Mahatma Gandi ve Fethullah Gülen

Sade hayattan küresel barışa uzanan ortak bir yol...
Tarih, farklı
coğrafyalarda ve kültürlerde yaşamış olsalar da insanlığın ortak vicdanına
hitap eden şahsiyetleri kaydeder. Mahatma Gandi ve Fethullah Gülen Hocaefendi,
böyle iki isimdir. Biri Hindistan’ın sömürge karşıtı mücadelesinin ahlâkî
lideri, diğeri ise eğitim, diyalog, dünyanın her yerinde yardım faaliyetleri ve
hizmet merkezli bir sivil hareketin ilham kaynağıdır. Aralarında zaman, mekân,
kültür ve din farkı olsa da; sade yaşam, eğitim, diyalog, yardım faaliyetleri,
şiddete kesin karşıtlık ve evrensel barış ideali gibi temel ilkelerde dikkat
çekici bir ortaklık vardır.
1970’li
yılların başında başladığım üniversite eğitimim yanında, aynı yıllarda İzmir’de
tanıştığım ve bu tanışıklığı devam ettirdiğim Fethullah Gülen Hocaefendi ile bu
birlikteliğimiz, onun ölüm tarihi olan 2025 yılına kadar devam etmiş ve şu an
itibariyle bu süre 50 yılı geçmiş bulunmaktadır. Bu makalede onunla ilgili
bilgi ve yaklaşımlar, işte bu yıllara yayılan tecrübelerden kaynaklanmaktadır.
Sade ve
gösterişten uzak bir hayat anlayışı
Gandi’nin
hayatı, sadeliğin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. O, yalnızca sade yaşamayı
öğütlememiş, bunu bizzat yaşayarak insanlara örnek olmuştur. Basit kıyafetleri,
mütevazı sofrası ve dünyevî imkânlardan bilinçli olarak uzak duruşu, onun
ahlâkî otoritesinin temel dayanaklarındandır.
Fethullah Gülen
Hocaefendi de benzer şekilde, hayatı boyunca gösterişten uzak, kanaatkâr ve
mütevazi bir yaşam sürmeyi tercih etmiştir. Ona göre sade yaşam, insanın
nefsini terbiye etmesinin ve başkalarının acılarına duyarlı olmasının önemli
bir şartıdır. Tabir caizse ölmeyecek kadar yemiştir. Eğer misafirleriyle
beraber değilse, neredeyse hemen hemen ve her zaman tek çeşit yemek yemiştir.
Her iki isimde de sadelik, bir fakirlik değil; bilinçli bir ahlâkî tercih
olarak karşımıza çıkar.
Eğitimi kalıcı
değişimin temel unsuru olarak görmeleri
Gandi, gerçek
özgürlüğün sadece siyasi bağımsızlıkla değil, ahlâklı ve bilinçli bireylerin
yetişmesiyle mümkün olacağına inanıyordu. Bu sebeple eğitimi, karakter
inşasının ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür.
Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin düşünce dünyasında da eğitim, merkezi bir yere sahiptir. Ona
göre cehalet, düşmanlığın ve şiddetin en önemli kaynaklarından birisidir. Bu
yüzden dünyanın dört bir yanında açılan okullar, sadece akademik başarıyı
değil; ahlâkı, sorumluluğu ve evrensel insani değerleri de esas almıştır.
1970’li
yıllardan başlayarak Türkiye’de, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin öncülüğünde
tamamen NGO şeklindeki, gayrisiyasi, herhangi bir menfaat gözetmeyen, bir sivil
toplum örgütü olan "Hizmet Hareketi" kanalıyla öncelikle İzmir,
İstanbul ve Ankara olmak üzere üç büyük şehirde, kâr amacı gütmeyen, o zamanki
genel eğitim müfredatlarına uygun, özel ortaokul ve liseler açılmıştır. Kısa
sürede bu açılan okulların başarıları Türkiye çapında bilinir hale gelmiş ve
daha sonra da benzerleri Türkiye’nin hemen bütün şehirlerinde açılmıştır.
