Aşil Kalkanı: Türkiye ve Yunanistan arasındaki yumuşama bitiyor mu?

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Cumartesi, Eylül 12 2026
Paylaş
X Post
Türkiye ve Yunanistan arasında 2023'ten bu yana süren yakınlaşma dönemi yerini bir kez daha rekabete bırakıyor olabilir.
Aşil Kalkanı: Türkiye ve Yunanistan arasındaki yumuşama bitiyor mu?

Hilken Doğaç Boran'ın BBC Türkçe için kaleme aldığı habere göre, Türkiye ve Yunanistan arasında 2023 yılından bu yana sürdürülen yakınlaşma dönemi, son dönemde yaşanan diplomatik hamleler ve askeri anlaşmalarla yerini yeniden rekabete bırakıyor. Tarafların karşılıklı deniz parkı ile deniz mekânsal planlama açıklamaları, hava sahası ihlali iddiaları ve farklı bölgesel aktörlerle kurdukları stratejik ortaklıklar, Ege'de suların yeniden kızışabileceğine işaret ediyor.

Ege'deki bu yeni dönemin en somut göstergelerinden biri, 31 Ağustos tarihinde eş zamanlı olarak yaşanan gelişmeler oldu. İstanbul'da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın kurduğu Mekke Savunma İttifakı'nın ilk toplantısı gerçekleştirilirken, aynı gün Tel Aviv'de Yunanistan ile İsrail arasında "Aşil Kalkanı" adı verilen tarihi bir savunma anlaşması imzalandı.

"Aşil Kalkanı" ile Tarihi Silahlanma Hamlesi

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, söz konusu anlaşmanın Yunanistan ile bugüne kadar imzalanan en büyük ihracat anlaşması olduğunu açıkladı. Yaklaşık 3 milyar euro (yaklaşık 170 milyar lira) değerindeki mutabakat çerçevesinde, İsrail'in Atina'ya kısa ve orta menzilli hava savunma sistemleri ile radarlar ihraç etmesi planlanıyor. Ayrıca İsrail merkezli Rafael savunma şirketi tarafından Yunanistan için bir ulusal komuta-kontrol ağı kurulması öngörülüyor.

İmza töreninde konuşan İsrail Savunma Bakanı Katz, bölgede hegemonik hırsları olan aktörlerin istikrarı zedelediğini savunarak, İsrail ve Yunanistan'ın ortak stratejik çıkarlar paylaştığını ifade etti.

Yunanistan merkezli Avrupa ve Dış Politika Helen Vakfı (ELIMAP) Güvenlik ve Dış Politika Programı Başkanı Panayotis Tsakonas, projeyi "Yunanistan tarihinin en büyük ve kapsamlı askeri kurumsal reformu" olarak nitelendiriyor. BBC Türkçe'ye değerlendirmelerde bulunan Tsakonas, "Gerek Yunan hükümetleri gerekse Yunan halkı açısından Türkiye kanıksanmış bir tehdit olarak görülüyor" ifadelerini kullandı. Uzman, anlaşmanın Ukrayna'daki savaş ve İran'da yaşananları da temel aldığını, ancak büyük oranda Türkiye ile ilişkili olduğunu vurguladı.

Güvenlik İkilemi ve Kısır Döngü

Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Altuğ Günal, anlaşmanın Türkiye'ye karşı kurulan askeri ittifak zincirinin önemli bir halkasını oluşturduğunu belirtiyor. Ankara ve Atina'nın birbirlerini silahlanmaya iten bir sarmal içinde olduğunu ifade eden Günal, güvenlik ikilemini şu sözlerle özetliyor:

"Türkiye kendi askeri kapasitesini savunma amacıyla artırdığında Yunanistan bunu kendisine karşı hamle görüyor. Yunanistan silahlandıkça Ankara da tedbir için daha fazla silahlanma gereği hissediyor."

Öte yandan Yeditepe Üniversitesi'nden Doç. Dr. Gizem Alioğlu Çakmak, Aşil Kalkanı'nı doğrudan Türkiye'ye karşı imzalanmış ikili bir savunma anlaşması olarak okumanın yanlış olacağını savunuyor. Füze ve İHA tehdidinin daha geniş bir Orta Doğu güvenlik ortamına ait olduğunu belirten Çakmak, Yunanistan'ın Suudi Arabistan'a Patriot sistemi konuşlandırma çabalarının katı bir "iki blok" okumasını zayıflattığını belirtiyor. Ancak Çakmak, bu tür yakınlaşmaların Ankara tarafından "Türkiye'nin çevrelenmesi" şeklinde algılandığına da dikkat çekiyor.

Yumuşamanın Siyasi İçeriği Zayıflıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında imzalanan Atina Deklarasyonu kapsamında diplomatik temaslar ve pozitif gündem mekanizmaları resmen sürse de, uzmanlar bu sürecin siyasi içeriğinin ciddi biçimde zayıfladığı görüşünde.

Yunanistan'da 2027 baharında yapılması planlanan seçimlerin de söylemleri sertleştiren bir etken olabileceği belirtiliyor. Başbakan Miçotakis'in kara sularını 12 deniz miline çıkarma haklarını koruduklarına yönelik son açıklamaları dikkat çekerken, TBMM'nin 1995 tarihli kararı bu adımı savaş sebebi (casus belli) sayıyor. Uzmanlar, bu başlığın köklü ve yapısal bir Türk-Yunan uyuşmazlığı olduğunun altını çiziyor.

Tüm bu gerilim başlıklarına rağmen diplomatik kanalların açık tutulması (örneğin MİT Müsteşarı İbrahim Kalın'ın geçtiğimiz haftalardaki Atina ziyareti), tarafların doğrudan bir askeri krizden kaçınmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak uzmanlar, artan silahlanma sarmalının yanlış hesap ve değerlendirme risklerini tırmandırdığı konusunda uyarıda bulunuyor.