Zübeyir Gündüzalp

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Çarşamba, Ağustos 5 2026
Paylaş
X Post
Zübeyir Gündüzalp

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin yanına ilk geldiğinde ismi, süs ve ziynet mânâsına gelen Ziver iken, içindeki cevheri keşfeden, sıddık bir talebe ve bir kahraman olacağını keşfeden Üstad tarafından ismi Zübeyir  olarak değiştirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Ye’cûc ve Me’cûc’e karşı büyük bir sed, bir engel yapılırken mazlûm kalabalıklardan yardım olarak Zülkarneyn tarafından züber’el-hadîd’in  (demir kütlelerin) eritilmesi için körük  çekmeleri istenildiği ifade edilmektedir. Belki de âhir zamanda inkâr-ı ulûhiyete karşı, Zülkarneyn Aleyhisselamın maddi seddi gibi, mânevî bir seddin kurulmasında önemli bir görevi olan Zübeyir Gündüzalp Ağabeye  ism-i tasgir sîgası ile bile olsa çok önemli bir değer atfetme yönünden böyle bir ismi vermesinin Üstad yönünden derin bir hikmeti olsa gerektir. Çünkü Ağabeyimiz hakkında Üstad, “Hakikî fedâkâr Zübeyir, en lüzumlu ve Hizmet’e şiddet-i ihtiyacım zamanında imdadıma geldi.”

“Zübeyir’imi kâinata değişmem” demektedir.”

1920 doğumlu Zübeyir Ağabeyimiz, Kafkas muhacirlerinden  Mehmet Efendinin ve Seyyide Hanımın ilk çocuklarıdır. Zamanın meşhur müderrislerinden Hâfız-ı Kurra Mahmud Nedim Efendiden Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi. Ermenek’te ilkokulu, Silifke’de ortaokulu okudu.

Okumaya çok meraklı olduğu için kasabada âdeta okumadık kitap bırakmadı.

1941 yılında askere gitti. Terhisten sonra Konya’ya postaneye memur olarak tayin oldu. O zamana kadar Türk ve dünya klasiklerinin çoğunu okumuştu. Konya’da da okuyacak kitap aramaya başladı. Hemşehrisi Hafız Ahmet Efendinin tavsiyesi ile Sabr-i Halıcının yardımı ile Risale-i Nurları tanıdı…

Risale-i Nur’un tadını alıp derinleşmeye başlayınca, diğer kitapları bırakıp, mahalli gazeteye yazı yazmaktan vazgeçerek bütün zamanını Risale-i Nurlara ayırdı. 

Muhsin Alev, Ziya Arun, Refat Filiz, Feyzi Halıcı, Mehdi Halıcı, Kâmil, Ahmet, Ömer, Hasan ve Said gibi lise talebesi gençlerin yaptıkları Risale-i Nur derslerine katıldı. Onlar gibi yeni talebelerin Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyeyi tanıyıp katılmaları için gayret gösterdi.

İhsan Atasoy’un yazdığı “Nur’un Büyük Kumandanı”  isimli eserde Zübeyir Ağabey şöyle diyordu: “Risale-i Nur’u okudukça anlayışım fazlalaşıyor, idrâkim ziyadeleşiyor ve bu anlamanın hazzı, zevki içinde mütehassis oluyordum. Nurları okudukça Allah’a ibadet ve itaati, dînî mücâhede yolunda içimde bazı kuvvetlerin hâsıl olduğunu hissediyordum. Okuyor, okuyor, okudukça okuyasım geliyor, okumaktan yorulunca dinlenmek için yine okumak sevgisi içimde doğmaya başlıyordu.”

Böylece Üstad Bediüzzaman hayranlığı artınca 1946’da Mehdi Halıcı ile beraber Emirdağ’a ziyaretine gitti.

Üstad’ın elini öpünce ağlamaya başladı. Bu ağlama Üstad’ın yaptığı ders sırasında ve kıldırdığı namaz esnasında da devam etti.

Üstad kendisine:  “Keçeli,  niye bu kadar ağlıyorsun, namazın bozulacak diyerek ikaz etti. Sonra Mehdi  Halıcı ve kendisine Mevlana Halid-i Bağdadînin cübbesini giydirince Zübeyir  Ağabey  biraz sakinleşti.

“Kardeşim ismin nedir?” dedi. 

“Ziver efendim” dedi. Üstad ise  “Hoş geldin Zübeyir kardeşim” dedi.

Genç bir delikanlı iken Konya Nur Talebeleri nâmına Ankara Üniversitesinde bir konferans verdi.

Aralık 1947’de Üstad Talebeleriyle beraber Afyon hapsine girince, o da kendisini tevkif ettirerek hapse girmek için dua etti. Ceylan Çalışkan çare olarak akıl verdi: “Akşehir postanesinde nurcu bir memur var!” diye kendisini Ankara’ya ihbar etti. Tutuklanıp hapse gönderildi.

Afyon savcısı, zorla hapse giren, Üstad’la her görüşmesinden sonra falakaya yatırılan, yanlış hesaplamadan dolayı erken tahliye edilmek istenince yanlış hesaplamışsın diye karşı çıkan ve hapisten çıkmak istemeyen Zübeyir Ağabeyi yukarıdan bakarak  “Sen Risale-i Nur’un talebesi imişsin?” diye tahrik edince Mahkeme huzurunda “Bediüzzaman Said Nursî gibi bir dâhinin şakirdi olma liyakatını kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyurursa, iftiharla ‘Evet Risale-i nur şakirdiyim’ derim” diye cevap verdi.

Üstad da:  “Yüz talebe yerine kabul ediyorum!” dedi.

Bu mazhariyet, onun Hizmet enerjisini ve gayretini coşturdu. En yüksek bir sıddîkıyet ihlas, fedakarlık ve cefâkarlıkla koşturmaların içine daldı.

Bu arada 1950 yılında Ankara Üniversitesinde, aralarında öğretim üyelerinin, milletvekillerinin, yabancı diplomatların da bulunduğu kalabalık bir topluluğa Said Nursî ve Risale-i Nur konulu uzun bir konferans verdi.

2 Nisan 1971’de biz Buca cezaevinde iken Zübeyir Ağabeyin vefat haberini aldık. Bu cevval ruh 51 yaşında aramızdan ayrılmıştı.