Belçikalı Hukukçudan Türkiye Analizi: Operasyon Sayısının Düşmesi Risklerin Bittiği Anlamına Gelmiyor

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Eylül 3 2026
Paylaş
X Post
Belçikalı hukukçu Prof. Dr. Johan Vande Lanotte, Türkiye’de Hizmet Hareketi’yle bağlantılı olduğu iddia edilen kişilere yönelik adli soruşturmaların ve kovuşturma riskinin güncel durumunu analiz eden kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapor; Hollanda, İngiltere, Finlandiya ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinin göç ve iltica makamlarının değerlendirmelerinin aksine, adli işlem sayısındaki azalmanın soruşturma riskini düşürmediği sonucuna varıyor.
Belçikalı Hukukçudan Türkiye Analizi: Operasyon Sayısının Düşmesi Risklerin Bittiği Anlamına Gelmiyor

Çalışma, Avrupa ülkelerinin Türkiye kaynaklı sığınma başvurularını değerlendirirken adli işlem sayısı üzerinden ulaştıkları varsayımların sahadaki verilerle uyuşmadığını; hukuka uygun günlük faaliyetlerde bulunan kişiler açısından soruşturma ve kovuşturma riskinin azalmadığını, aksine bu riskin önceden öngörülebilme imkânının zayıfladığını ortaya koyuyor.

Raporda, Türkiye’deki adli süreçlerin sayısal olarak gerilediği yönündeki istatistiksel veriler doğrulanıyor ancak bu durumun bir politika değişikliğinden kaynaklanmadığı belirtiliyor. Türkiye’de bildirilen yıllık operasyon ortalaması 2016–2019 döneminde 1.149 iken, bu sayı 2021–2025 döneminde 431’e geriledi; bildirilen gözaltılar ise yılda ortalama 28 bin 100’den 5 bin 950’ye düştü.

Adli işlem sayısındaki azalmanın sebepleri

Prof. Dr. Vande Lanotte, operasyon ve gözaltı sayılarındaki bu düşüşü iki temel etkene bağlıyor. İlk etken, Türkiye’de hakkında işlem yapılabilecek potansiyel kişi havuzunun, halihazırda yürütülen yüz binlerce soruşturma ve mahkumiyet kararı nedeniyle büyük ölçüde daralmış olması. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Temmuz 2016 ile Temmuz 2023 tarihleri arasında toplam 693 bin 162 kişi hakkında adli soruşturma yapıldı ve bu kişilerden 349 bin 314’ü hakkında kamu davası açıldı. Davası açılanların 122 bin 632’si mahkum edildi.

İkinci etken ise, Hizmet Hareketi ile bağlantılı çok sayıda kişinin ülkeyi terk etmek zorunda kalması. Verilere göre, 2017 yılından 2025 yılının sonuna kadar geçen süreçte toplam 310 binden fazla Türk vatandaşı AB ülkelerine iltica başvurusunda bulundu.

Adli soruşturmalar, emniyet ve ordudan sivil ve ticari alana kaydı

Raporda yer alan bulgulara göre, son dönemde adli işlemlerin odak noktası yargı, askeriye veya emniyet gibi kamu kurumlarından ziyade doğrudan sivil, ticari ve sosyal yaşama yöneldi.

Çalışma kapsamında 2025 yılı boyunca Türk medyasında ve sosyal medyada yer alan tüm adli işlem haberleri taranarak 342 operasyon ve 4 bin 386 gözaltıdan oluşan kapsamlı bir envanter çıkarıldı. Operasyonların analizi, soruşturmaların üç alanda yoğunlaştığını gösteriyor:

Sosyal ve Güncel Faaliyetler: Evlerde bir araya gelmek, öğrencilere ders çalıştırmak, öğrencilerin konaklaması için ev sağlamak, sosyal medyada paylaşım yapmak ve hatta çocukları sinema ya da bowling gibi sosyal etkinliklere götürmek “güncel yapılanmayı sürdürme” gerekçesiyle operasyon ve gözaltı konusu yapıldı.

Finansal ve Ticari Destekler (Muavenet): Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmiş, yargılanmış veya cezaevinde bulunan kişilere ve ailelerine maddi destek sağlayan, yardım ulaştıran ya da bu kişileri istihdam eden esnaflar ve şirketler hedef alındı. “Maydonoz Döner”, “Antiochia Künefe” ve “Kral Döner” gibi restoran zincirlerine, cezaevinden çıkmış veya takibata uğramış kişileri çalıştırdıkları gerekçesiyle kayyım atandı ya da ortakları hakkında davalar açıldı.

Yeni Haberleşme Araçları: Yetkililer, daha önceki davalarda birincil delil sayılan ByLock programının yerine Jitsi ve Signal gibi şifreli uygulamaların kullanılmasını, “güncel yapılanmanın yeni iletişim modeli” iddiasıyla yeni gözaltıların temeli haline getirdi.

Mahkemelerin tutumu değişmedi

Raporda, Anayasa Mahkemesi’nin 17 Haziran 2026 tarihli Derya Baş kararı gibi yakın tarihli örnekler üzerinden Türk yargısının tavrı analiz ediliyor. Kararlarda daha katı delil standartları uygulandığı izlenimi uyandırılsa da, gerçekte hukuka uygun ve meşru bireysel davranışların (sohbet toplantısına katılmak, kurban bağışı toplamak, gazete/dergi aboneliğini teşvik etmek) suç kastına delil sayılmaya devam ettiği vurgulanıyor. Hukukçu Vande Lanotte, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan suçun manevi unsurunun (bilme ve isteme kastının) mahkemelerce somut olarak kanıtlanmadığını, sadece yasal faaliyetlerden yola çıkılarak varsayıldığını belirtiyor.

Yalçınkaya kararı uygulanmıyor

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararında, ByLock mesajlaşma uygulamasının salt indirilmesi veya kullanılmasının, kişinin örgüt üyeliği suç kastı (manevi unsur) kanıtlanmadığı sürece cezalandırma için tek başına yeterli sayılamayacağı hükme bağlanmıştı.

Rapor, Türk mahkemelerinin AİHM’in bu kararını uygulamamasına da dikkat çekiyor. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, ByLock’un varlığını örgüt üyeliği için doğrudan ve otomatik bir delil kabul etme uygulamasını sürdürdüğünü belirtiyor.

Avrupa iltica politikaları için dikkat edilmesi gereken sonuçlar

Prof. Dr. Vande Lanotte’un ulaştığı sonuçlar, Avrupa ülkelerinin mülteci koruma ve iltica politikalarını etkileyecek nitelikte. Soruşturma, kovuşturma ve gözaltı sayılarının sayısal olarak düşmüş olması, Türkiye’de Hizmet Hareketi ile ilişkilendirilen kişiler üzerindeki riskin azaldığı anlamına gelmiyor. Aksine, tamamen hukuka uygun insani yardım, sosyal etkileşim veya ticari istihdam gibi gündelik faaliyetlerin bile örgüt üyeliği veya finansmanı çerçevesinde cezalandırılabilmesi, adli süreçlerin bireyler açısından öngörülebilirliğini zayıflatıyor ve keyfi soruşturmaların sürmesine neden oluyor.