Zekat ve Sadaka Ekonomik Buhranlara Manidir

Zekât İslam'ın şartlarından biri ve mâli bir ibadet türüdür. Zekâtı Allah ve Resulü tayin edip belirlemiştir. İslam'ın savım ve salat gibi bedeni, hac ve zekât gibi bir de mali ibadet türü vardır. Yeni kelime-i şehadeti saymazsanız geriye kalan İslam'ın 4 şartlarından ikisi mâlidir, yani maddi imkanlara dayanır. Bu iki ibadet mâli imkanlara kavuşmakla alakalı örtülü de olsa biz müminleri teşvik manası taşır. Zira başka bir ayette Kuran, Müminleri anlatırken; وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ
" Ve onlar, zekât için çalışanlardır. (Müminun, 4)
Bu açından bile maddi imkanlara sahip olmanın dinen ne denli önemli olduğunu veya kali alındığını anlayabiliriz.
Tarihten günümüze insanın mal edinme hakkına son asırlara kadar pek riayet edilmedi. Örneğin kölelik. Mal edinme hakkına sahip olmayan bir köle aynı zamanda hürriyetine de sahip değildir. Yani mal edinme hakkı ile hürriyet arasında doğru orantı vardır. Mal mülk edinemeyen köle üstelik kendi de bir mal veya emtia durumuna düşer. Ve önce kendi bir mal veya emtia hükmünde olduğundan bir kölenin mal mülk sahibi olması zaten mümkün değildir. Çünkü mülk sahibi olabilmek için önce mülk olmamak gerekir.
Tevbe Suresinin 60. ayetine göre zekât verilecek sınıflardan biri de kölelerdir. Bundan kasıt, efendisi ile bir bedel karşılığında âzâd edilmek üzere anlaşma yapmış köle ve cariyelerdir (mükateb). Yoksa kölelerin bizzat kendine harcasın diye zekât verilmez. Bu zekât parası köleyi azat etmek içindir. Zekât veya sadaka sebebiyle köleyi azat etmek demek dinen pek çok ibadetlerden muaf olan köleyi mükellef ve sorumlu hale getirmek için adım atmak demektir. Azat etmek köleyi insanların kulluğundan kurtarıp Allah'ın kulu haline getirme anlamına gelir. Mal edinebilme sahasına itmek demektir.
Tarihte kendisine bir emtia veya alınıp satılan bir mal gibi bakılan diğer bir kesim de kadınlardır. Dinimiz kadınları da zekatla mükellef kılarak onları hür bir birey olarak tanıdı. Çünkü ibadete dayalı da olsa mâlî bir sorumluluk, kazanma ve harcama hürriyetinin doğal bir sonucudur.
Cüz-i iradesini kullanarak zekât verenler, köle ve kadınların da cüz-i iradesini kullanmalarına yardımcı olurlar. Zekât onların bireysel özgürlük kazanmalarını ve kullanmalarına yardımcı olur. Malumunuz cüz-i iradeleri olmadığından hayvanlar, mülk sahibi olmazlar.
Diğer bir önemli konu; zekât veya sadakalar bir toplum içindeki alım gücünün kaybolmasına mâni olur. Halbuki ekonominin en temel konusu toplumdaki alım gücünün muhafazasıdır. Satın alma gücü üretilen ve ticareti yapılan her ürüne karşı insanları potansiyel müşteri haline getirir.
Zira satın alma gücü bir toplumun ekonomisinde domino etkisi yapar. Satın alan olmayınca arzın yani üretimin ve ticaret yapmanın da bir anlamı kalmaz. Satın alma gücü (talep), üretimi de ticareti de doğrudan etkiler. Dolayısıyla zaman zaman çıkan ekonomik buhranlar da yangınlarda yapılması gereken en önemli iş, satın alma gücünü kaybedenlerin bir türlü desteklenip ayağa kaldırılmasıdır. Buna bağlı olarak üretim de ticaret de yani ekonomi ayağa kalkar.
Kobiler ve devlet destekli kredilerin temel amacı budur. Amerika, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra darmaduman olan Avrupa ekonomisine Marshall yardımları (1947) adı altında para pompaladı. Çünkü alım gücünü kaybetmiş bir Avrupa ilk önce Amerika ekonomisi için büyük bir tehditti, tehlikeydi. Amerika'daki üretilen teknik teknoloji ne varsa bunları satın alabilecek güçte olmayan batmış bir Avrupa Amerikan ekonomisini de batırabilirdi.
