AB destekli rapor: Beraat eden KHK’lıların yüzde 99’u görevine döndürülmedi

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Temmuz 15 2026
Paylaş
X Post
Avrupa Birliği İnsan Hakları ve Demokrasi Hibe Programı desteğiyle Şanlıurfa Barosu ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim Derneği (AYHED) tarafından hazırlanan “Hükmün Ötesinde Bir Mağduriyet” başlıklı rapor, OHAL döneminde KHK ile kamu görevinden ihraç edilen ve daha sonra haklarında beraat ya da takipsizlik kararı verilen kişilerin büyük bölümünün görevlerine iade edilmediğini ortaya koydu.
AB destekli rapor: Beraat eden KHK’lıların yüzde 99’u görevine döndürülmedi

Proje koordinatörlüğünü Ahmet Doğan’ın yürüttüğü “Hükmün Ötesinde Bir Mağduriyet” raporuna göre, beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığı (KYOK) ya da soruşturmaya yer olmadığı (SYOK) kararı verilen kişilerin yüzde 99’undan fazlası kamu görevine geri dönemedi.

TR724‘ün haberine göre, önceki gün yayımlanan rapor, “Şanlıurfa Bölgesinde İnsan Hakları İhlallerine Karşı Hukuki Mücadele Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi” kapsamında Şanlıurfa Barosu tarafından AYHED iş birliğiyle hazırlandı. Araştırma, KHK ile ihraç edilen ancak haklarında beraat veya takipsizlik kararı verilmesine rağmen kamu görevine iade edilmeyen kişilerin yaşadığı hukuki, ekonomik ve sosyal mağduriyetleri ortaya koymayı amaçlıyor. Çalışma, bu alanda bugüne kadar yapılan en kapsamlı nicel araştırmalardan biri olarak gösteriliyor.

Raporda, 15 Temmuz 2016’nın ardından ilan edilen OHAL sürecinde çıkarılan 32 Kanun Hükmünde Kararname ile 130 binden fazla kamu görevlisinin herhangi bir adli ya da idari soruşturma tamamlanmadan görevlerinden çıkarıldığı hatırlatılıyor.

Araştırmaya göre yıllar süren yargılamaların ardından çok sayıda kişi beraat etmesine rağmen bu kararlar kamu görevine dönüşü sağlamadı. Raporda bunun temel nedeni olarak, idarenin ihraç işlemlerini ceza yargılamasının sonucundan bağımsız biçimde “iltisak” ve “irtibat” değerlendirmelerine dayandırması gösteriliyor.

Rapor, bu durumu önceki uygulamalarla da örneklendiriyor. “Barış İçin Akademisyenler” bildirisi nedeniyle haklarında dava açılan 822 akademisyenden beraat edenlerin önemli bir bölümü OHAL Komisyonu tarafından görevlerine iade edilmezken, KESK’e bağlı sendikalara üyelik nedeniyle ihraç edilen 4 bin 770 kamu görevlisinden yalnızca 358’inin görevine dönebildiği belirtiliyor.

1.678 KİŞİYLE ANKET YAPILDI

Araştırma, 1 Eylül-30 Kasım 2025 tarihleri arasında Şanlıurfa Barosu’nun sosyal medya hesapları üzerinden gönüllülük esasına göre yürütüldü. Demografik bilgiler, ihraç süreçleri, yargı kararları ve göreve iade başvurularını kapsayan 17 soruluk ankete 1.678 kişi katıldı.

BERAAT EDENLERİN YÜZDE 99’U GÖREVİNE DÖNEMEDİ

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, katılımcıların yüzde 82,4’ünün haklarındaki adli sürecin beraat, KYOK veya SYOK kararıyla sonuçlanmasına rağmen göreve iade edilmemesi oldu.

Rapora göre bu grubun yalnızca yüzde 0,9’u yeniden kamu görevine dönebildi. Başka bir ifadeyle, beraat eden her 100 kişiden 99’u hâlâ ihraç edilmiş durumda.

