Kedi maketi

Bir arkadaşımızın 11 yaşındaki kızı, mağazada gördüğü bir kedi maketini yapmak ister. Bin 755 lego parçalarından yapılmış olan bu maketin bir kitapçığı vardır. Bu kitapçıkta, hangi legonun nereye konulacağı şekillerle izah edilmiştir. Bu legoları ve kitapçığı babası alır ve kızına verir. Kızı da sabırla ve dikkatle kitaba bakarak legoları yerlerine yerleştirir. Biraz zaman ayırarak iki gün içinde bu işi bitirir ve ortaya çok mükemmel bir kedi maketi çıkar.



Ben bu çocuğu öncelikle tebrik ettim. Sonra da, usanmadan büyük bir sabırla bu işi nasıl yaptığını sordum. O da bana, “Okul çalışmalarımın ve ödevlerimin yanında vakit ayırarak sabırla maketi iki günde bitirdiğini” anlattı.

Ben kendisine; “Birisi gelip sana, bu legoları kitabın yanına dökse ve daha sonra da bu maket kendiliğinden olsa diye beklese, sen buna ne dersin?’’ dedim. O da “Böyle bir şeyin olamayacağını, kendiliğinden değil, mutlaka birisinin yapması gerektiğini’’ söyledi. Aslında 11 yaşındaki bir çocuğun bu basit muhakemesi, insanın hayatı ve kâinatı anlamlandırması bakımından son derece önemli bir hakikate işaret ediyordu: Bir eser varsa, o eserin bir ustası vardır. Bir düzen varsa, o düzenin bir düzenleyicisi vardır.

Bir cansız kedi maketi bile, legolar birleştirilerek kendiliğinden olamayacağına göre, başta bir insanın veya herhangi bir canlının, kendi vücut yapısına lazım olan maddeler bir araya getirilse kendiliğinden bir canlı meydana gelebilir mi?’’ diye çocuğa sorduğumda, o da, “Tabii ki gelemez mutlaka aynen benim bu legoları birleştirerek maketi yaptığım gibi, insan dahil bu canlıları da bir yapan vardır, düşünen bir beyin vardır“ dedi. Ben de “O halde kim yapmıştır bunları?’’ deyince o da bana “Allah” dedi. 11 yaşındaki  çocuğun bin 755 lego parçasından yaptığı kedi maketi bize belki de çok basit görünen fakat çok derin bir hakikati hatırlatıyor: Bir eser ustasız, bir düzen düzenleyicisiz, bir sanat, sanatkârsız düşünülemez. Kâinattaki her şeyi bütünüyle kavramamız mümkün olamayabilir. Fakat gördüğümüz düzen, ölçü, uyum ve güzellik karşısında hayret etmeyi ve bunların arkasındaki Yaratıcı’yı düşünmeyi öğrenebiliriz.

Lego parçaları kendiliğinden bir araya gelip bir kedi maketi meydana gelemiyorsa, insan da kendiliğinden oluşamaz. Çiçek kendiliğinden sanat eseri olamıyorsa, kâinat da sahipsiz ve başıboş değildir. Bütün bu eserlerin arkasında, bu düzenin sahibi ve yaratıcısı olan Allah vardır. Mesele, bunu sadece dilimizle söylemek değil, hayatımızın her anında bu gerçeği görebilecek ve hissedebilecek bir iman şuuruna ulaşmak gerekir.

Çocuğa: “Aynı şekilde sadece canlılar değil, bitkiler, belli orandaki gazlardan oluşan hava, farklı elementlerden oluşan yediğimiz sebzeler, meyveler, kendiliğinden olabilir mi?’’ diye sorduğumda da yine aynı şekilde “Mutlaka bunları da planlayıp yapan birisi vardır ki o da yine Allah’tır, yoksa kendiliğinden bunlar da olamaz’’ dedi. Ben de kendisini tebrik ettim. Kedi marketinden hareketle bu şekildeki mükemmel yaklaşımı arkadaşlarıyla da paylaşacağını söyledi.

Bu durum ve bu yaklaşım, her ne kadar küçük bir çocukla konuşma esnasında geçmiş ve o da tesadüfen hiçbir şeyin olamayacağını, mutlaka şuurlu bir varlığın olması gerektiğini söyleyebiliyorsa, o zaman yaşı belli seviyelere gelmiş olan herkes için de bunların izdüşümleri, yani bu mantık örgüsünün olabileceği ve olması gerektiği gayet tabiidir.

Bir kedi maketi yaklaşımı, her ne kadar çok mükemmel ve bir o kadar da mantıklı, düşündürücü olmasına rağmen, çoğu zaman insanlar tarafından bu yaklaşımlar ve onların çağrıştırdıkları atlanabiliyor.

Kâinatta görebildiğimiz her olayın altında bu mükemmel yaklaşımlar ve bu sırlı el, yani Allah cc, görene, görebilene hep kendini gösteriyor. Hayata ve yaşadıklarımıza böyle bir açıdan bakılmadığı zaman, bunların farkında da olunamıyor. Burada da bunları daha önce düşünebilmiş, kafa yormuş, görebilmiş, anlayabilmiş insanların kılavuzluğunun önemi ortaya çıkıyor.