1990’lı
yıllardan itibaren de bu eğitim faaliyetleri yurt dışına taşınmış, öncelikle
Orta Asya’da olmak üzere, daha sonra da hemen hemen dünyanın her tarafında
benzer okullar açılmıştır. Sonra da bu eğitim zinciri, üniversitelerle devam
etmiştir. Her iki düşünür de eğitimi, uzun vadeli toplumsal barışın anahtarı
olarak değerlendirmiştir.
Diyalog ve
karşılıklı anlayışa verilen önem
Gandi, farklı
din ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşayabileceğine yürekten inanmış;
Hindu-Müslüman barışını hayatının merkezine almıştır. Ona göre diyalog, ötekini
dönüştürmenin değil, anlamanın yoludur.
Fethullah Gülen
Hocaefendi de dinler ve kültürlerarası diyaloğu, çağımızın kaçınılmaz bir
ihtiyacı olarak görür. Diyalog, onun düşüncesinde bir taktik değil, insan
olmanın bir gereğidir. Gandi’de olduğu gibi Gülen’de de diyalog, hakikati
dayatma değil; ortak insanlık paydasında buluşma çabasıdır.
Fethullah Gülen
Hocaefendi de bunları hem söylemiş hem de bizzat pratiğe geçirerek; dini, dili,
ülkesi, rengi, milliyetine bakmaksızın her insanla diyalog kurma yollarını
araştırmış, arkadaşlarına ve talebelerine de daima bunları tavsiye etmiştir.
"İlgi sahanız dışında kimse kalmamalı", "ulaşılmadık insan
bırakmamalı", "kim olursa olsun herkesle feda edilemeyecek
arkadaşlıklar kurma", "ulaşılamayacak insan yoktur, yollarını bulmak
gerekir" gibi adeta yol işaretlerine benzeyen tavsiyelerde bulunmuştur.
Neticede de
dünyanın her yerinden, her kültürden gençler, bu güzel eğitim sisteminde
yetişmiş, üniversitelerinden mezun olarak önce kendi ülkelerine, daha sonra da
bütün dünyaya faydalı nesiller olmuşlardır ve olmaya da devam etmektedirler.
Belli bir zamandan sonra, hemen her yıl düzenlenen "Dil ve Kültür
Olimpiyatları"nda, farklı ülkelerden gelen gençler, Türkiye’nin değişik
şehirlerinde hem kendi kültürlerinde hem de Türkçe olarak çeşitli sanat
gösterilerini sergilemişlerdir.
Şimdi artık bu
gençler, üniversitelerini de bitirdikleri için kendi ülkelerinde ve dünyanın
hemen her yerinde birbirleriyle ilişkilerini aynen gerçek kardeşler gibi devam
ettirmekte ve geliştirmektedirler.
Yardım ve
hizmet odaklı yaklaşım
Her iki isim de
insanlara hizmet etmeyi, inanç ve düşüncelerinin doğal bir sonucu olarak
görmüştür. Gandi, yoksulların, dışlanmışların ve toplumun en zayıf kesimlerinin
yanında durmuş; "sondaki insan"ı merkeze alan bir ahlâk anlayışı
geliştirmiştir.
Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin "hizmet" kavramı da benzer bir duyarlılıkla
şekillenmiştir. İhtiyaç sahiplerine yardım, felaket bölgelerine koşma ve insan
onurunu koruma, bu anlayışın temel unsurlarıdır. Bu konuyla ilgili olarak,
"Kimse Yok mu" adlı yardım derneği gibi, önce Türkiye’de, daha sonra
da dünyanın çok değişik yerlerinde yardım dernekleri, vakıflar kurulmasını
tavsiye etmiş ve bunlar kurularak halen de devam eden insani yardım ve
yaklaşımlarını sürdürmektedirler.
Yardım
faaliyetleri, her iki düşünürde de din, ırk ve coğrafya ayrımı gözetmeksizin
evrensel bir sorumluluk olarak ele alınmıştır.
Şiddete asla
başvurmama ilkesi
Gandi’nin dünya
çapında tanınan en önemli yönü, "şiddetsiz direniş" (ahimsa)
ilkesidir. Ona göre şiddet, kısa vadede sonuç verse bile uzun vadede yeni
adaletsizlikler doğurur.
