi ile tanışmıştım… Sicilya’nın karşı taraflarından bir şehirde doğmuş. Müslümanlardan kalma kalorifere benzer bir ısıtma şekli olan bir hamamdan da bahsetmişti. Babaannesi bir ocakmış… Bu mühtedi kendisinden de böyle bir kabiliyet olduğunu fark edince Sirilanka'da ve Orta Asya  ülkelerinde bu kabiliyetini geliştirmek için kurslar almış. Aslında iktisat-işletme mezunu olarak Birleşmiş Milletlerde görev yapmış. Sonra Almanya’ya yerleşmiş. 

Sonraları,  tamamen kendisini bir ocak olarak şifa işine vermiş: “Daha ihtida etmeden önce bir Türk’ü tedavi ediyordum. Türk tedavi olup gitti. Bir müddet sonra gelip ‘Ben tam iyi olamıyorum çünkü sen Müslüman olmadığın için tedavi sırasında söylediklerine güvenemiyorum, onun için de tam iyi olamıyorum.’ dedi. Ben de dedim ki: ‘Vizyon bana Ya Rahîm, diyerek tedavi et!’  mesajını verdi.’ dedim. Adam ağlamaya başladı ve ‘Rahim’  Allah’ın isimlerindendir. Biz Besmele çekerken, Bismillahirrahmanirrahim diyerek Rahîm ismini de söylemiş oluruz. Şimdi tam olarak sana güveniyorum.’ dedi. Ben altı yaşımda iken, rüyamda babaannem beni ‘Burası benim çok sevdiğim  yer’  diyerek  bir yere getirmişti. Ama kendimi 40 yaşımda  hissediyordum. Zamanla burada (Frankfurt’ta)   Hizmet’ten arkadaşlarla tanışmıştım. Onlarla Türkiye gezisi yaptık. Sultan Ahmet Camiinde namaz kılacaklardı. Ben de onlara bakarak abdest aldım, camide onlara baka baka namaz kıldım. Fakat o mekandan ayrılamıyordum. Çünkü altı yaşımda gördüğüm rüyayı hatırladım  baba annemin gösterdiği mekandı. Tam kırk yaşımdaydım gözümden yaşlar akıyordu. Arkadaşlar huzurunda ihtida ettim…  

Üstad Bediüzzaman Hazretleri kedilerin  “Yâ Rahîm!” diyerek zikrettiklerini Yirmi Dördüncü  Söz’de ifade ediyor.

Bir yakınımızın bir kedisi vardı. Bir yerinde bir rahatsızlığı olunca kedisi gelip mır mırları (Ya Rahîm deyişleri) ile ön ayaklarıyla terapi yapar gibi okşarcasına temas ettiriyordu… Gerçekten iyi geliyordu.

Konya’da bulunurken eşim mübarek bir zatın kızıyla tanışıyordu. Fatma Zehra isimli bu abla da babası gibi gönül ehli imiş. Vefat edinceye kadar babasına bakmış, onun vefatından sonra İzmir’deki bir arkadaşımızın amcasıyla evlenmişti. Seneler sonra o arkadaşımızın ailecek ziyaretine gitmiştik, sohbet sırasında dediler ki; “Fatma Zehra yenge, amcamızın vefatından sonra vefat etti. Onun sağır bir kedisi vardı, ondan ayrılmazdı. Evladı gibi baktığı bu sağır kedi, yengemizin bir yerinde bir rahatsızlığı olunca hemen orasına yaklaşır mır mırlarla (yani Yâ Rahîm, Yâ Rahim diyerek) terapi yapar gibi patileriyle okşanmaya başlar  bir nevi tedavi ederdi. Yengemiz vefat edince bu sağır kediyi ne yapacağız diye düşünürken, kedilere bakan  fakir bir kadının var olduğunu öğrendik ve ona teslim ettik.

“Bu sağır kediyi de baktığı için  bu kadında maddi-manevî bir inkişaf oldu. 

Cenab-ı Hakkın güzel isimlerinden olan ve Besmelede Allah, Rahman ve Rahîm isimlerinin içinde bulunan Rahîm ismi de semadan arzdan insana ucu dayanan bir isim. Yani Arş-ı Azamdan insan kalbine uzanan bir telefon gibidir. İhlasla Bismillahirrahmanirrahim diyen bir insan Cenab-ı Hakka derdini anlatma imkanı bulmuş demektir.