Hangi hadise ele alınacak olursa olsun, bu şekildeki bir yaklaşım olmadığı süre içinde, insanlar havadaki oksijenin, topraktaki insanlar için lazım olacak elementlerin durumu, bitkiler ve hayvanlar tarafından mükemmel bir yapıya getirilerek insanlara sunulmalarını kim tarafından nasıl yaratıldığı ve sunulduğu anlaşılamayacaktır. İnsanın kendi mükemmel yaratılışının, diğer canlıların ve bitkilerin de yine baş döndürücü özellik ve güzelliklerdeki yapıları ve fonksiyonları karşısında, bunların da kendiliğinden olamayacağı aşikardır. Kedi maketi legolarında olduğu gibi, bunları düşünen, yapan birisinin olduğunu da kavramak, ancak düşünen, aklını kullanan insanlar tarafından çözülebilmesi gerekir. Daha önceden bunları bu şekildeki mantık silsilesinden geçirerek mutmain olabilmiş, yani bu fikirleri her yönüyle önemseyip, araştırıp anlayabilmiş insanların kılavuzluğunda öğrenebilme de çok büyük bir önem taşımaktadır.

Bunların yanında insan dahil, bitkiler ve hayvanlar gibi bütün canlıların ihtiyacı olan işlerle ilgili mükemmel organları, fizyolojileri, faaliyetleri hakikaten baş döndürücü bir tertip ve güzellikte oluşmaktadır.

Bu özellik ve güzellikler anlaşıldıktan sonra, insanın her yönüyle artık iki kere dört ederden daha kati bir şekilde, bunların da gelişigüzel olamayacağı, mutlaka bunların bir yaratıcısının olduğu, onun da Allah cc olduğu bilincine varabilmesi gerekir. Bu tesbit, insanı hem huzurlu kılar. Hem de dünyaya, hadiselere farklı bakma ve onları çözebilmenin verdiği huzurla görebilme, gerçek insan olmanın ayrı bir lütfudur.

Yapı ve fonksiyonlara bakarak bu mükemmellikleri anlayabilmenin yanında, ayrıca yine Allah’ın bütün canlılarla ilgili onların içine koyduğu ruh âlemleri ile de organik yapılar birleştirilince işte o zaman gerçekten tam bir canlı olunabiliyor, mükemmel bir insan meydana gelebiliyor. Gelişigüzel hiçbir şeyin olmadığı ve her şeyin bir plan, bir düzen, bir fonksiyon çerçevesinde yaratıldığı görülebiliyor.

İşte bütün bunları yaratan Allah cc, şuurlu bir varlık olan insana kendisinin ne olduğu, kainatta cereyan eden hadiselerin hikmetleri, diğer canlıların insana hizmet etmesi durumunu da bildiriyor. Çok geniş açıda bu bilgileri anlayıp ona göre kendisine bir çekidüzen vermesi yönüyle insanlara peygamberler aracılığıyla kitaplar gönderilmiş ve bu kitaplarda da insanların anlayacağı şekilde bu mükemmel işleyişler hakkında izahlar yapılmıştır.

İnsanın organik yapısı yanında, ruhi yapısı ve psikolojisi de yine bu kitaplarda detayıyla anlatılmıştır. Ayrıca insanın öncelikle Allah’ı tanıması, bilmesi, onu sevmesi yanında kendisini tanıması, etrafta cereyan eden hadiseleri bu gözlükle görebilmesi, ona göre davranabilmesi de yine Allah’ın kendisine verdiği çok değerli özelliklerdir.

Ayrıca yine kutsal kitaplarda ve Kur’an’da, bu dünyadaki sınırlı ömrün yanında, bir de insanların öldükten sonra gideceği yer olan ve ahiret denilen ikinci bir alemin ve hayatın olacağı da yine insanların anlayacağı dilde kendilerine anlatılmıştır.

O zaman bize düşen, bu dünyada insan olmanın gereklerini her yönüyle yerine getirebilme, başka insanların da bu konuları anlamasına yardım edebilmedir. Sonra kendisini yaratan Allah’ın kendisine emrettiği şeyleri yerine getirmesi, men ettiği şeyleri de yapmaması durumunda ahirette kendisine gözlerin görmediği, kulakların duymadığı güzelliklerin vereceği vaadi  bulunmaktadır.

O halde gelin hep birlikte tekrar, yeniden ne insanın, ne diğer canlıların, ne de rüzgar, yağmur, mevsimler gibi tabiatta cereyan eden hadiselerin gelişigüzel kendiliğinden olmadığını bilmek, bunların hepsinin bir yaratıcısının olduğunu anlayabilelim. Allah tarafından gönderilen kitaplardaki gerçekleri öğrenme ve ona göre kendimize bir çekidüzen verme durumunda olalım. Bunların neticesinde de sonsuz bir alemde bu dünyada yapılması ve yapılmaması gereken şeylerle oluşan hesaba göre cennetleri kazanabileceğimizi, aksi taktirde cehenneme maruz kalabileceğimizin şuuru içinde olarak yaşamamız çok büyük bir önem taşır.

Bu gerçekleri göre göre kendimize bir çeki düzen verme, hayatı gelişigüzel yaşamama, süzerek yaşama, kalıcı öbür alem için kendimizi ciddi bir şekilde hazırlama çabasında olalım. Bu yaklaşımları da başka insanlarla paylaşarak onların da bu sonsuz alemi kazanması için onlara da yardımcı olalım. “Görelim Mevlâ neyler, neylerse güzel eyler, Hak şerleri hayreyler, Mevlâ görelim n'eyler’’ diyelim.


Böylece de dört gözle, vaat edilen o cennetlere gidebilmeyi iman, ümit, azim, kararlılık ve aktif sabırla bekleyelim


Ne dersiniz?

YAZARIN SON YAZILARI