Ezanı çok derin okuyalım

Safvet Senih
Yayınlanma Çarşamba, 11 Şubat 2026
Sizde Bir Farklılık Mevcut
Avustralyalı bir profesör
on sene önce Roma’da şöyle dedi: “Mevlevî dervişlerle karşılaşmıştım.
Tanıştıktan sonra şeyhlerine ‘Ben de sema yapmak, semazen olmak istiyorum ama
şekerim var, yaşlıyım, sema yapmam mümkün değil’ dedim. Şeyh Efendi bana ‘Sen
kendini hayalen Kâbe’nin yanında düşün. Onun
etrafında tavaf ettiğini tasavvur et!’ dedi. Ben de öyle yaptım. Birden
hayalen göklere yükseldim. Muazzam bir
nuraniyet gördüm. Bu durum, bir nevi benim kalb gözümü açtı. Müslümanlardan
bazılarının yanında bu nuraniyeti hissediyordum. Sizlerden ilk
tanıştıklarımızdan Mehmet Ali Şengül’ün yanında çok defa hissediyordum. Bazen
kendi kendime, ‘Her dinin içinde seçkinler, nuraniler olabilir. Bunlar da her
halde öyle.’ diyordum. Ama Türkiye’ye gittiğimde Hizmet’ten olanların hepsinde
bu nurluluk vardı. Hepiniz bir tornadan çıkmış gibisiniz.
“Mehmet Ali Şengül, beni
Amerika’ya götürdü. Oradan da bizzat Hocaefendi’de ve çevresindekilerde bu
nuraniyeti hissettim. Bir ara Urfa’ya gitmiştik. Orada Bediüzzaman’ın geçici
türbesini ziyaret etmiştim. Orada da müthiş bir enerji ve nur hissetmiştim.” dedi.
O zat bunları anlatırken
orada bulunan heyecanlı Mehmet Hocamız dayanamayıp yüksek sesle “Allah!” diye
haykırdı…
Kimde ne olduğunu, nasıl
yüksek bir hissiyata sahip kişiler bulunduğunu biz bilemeyiz. Cenab-ı Hakkın böyle nice kulları vardır…
Tavuk Kesemem
Ama
Ali Çakmak anlatıyor:
“1971 Muhtırasından sonra Bursa’da bir
Cumartesi gecesi kimimizi evinden, kimimizi camiden, kimimizi dükkanından
toplayarak nezarete aldılar. Pazar günü mahkemeye sevk ettiler. Henüz mahkemeye
girmeden TRT haberlerinde benim tevkif edildiğim duyuruluyordu. Avukat Bekir
Bey de o günlerde İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından tutuklanmıştı. O zaman
Hamdi Ömeroğlu isimli bir İçişleri Bakanı vardı. Bizzat onun emriyle
tutuklanmıştık. Din düşmanıydı. O zaman şöyle bir sözü, basında çıkmıştı: ‘Bir
tavuğu kesemem ama 100 Nurcuyu elime verseler gözümü kırpmadan keserim!’
“Bursa Cezaevine konulduk.
Savcı, ‘Siz siyasî suçlusunuz, sizi ayrı ayrı koğuşlara koyacağız’ dedi. Bizim
de canımıza minnet. Böylece her birimiz ayrı kişilere iman ve Kur’an
hakikatlerini öğretme imkânına kavuşacaktık. O zaman bir koğuş tamamen komünistlerle
doluydu. Kitap başına 50 lira alıp, ideolojik kitapları okutturuyorlardı. Biz
de onlara karşı kitapları bedava okutmaya başladık. Bütün koğuşlarda hummalı
bir hizmetle pek çok kimse Kur’an okuyup namaza başladı. Komünistler, ‘Bunlar,
20 kişi girdi, 200 kişi oldular!’ diye
bizi şikayet ettiler. (…)
“Yine o günlerde
Bakırköy’de bir gasb hadisesi olmuştu. Gaspçıları da bizim koğuşa vermişlerdi.
Onlarla alâkadar olduk. Kur’an öğrenip namaza başladılar. Yirmi beş kişilik
koğuşta 22 kişi namaz kılıyordu. Hiç mahkeme olmadan, burada da anne karnında
bekleme süremiz olan dokuz ayı tamamladık. (İhsan Atasoy, Hayatını Davasına
Adayan Adam BEKİR BERK)
Takıntılardan Kurtulma
Norveç’te yaşayan bir
yakınımız anlatmıştı:
“Seneler önce, Endonezyalı
bir subay, bir Norveçli Albaya, orucu ve önemini anlatmış. Albay otuz sene
sonra oruç tutmuş. Sonra İslâmiyeti inceleyip Müslüman olmuş. Beraberce hacca
gittik. Orada bizim Hizmet’ten olan doktor, profesör ve diğer insanları görünce,
‘Kafama takılan bazı şeyler vardı ama, İslâmiyetin, sadece Araplara has bir din
olmadığını, daha başka bir yaşayışa sahip milletlerin de olduğunu anladım.
Takıntılarımdan kurtuldum’ dedi.”