Fethullah Gülen
Hocaefendi de şiddeti, hangi gerekçeyle olursa olsun, insanlık onuruna aykırı
görür. Ona göre şiddet, haklı bir davayı bile haksız hâle getirir. Bir uç
söylem olarak ele alınabilecek şu sözü de söylemiştir; "Kim ve nerede
olursa olsun birisi gelip beni öldürürse, asla siz ona mukabele etmeyin, sadece
resmi makamlara bildirin, kargaşa çıkarmayın" tavsiyesinde bulunmuştur.
Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin bu yaklaşımlarından dolayı da 1970-1980’li yıllar arasındaki
farklı görüşlere sahip üniversite öğrencilerinin aralarındaki şiddetli kavga ve
çatışmalara, kendim de dahil onu dinleyen ve takip eden öğrenciler asla
katılmamışlar ve eğitimlerine devam etmişlerdir. Bu ve benzeri durumlarda daima
makul yollar takip edilmiştir.
Her iki düşünce
sisteminde de şiddete başvurmamak, pasiflik değil; ahlâkî bir güç ve bilinçli
bir tercihtir.
Evrensel barış
ideali
Gandi’nin
hayali, sadece bağımsız bir Hindistan değil; insanlığın vicdanla yönetildiği
bir dünyadır. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin hedefi de dünyanın her yerinde
insanların barış içinde, farklılıklarıyla birlikte yaşayabildiği bir küresel
vicdandır. Buradan hareketle Fethullah Gülen Hocaefendi; "Bu barışçıl
yaklaşımlarla dünyanın her yeri barış adacıklarına dönüşmeli ve insanlar
birbirlerini kendi kardeşleri, akrabaları, arkadaşları gibi kabul ederek
birlikte yaşamalıdırlar" demiştir. Her ikisi de millî sınırları aşan,
insanlığı bir bütün olarak kucaklayan bir barış anlayışını savunmuştur.
İnsanlığa mal
olmuş, aksiyonları, gayretleri, fikirleri ve eserleri ile hemen herkese,
insanlık adına hiçbir beklenti olmadan hizmet etmiş bu iki insanın bütün
özellik ve güzelliklerini bir makalede anlatabilmenin mümkün olmadığı bir
gerçektir. Ne var ki bu düsturları anlatabilme adına bu şekildeki mütevazi
gayretler de ihmal edilmemelidir. Farklı bakış açlarıyla bu insanların ortaya
koydukları gayretler, örnek olmaları açısından herkesle paylaşılmalıdır.
Gandi ile
Fethullah Gülen Hocaefendi, farklı dinî ve kültürel geleneklerden gelseler de
insanlığın ortak değerlerinde buluşmuş iki ahlâkî rehberdir. Sade yaşamlarıyla
örnek olmuş, eğitimi merkeze almış, diyalog ve hizmeti yüceltmiş, şiddeti kesin
bir dille reddetmiş ve evrensel barış idealini savunmuşlardır.
Bu yönleriyle
her ikisinin söylemleri, davranışları, yaşam biçimleri, makaleleri insanlara
rehber olmuştur. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bu konularda yıllarca yapmış
olduğu vaaz, sohbet ve konferansları videolar halinde kaydedilmiş, daha sonra
da bunların hepsi, konularına göre kitaplaştırılarak yüze yakın kitap meydana
gelmiştir. Bu kitaplar da farklı dillere çevrilmiştir. Videolardaki konuşmaları
da yine değişik dillerde altyazılı olarak kullanılır hale gelmiştir.
Bu değerli
insanlar, başka açılardan da ne şahsi ne de bir grup olarak hiçbir zaman hiçbir
beklenti içinde olmamışlardır. Bu yaklaşımları da yine örnek alınacak ve
alınması gereken onların özelliklerindendir.
Her iki insanın
işte bu gayretleri de günümüz dünyasında giderek artan çatışma ve kutuplaşmalar
karşısında, insanlığa güçlü ve faydalı bir vicdan çağrısı olarak kabul edilmeli
ve dikkate alınması gereken kılavuzlar olarak devam ettirilmelidir.