Diğer taraftan Avrupa'nın kendisi de sosyal bir devletler topluluğudur. Yani her sosyal devlet, kendi içinde yaşayan vatandaşlarının geçinebilmesi için bir aylık veya yıllık gelir seviyesi belirlemiş. Bu gelir seviyesinin altında kalan vatandaşlarını devlet sübvanse ediyor veya destekliyor. Bu manada sosyal devlet olmanın her vatandaşına faydası olmasından daha ziyade ekonominin çarklarının dönmesine faydası vardır. Devletlerde vergi olarak toplanan paranın ekonominin dinamosu hükmündeki sınıflara aktarılması gerekir. Aksi takdirde çoğu emekçilerden oluşan halkın alım gücünü yitirmesi sebebiyle zenginlerin elindeki para pula döner, üretimin çarkları kırılır ve ticaret yerle bir olur.
Bir toplumda herkes eşit miktarda çalışıp para kazanamaz mı? İslamiyet'te zekât namı ile bugünkü Avrupa devletlerinde olduğu gibi illa bir kesimin desteklenmesine mi ihtiyaç vardır?
Birincisi paranın huyu, bir toplumun eşit miktarda ekonomik zenginliğe sahip olmasına manidir. Parada birbirini çekme şeklinde bir huyu vardır. Sermayedeki bu huy ve fıtrat sebebiyle zenginlerin daha hızlı zengin olması, fakirlerinden daha fakir olması daha kolaydır.
İkincisi de insanları yaratan Allah kitabında karakter, yapı ve kabiliyet olarak her bir insanın ve toplumsal sınıfların birbirinden derece olarak farklı olduğunu yani yaratıldığını söyler. Sebep de insanların bazıları bazılarına tabi olsunlar çalıştırılsınlar.
"اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّاۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ﴾ [الزخرف: 3
"Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir." (Zuhruf: 32)
Tamam paranın yani kapitalin teraküm yani yığılma kuralı ve insanların zaten fıtraten ve güç olarak birbirlerinin altında istihdam olacak şekilde yaratılması zenginliğin veya fakirliğin oluşmasında en temel etkendir. Etkendir de Allah (c.c) bunu mu istiyor acaba? Yani sermaye zenginler arasında dönsün dolaşsın, fakirlik de yoksullar arasında dönsün dursun. Rabbimizin isteği bu mudur? Bakın Allah Zülcelal Hazretleri Haşir Suresi'ndeki ayette toplumsal refah isteğini açıkça net bir şekilde ifade ediyor:
"مَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ
"Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir." (Haşir 7)
Evet, Allah (c.c) servetin, zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasını istemiyor. Çünkü fakirliğin temel sebebi sermayenin belli zümrelerin elinde teraküm etmesi ile geri kalan yekûn halkın sermayesizlikten ötürü alım gücünün aşağıların da aşağısına düşmesidir. Bu işte fıtrata dayalı bir felakettir. Dinimiz, toplumu dermansız bırakan bu ekonomik felaketin önüne zekât ve sadaka müesseseleri ile günümüzün Avrupalı modern devletleri de sanki İslamiyet'ten ilham almışçasına sosyal yardımları ile fakirlerin alım gücünü yükselterek geçmeye çalışmıştır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

HÜSEYİN ODABAŞI

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL


Trump'ın yenilgisi piyasalarda bahar etkisi yaptı:...

Bir darbe de şirketlere! Fon soygunu yüzünden maaş...

Alman Bakan otel odasında ölü bulundu!

Fon soygunu kredi kartı borçlarını patlattı! BBDK ...

Afyonkarahisar katliamında son dakika: 8 kişiyi ka...





