Dini hayattan uzaklaşan anne babayı sevmemek günah mı?

⏱ Okuma Süresi 27 dk•Yayınlanma Perşembe, Ekim 8 2026
Paylaş
X Post
Dini hayattan uzaklaşan anne babayı sevmemek günah mı?


Soru; Anne babasının tavır ve davranışlarından, hususiyle Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmemelerinden dolayı içinde onlara karşı bir sevgi ve saygı eksikliği yaşayan evladın durumu nedir? Ebeveynini sevmemesi kişiyi günaha sokar mı?


Anne babayı sevip sevmemek, hissî ve duygusal bir durumdur. Ancak açıkça saygısızlık ifade eden bir söz veya davranış, fiilî bir durum oluşturur. Dolayısıyla konuyu gerek duygu, düşünce ve his gerekse fiilî durum açısından ele alıp daha sonra her iki hususu birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmak gerekmektedir.


Sorunuza kısaca şöyle cevap verilebilir:


A- Duygu, Düşünce ve His Açısından Anne Babayı Sevmemek


Dinimiz, insanın içinden geçen ve fiile, eyleme dönüşmeyen şeylerden dolayı kişiyi sorumlu tutmaz. Çünkü bunlar söz ve davranışa, yani fiile dönüşerek sorumluluk alanına girmemiştir.


a- Kur’an Açısından Duygu, Düşünce ve Sorumluluk


Kur’an’ın ilk nazil olduğu dönemlerde şu ayet-i kerime nazil oldu:


“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Bakara suresi, 2/284)


Bu ayet indiğinde sahâbe, insanın kalbinden geçen ve engel olamadığı düşüncelerden dahi hesaba çekileceğini anlayarak çok ağır bir sorumluluk hissetmiştir. Belli bir süre bu ayetin gerektirdiği gibi yaşamaya çalışsalar da buna takatleri yetmemiş ve Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek hâllerini arz etmişlerdir.


Ebû Hüreyre’nin (ra) rivayetine göre bu ayet nazil olunca sahâbe, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek diz çöktüler ve şöyle dediler:


“Yâ Resûlallah! Namaz, oruç, cihad ve sadaka gibi gücümüzün yettiği amellerle yükümlü kılındık. Fakat şimdi sana bu ayet indirildi; buna gücümüz yetmez.”


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara:


“İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz; dönüş ancak sanadır, deyiniz.” buyurdu. Onlar da teslimiyetle bunu söylediler. Bunun üzerine Bakara suresinin 285. ayeti indirildi:


“Onlar: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş ancak sanadır.’ dediler.” (Müslim, Sahîh, Îmân, “Kalpten geçen düşüncelerin bağışlanması” babı, hadis no. 125.)


Bu hadiseden sonra Allah (cc), o hükmü kaldıran 286. ayeti indirdi:


“Allah hiçbir kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Kişinin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir.”


Ayetin devamında:


“Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği yükler yükleme!”


buyurulmaktadır.


b- Hadis Açısından Duygu, Düşünce, His ve Sorumluluk


Bu hükmü destekleyen bir başka delil de Efendimiz’in (as) bu konudaki sözleridir:


“Şüphesiz Allah, fiile dökmedikleri veya dilleriyle söylemedikleri sürece ümmetimin içlerinden geçirdikleri şeyleri bağışlamıştır.” (Buhârî, Sahîh, Eymân ve’n-Nüzûr, “Yeminler niyetlere göredir” babı, hadis no. 6664.)


Dolayısıyla hissî olarak yaşadığımız şeyler çoğu zaman elimizde olmayan durumlardır. Mesela bir böceği görünce bazılarının içi bulanır. Aslında o böceğin bir sanat-ı ilahî olduğunu biliriz; fakat yine de içimizdeki bulantıyı engelleyemeyiz. Bazen bir kokudan veya hiç tahmin edilemeyecek başka bir şeyden dolayı da bu tür durumları yaşayabiliriz. Onun içindir ki bu alan Kur'an ve Sünnette de sabit olduğu gibi sorumluluk alanının dışına çıkarılmıştır.


B- Konu Anne Baba Olunca


Yalnız konu anne baba olunca biraz daha dikkatli olmak gerekmektedir. Zira anne baba hakkı, ister mümin ister kâfir olsunlar, dinimizde ve insanî açıdan çok önemli bir yere sahiptir.


1- Ayetlerde Anne Babaya İyilik ve Saygı


Şu ayet, Allah’a kulluktan hemen sonra anne babaya iyilik yapmayı emreder:


“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anne babaya iyilik etmenizi kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; onlara güzel ve gönül alıcı söz söyle. Onlara merhametle tevazu kanadını indir ve: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse sen de onlara merhamet et!’ de.” (İsrâ, 17/23-24. Ayrıca bk. Nisâ, 4/36.)


Allah’a kullukla anne babaya iyiliğin art arda zikredilmesi, onlara iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu nokta hemen hemen bütün müfessirlerin (ra) dikkat çektiği bir noktadır.


Şu ayette de özellikle annenin çektiği zahmet nazara verilerek Allah’a ve anne babaya karşı şükran ve teşekkür borcumuz olduğu bildirilmektedir:


“Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlük çekerek taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. ‘Bana ve anne babana şükret; dönüş ancak banadır.’” (Lokmân, 31/14.)


Bu ayette anne hakkında mümin veya kafir ayrımı yapılmaması da oldukça dikkat çekicidir. Demek hangi din veya inançtan olursa olsun “annelik” özelliği teşekkürü hak ettiren bir özellik olma vasfını o anneye kazandırmaktadır.


