Basın özgürlüğünün görünmeyen yüzü: Sürgün ve ulusötesi baskı”

Okuma Süresi 4 dkYayınlanma Salı, Mayıs 5 2026
Paylaş
X Post
Belçika merkezli sivil toplum kuruluşu Solidarity With OTHERS, Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında Brüksel’de düzenlediği etkinlikte sürgündeki gazetecilerin yaşadığı zorlukları gündeme taşıdı. Press Club Brussels Europe’ta gerçekleştirilen “Basın Özgürlüğü Konuşmaları”nın ikinci oturumunda, ulusötesi baskı ve sürgünde gazetecilik konuları ele alındı.
Basın özgürlüğünün görünmeyen yüzü: Sürgün ve ulusötesi baskı”

Etkinlikte sürgündeki gazeteciler, akademisyenler ve basın özgürlüğü savunucuları bir araya gelerek; gazetecilerin deneyimlerini, bağımsız haberciliğin karşı karşıya olduğu engelleri ve Avrupa Birliği düzeyinde atılması gereken adımları tartıştı.

Panelin moderatörlüğünü gazeteci Selçuk Gültaşlı üstlenirken, konuşmacılar arasında Levent Kenez ve Suriyeli gazeteci Ebrahim Mahfoud yer aldı. Ayrıca European Centre for Press and Media Freedom temsilcisi Ena Bavčić ile Sciences Po araştırmacısı Stephen Reimer da değerlendirmelerde bulundu.

Tutuklu gazetecilere dikkat çekildi

Gültaşlı, konuşmasında Türkiye’de uzun süredir cezaevinde bulunan gazeteciler Hidayet Karaca, Mehmet Baransu ve Ali Ünal’ın durumuna dikkat çekti.

Stephen Reimer ise otoriter yönetimlerin sınır ötesi baskı araçlarını giderek daha fazla kullandığını belirterek, özellikle Interpol mekanizmalarının kötüye kullanılabildiğini ifade etti. Reimer, kırmızı bülten uygulamasının gazeteciler ve muhalifler üzerinde baskı kurmak amacıyla araçsallaştırılabildiğini söyledi.

“Baskı sadece hedef alınan kişileri değil toplumu etkiliyor”

Ena Bavčić, ulusötesi baskının yalnızca gazetecileri değil, onların ailelerini ve toplumun tamamını etkilediğini vurguladı. Gazetecilerin hem fiziksel hem de dijital tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirten Bavčić, kurumlarının hukuki destek dahil çeşitli alanlarda yardım sağlamaya çalıştığını ifade etti.

Kenez: “Baskıya boyun eğilseydi sonuçları ağır olurdu”

Levent Kenez, 15 Temmuz sonrası yaşadıklarını anlatarak Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığını söyledi. Meslektaşı Bülent Korucu üzerinden yaşanan baskılara değinen Kenez, “Bu tehditlere boyun eğilseydi birçok gazetecinin ailesi benzer şekilde hedef alınabilirdi” dedi.

Kenez ayrıca İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin gazetecilerin iadesini talep ettiğini, sürgündeki gazetecilerin hem fiziksel saldırılara hem de medya yoluyla hedef göstermelere maruz kaldığını dile getirdi. Sosyal medya platformlarındaki sansürün de önemli bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Sürgünde gazetecilik: Çok yönlü zorluklar

Ebrahim Mahfoud ise sürgünde gazetecilik yapmanın önündeki yapısal engellere değindi. İtalya’da basın kartı olmadığı için mesleğini icra edemediğini belirten Mahfoud, Belçika’da daha uygun bir ortam bulduğunu ancak iş imkanlarının sınırlı kaldığını ifade etti.

Panelde, Avrupa’ya ulaşan gazetecilerin dahi gözetleme, taciz, hukuki baskı ve ailelerine yönelik tehditlerle karşılaşmaya devam ettiği vurgulandı. Ulusötesi baskının artan bir tehdit olduğu ve “hiçbir yerin tamamen güvenli olmadığı” değerlendirmesi öne çıktı.

Uluslararası girişimler ve eksikler

Katılımcılar, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ile Avrupa Parlamentosu gibi kurumların attığı adımlara rağmen uygulamada önemli boşlukların sürdüğünü belirtti.

Yeni rapor yayımlandı

Etkinlik kapsamında Solidarity With OTHERS, “Ulusötesi Baskı Çağında Sürgündeki Sesler” başlıklı raporunu da yayımladı. Dünya genelinde 35 gazeteciyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, sürgündeki gazetecilerin büyük çoğunluğunun mesleklerini sürdürmeye çalıştığı ancak ulusötesi baskı, çevrimiçi taciz, hukuki belirsizlik ve ekonomik zorluklarla mücadele ettiği vurgulandı.

Raporda ayrıca bu süreçlerin gazeteciler üzerinde ciddi psikolojik etkiler bıraktığına dikkat çekilerek, özellikle Avrupa kurumlarına daha güçlü ve etkin koruma mekanizmaları oluşturma çağrısı yapıldı.