Ezanı çok derin okuyalım

         Sizde Bir Farklılık Mevcut

         Avustralyalı bir profesör on sene önce Roma’da şöyle dedi: “Mevlevî dervişlerle karşılaşmıştım. Tanıştıktan sonra şeyhlerine ‘Ben de sema yapmak, semazen olmak istiyorum ama şekerim var, yaşlıyım, sema yapmam mümkün değil’ dedim. Şeyh Efendi bana ‘Sen kendini hayalen Kâbe’nin yanında düşün. Onun  etrafında tavaf ettiğini tasavvur et!’ dedi. Ben de öyle yaptım. Birden hayalen göklere yükseldim. Muazzam  bir nuraniyet gördüm. Bu durum, bir nevi benim kalb gözümü açtı. Müslümanlardan bazılarının yanında bu nuraniyeti hissediyordum. Sizlerden ilk tanıştıklarımızdan Mehmet Ali Şengül’ün yanında çok defa hissediyordum. Bazen kendi kendime, ‘Her dinin içinde seçkinler, nuraniler olabilir. Bunlar da her halde öyle.’ diyordum. Ama Türkiye’ye gittiğimde Hizmet’ten olanların hepsinde bu nurluluk vardı. Hepiniz bir tornadan çıkmış gibisiniz.

         “Mehmet Ali Şengül, beni Amerika’ya götürdü. Oradan da bizzat Hocaefendi’de ve çevresindekilerde bu nuraniyeti hissettim. Bir ara Urfa’ya gitmiştik. Orada Bediüzzaman’ın geçici türbesini ziyaret etmiştim. Orada da müthiş bir enerji ve nur hissetmiştim.” dedi.

         O zat bunları anlatırken orada bulunan heyecanlı Mehmet Hocamız dayanamayıp yüksek sesle “Allah!” diye haykırdı…

         Kimde ne olduğunu, nasıl yüksek bir hissiyata sahip kişiler bulunduğunu biz bilemeyiz. Cenab-ı  Hakkın böyle nice kulları vardır…

         Tavuk  Kesemem  Ama

         Ali Çakmak anlatıyor: “1971  Muhtırasından sonra Bursa’da bir Cumartesi gecesi kimimizi evinden, kimimizi camiden, kimimizi dükkanından toplayarak nezarete aldılar. Pazar günü mahkemeye sevk ettiler. Henüz mahkemeye girmeden TRT haberlerinde benim tevkif edildiğim duyuruluyordu. Avukat Bekir Bey de o günlerde İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından tutuklanmıştı. O zaman Hamdi Ömeroğlu isimli bir İçişleri Bakanı vardı. Bizzat onun emriyle tutuklanmıştık. Din düşmanıydı. O zaman şöyle bir sözü, basında çıkmıştı: ‘Bir tavuğu kesemem ama 100 Nurcuyu elime verseler gözümü kırpmadan keserim!’

         “Bursa Cezaevine konulduk. Savcı, ‘Siz siyasî suçlusunuz, sizi ayrı ayrı koğuşlara koyacağız’ dedi. Bizim de canımıza minnet. Böylece her birimiz ayrı kişilere iman ve Kur’an hakikatlerini öğretme imkânına kavuşacaktık. O zaman bir koğuş tamamen komünistlerle doluydu. Kitap başına 50 lira alıp, ideolojik kitapları okutturuyorlardı. Biz de onlara karşı kitapları bedava okutmaya başladık. Bütün koğuşlarda hummalı bir hizmetle pek çok kimse Kur’an okuyup namaza başladı. Komünistler, ‘Bunlar, 20 kişi girdi, 200 kişi oldular!’  diye bizi şikayet ettiler. (…)

         “Yine o günlerde Bakırköy’de bir gasb hadisesi olmuştu. Gaspçıları da bizim koğuşa vermişlerdi. Onlarla alâkadar olduk. Kur’an öğrenip namaza başladılar. Yirmi beş kişilik koğuşta 22 kişi namaz kılıyordu. Hiç mahkeme olmadan, burada da anne karnında bekleme süremiz olan dokuz ayı tamamladık. (İhsan Atasoy, Hayatını Davasına Adayan Adam BEKİR  BERK)

         Takıntılardan  Kurtulma

         Norveç’te yaşayan bir yakınımız  anlatmıştı:

         “Seneler önce, Endonezyalı bir subay, bir Norveçli Albaya, orucu ve önemini anlatmış. Albay otuz sene sonra oruç tutmuş. Sonra İslâmiyeti inceleyip Müslüman olmuş. Beraberce hacca gittik. Orada bizim Hizmet’ten olan doktor, profesör ve diğer insanları görünce, ‘Kafama takılan bazı şeyler vardı ama, İslâmiyetin, sadece Araplara has bir din olmadığını, daha başka bir yaşayışa sahip milletlerin de olduğunu anladım. Takıntılarımdan kurtuldum’ dedi.”

YAZARIN SON YAZILARI