Raporda bunun münferit uygulamalardan değil, *“yapısal ve sistemik bir sorun”*dan kaynaklandığı değerlendirmesi yapılıyor.

Araştırmanın diğer bulgularına göre:

• ⁠Katılımcıların yüzde 36,6’sı Milli Eğitim Bakanlığı, yüzde 28,1’i ise İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapıyor.

• ⁠Göreve iade için en fazla başvurulan yollar İdare Mahkemeleri (yüzde 91,4), Danıştay (yüzde 80,9) ve OHAL Komisyonu (yüzde 78,3) oldu.

• ⁠Başvuruların yüzde 70,1’i hâlâ sonuçlanmadı, yüzde 25,1’i ise reddedildi.

• ⁠Katılımcıların yüzde 78,1’i, görevlerine iade edilmeleri halinde yeniden kamu hizmetinde çalışmak istediğini ifade etti.

İŞSİZLİK VE SOSYAL HAK KAYIPLARI ÖNE ÇIKTI

Rapor, ihraçların yalnızca meslek hayatını değil, sosyal yaşamı da ağır biçimde etkilediğini ortaya koyuyor.

Katılımcıların yüzde 96,2’si işsiz kaldığını, yüzde 93,3’ü toplumsal ve psikolojik baskıya maruz kaldığını, yüzde 89’u sosyal güvenlik haklarını kaybettiğini, yüzde 85,2’si ise psikolojik sorunlar yaşadığını belirtti.

Raporda, bu verilerin her birinin yalnızca istatistikten ibaret olmadığı, her rakamın arkasında ekonomik ve sosyal açıdan ağır mağduriyet yaşayan ailelerin bulunduğu vurgulanıyor.

YENİ DÜZENLEME ENDİŞE OLUŞTURDU

Rapor, 11 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndaki değişikliğe de dikkat çekiyor.

Yeni düzenlemeye göre Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik, Emniyet ve MİT personeli ile 375 sayılı KHK kapsamındaki bazı davalarda mahkemeler göreve iade kararı verse bile idare, karar kesinleşmeden bu kararı uygulamak zorunda olmayacak.

Raporda, “iltisak” ve “irtibat” kavramlarının hukuki belirlilikten uzak olması nedeniyle bu düzenlemenin mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ve hukuk devleti ilkesi açısından yeni tartışmalar doğurabileceği ifade ediliyor.

YAPISAL SORUN VURGUSU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Raporun sonuç bölümünde, yaşanan mağduriyetlerin bireysel uygulama hatalarından değil, yapısal bir sistemden kaynaklandığı belirtiliyor. Ceza yargılamasında beraat eden ya da hakkında takipsizlik kararı verilen kişilerin büyük bölümünün hâlâ kamu görevine dönememesinin, “iltisak” ve “irtibat” kavramlarının geniş ve belirsiz yorumlanmasından kaynaklandığı ifade ediliyor.

Raporda ayrıca, idarenin ceza mahkemelerinin kararlarını fiilen bağlayıcı kabul etmemesinin masumiyet karinesi, hukuk devleti ilkesi, kamu hizmetine girme hakkı ve etkili başvuru hakkı bakımından ciddi hukuki sorunlar doğurduğu değerlendirmesine yer veriliyor.

Araştırmada, TBMM başta olmak üzere ilgili kurumlara çeşitli öneriler sunuluyor. Bunlar arasında “iltisak” ve “irtibat” kavramlarının kanunla açık biçimde tanımlanması, beraat veya takipsizlik kararı kesinleşen kişiler için idarenin belirli bir süre içinde göreve iade sürecini resen başlatmasının zorunlu hale getirilmesi, yargı kararlarının uygulanmasını takip edecek izleme mekanizmalarının kurulması ve Danıştay’ın bu alanda içtihat birliğini güçlendirmesi yer alıyor.

Rapor, Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kararlarına atıf yaparak, mahkemelerden lehine karar alan kişilerin bu kararların idare tarafından uygulanmamasının hukuki güvenlik ilkesini ve devlete duyulan güveni zedelediği uyarısıyla sona eriyor.