2- Hadisler Açısından Anne Babaya Saygı


Anne baba hakkıyla ilgili hadislere bakıldığında da aynı şekilde anne babaya saygı gösterme ve iyilik yapma hususunun vurgulandığı görülmektedir.


a- Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte:


Bir adam:


“Yâ Resûlallah! Güzel davranmama insanların en layık olanı kimdir?” diye sordu.


Resûlullah (sav):


“Annendir.” buyurdu.


Adam:


“Sonra kim?” diye sordu.


Resûlullah:


“Annendir.” buyurdu.


Adam tekrar:


“Sonra kim?” diye sordu.


Resûlullah:


“Annendir.” buyurdu.


Adam:


“Sonra kim?” diye sorunca Resûlullah:


“Babandır.” buyurdu.


(Buhârî, Sahîh, Edeb, hadis no. 5971.)


b- Anne babaya karşı gelmenin büyük günahlardan olduğu da yine hadislerde ifade edilmektedir.


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


“Size büyük günahların en büyüklerini haber vereyim mi?”


Bunu üç defa söyledi. Sahâbe:


“Evet, yâ Resûlallah!” dedi.


Buyurdu ki:


“Allah’a ortak koşmak ve anne babaya karşı gelmek…”


(Buhârî, Sahîh, Edeb, hadis no. 5976.)


c- Anne babası yanında yaşlandığı hâlde cenneti kazanamayanın “burnu sürtülsün” diyerek bunu üç defa tekrar etmesi de anne baba hukukunun dinen ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. (Müslim, Sahîh, Birr ve Sıla, hadis no. 2551.)


C- Kâfir Anne Babaya Saygı


Anne baba müşrik veya kâfir ise onlara dinî konularda, yani dinî hayatımızı yaşamamıza engel olduklarında, bu hususta itaat etmek gerekmez. Bununla ilgili olarak Lokmân suresinin 31/15. ayetinde, iman ve kulluk gibi dinî konularda onlara itaat etmeme; fakat diğer konularda güzel geçinme tavsiyesinde bulunulmuştur:


“Eğer anne baban, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla güzel bir şekilde geçin.” (Lokmân, 31/15.)


Yani inanç konusunda itaat yoktur; fakat saygısızlık da yoktur. Bunun sünnette çok çarpıcı bir örneği de mevcuttur.


Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ bint Ebî Bekir’in (ra) anlattığı bir hadisede şöyle geçmektedir:


“Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında annem yanıma geldiğinde henüz müşrikti. Resûlullah’a danışarak: ‘Annem benimle görüşmek ve benden yardım görmek istiyor. Onunla ilgilenip sıla-i rahimde bulunayım mı?’ dedim.”


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):


“Evet! Annenle ilgilen ve ona iyilikte bulun.” buyurdu.


(Buhârî, Sahîh, Edeb, hadis no. 5978.)


Netice Olarak


Kur’an ve sünnet kriterlerine göre insan, iç dünyasındaki duygu, düşünce ve hislerinden, bunlar söz ve eyleme dönüşmedikçe sorumlu değildir.


Yalnız söz konusu anne baba ve onların evlat üzerindeki hakları olunca, her ne kadar onları sevmemek dinen günah olmasa da bu durum kişiye, yani evlada, onlara saygısızlık yapma hakkı vermez.


Kur’an ve sünnete göre evladın, anne babanın dine ters emir ve telkinlerinde onlara itaat etmesi gerekmez; fakat başka hususlarda hürmet ve saygıda da kusur edilmez. Dinî konular dışındaki hususlarda iyi geçinmek esas olduğu gibi evladın onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesi de şarttır.


Kur’an ve sünnetin hükümlerine göre anne veya baba müşrik yahut kâfir bile olsa onlarla sıla-i rahmin; yani gelip gitme, ziyaret, akrabalık ve evlatlık ilişkilerinin devam ettirilmesi ve iyi geçinilmesi bir vecibedir. Kaldı ki soruda bahsi geçen anne baba ne kâfir ne de müşriktir.


Allah korusun, öyle olsalar bile onları iman adına kazanmak için —Hz. Ebû Bekir’in yaşlı babasını sırtında Peygamber Efendimize getirip iman ettirmesi azminde olduğu gibi— biz de evlat olarak onlara:


a- Her zamankinden daha saygılı davranarak şefkat ve merhamet nazarıyla bakmalıyız.


b- Onları sevmeli ve yanlış yola girmemeleri için Allah’a dua etmeliyiz.


c- Onları katiyen kınamamalı, hakir görmemeli; bu konularda onlarla tartışmamalı; “Size ne oldu, geçmişte böyle değildiniz.” vb. sözler söylemekten kaçınmalıyız. Onlara karşı irşat veya nasihat havasına girmemeliyiz. Tabii ki onları incitmeyecek ve tepkilerine sebebiyet vermeyecek şekilde onlarla dini konularda konuşmakta bir mahzur yoktur. Tam tersine bu, herkes için bir vazifedir. Fakat çocuğun anne babasına hâl ve temsil dışında bir nasihatçi veya mürşit tavrı takınması, onlara ağır gelebilecek bir davranıştır ki ekseriyetle fayda sağlamayacağı gibi tepki de oluşturabilir.


d- Bazen anne babaların çocuklarını, bazen de çocukların anne babalarını irşat ettiğini düşünmeli ve onlara bu hususta güzel bir üslupla hitap etmeli; hâl ve davranışlarla hatırlatıcı olmaya çalışmalıdır. Ancak onlar tarafından emir, tavsiye, nasihat, irşat veya tebliğ gibi algılanacak söz ve tavırların ters tepki yapabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.


(NOT: Küçük bir kaç ilave ve düzenleme ile https://hikmet.net/anne-babaya-karsi-sevginin-hukmu/)


SORULARINIZ İÇİN E-MAİL ADRESİ; [email protected]