Fethullah Gülen ve spor

Geçen hafta samanyolu.com’da yayınlanan “ 2026 FIFA Dünya Kupası“ adlı makalemden sonra (https://www.samanyoluhaber.com/yazar/serif-ali-tekalan/2026-fifa-dunya-kupasi/1490574) Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “Fasıldan Fasıl’a 3 “ adlı kitabındaki sporla ilgili düşüncelerini ekleme ve çıkarma yapmadan sizlerle olduğu şekliyle paylaşıyorum:
‘’Dünyada, iletişim ağlarının genişlemesiyle beraber, demokrasi, barış, diyalog, hoşgörü ve müsamaha kavramlarının da yayılıp benimsendiği bir gerçektir. Bu kavramların, daha da yaygınlaşması ve bütün insanların bundan nasiplerini almaları için, fert ve toplum olarak herkese görev düşmektedir.
Burada topluma müessir olabilecek önemli güç kaynakları ve iletişim vasıtalarından biri de hiç şüphesiz spordur. Sporla ilgili konular, dünyanın bir ucundan diğer ucuna hemen bir anda intikal edebilmektedir. Ülkemizin bekası ve yarını adına mutlaka lüzumuna inandığımız diyalog ve müsamaha düşüncesi, diğer vasıtaların yanında bu yolla da herkese duyurulabilir.
Meselâ, futbolda sahada geçirilecek 90 dakikalık süre, çok iyi değerlendirilebilir. Oyun içinde gerekli performans gösterilip, tribünlerdeki seyircilere zevkli dakikalar yaşatılabilir ve kimsenin itiraz edemeyeceği, insanlık çapında bir kısım faziletler rahatlıkla sahada sergilenebilir.
90 dakikanın bu şekilde değerlendirilmesi çok önemlidir. Ancak ondan daha önemli bir husus var ki o da, eskiden olduğu gibi, yenilen ve yenen tarafların bir araya gelmeleri, birbirleriyle sarılıp, el sıkışmaları ve etraflarına centilmenlik yağdırmalarıdır. Onların bu şekildeki hareketleri, tribünlerdeki insanlara da yansıyacaktır. Bu, yer yer sandalyeleri ateşe veren, birbirlerine sövüp-sayan, zaman zaman kanlı-bıçaklı birbirine giren ve sporu bu şekilde duygudan, düşünceden tecrit edilmiş bir meslek olarak görmek, göstermek isteyenlere de önemli bir ders olacaktır. Taraftarlar da kavga ve dövüş yerine, karşılıklı sevgiyle el sıkışıp, stadyumdan öyle ayrılacaklardır. Bütün bunlar küçük görülse de, bununla kin, nefret kırılıp, hiç olmazsa belli ölçüde nötr edilir ki dünyanın da buna çok ihtiyacı vardır.
İçte ve dışta bir kesim, belki dünyada diyalog ve beşerî münasebetlerin bu ölçüde temsilini istemeyeceklerdir. Bunun için de temkinli davranma mecburiyetindeyiz. Öyleyse bu iş temkinle götürülmeli ve temkin öncelikli yaşanmalıdır. Yapılan her işte, içten içe derince, çok akıllı olmalı, çok sağlam durmalı ve samimî hareket edilmelidir. Bunun bir metot olarak, meslekten mesleğe değişeceği de hatırdan uzak tutulmamalıdır.
Bir imam camide, –eğer matlubsa– avazı çıktığı kadar bağırabilir, her şeyi açık konuşabilir, açık söyleyebilir. Ama bir sinema ve tiyatro sanatçısı, bir fikir kitabı yazarı, öyle davranamaz. O, sunacağı mesajların, açık müdafaasını yapmak yerine, çok küçük bir mesele hâlinde, rollerinin ya da sayfalarının arasına sıkıştırıp sunmak zorundadır.
Bunun böyle yapılmasında maslahat vardır. Yoksa o mesajların çarpıcılığı ve tesiri kırılır, müessir olunamaz.
Sporda da aynı şey geçerlidir. Meselâ atılan bir gol sonunda, “Bunu imanımla yaptım, Allah’ın izniyle böyle oldu.” gibi sözler, bazı insanları hezeyana, tuğyana sevk edebilir. Bunun gibi, bazılarını rahatsız edecek hâl ve davranışlardan sakınmakta maslahat olsa gerek.
Bizler, bu ilkelere ters hareket eder ve kendi ufkuna göre diyaloğa açık olan insanlara yaklaşamazsak, dinin ruhuna aykırı hareket etmiş oluruz. Çeşitli vesilelerle sevgisini, saygısını ifade etmek için el uzatan insanlara, aynıyla mukabele etmezsek, –hafizanallah– sevimsiz hâle geliriz. Hatta bir kısım sürpriz olumsuzluklara sebebiyet vermiş oluruz. Hulâsa olarak diyebiliriz ki, spor gibi önemli bir faktörün, mutlaka çok iyi değerlendirilmesi gerekir.
Spordan beklenen
Türkiye’de sevip takdir ettiğimiz, eskiden beri de sinelerimizde yer etmiş spor kulüplerimiz vardır. Bu kulüplerin, kendi değerlerimize yönelmemiz ve bunların tekrar kazanılıp, korunması hususunda büyük görevler îfa edecekleri kanaatindeyim. Sporun sadece bir maraton veya rekabet meselesi olarak ele alınıp işlenegeldiği günümüzde, ne acıdır ki, toplumun değişik katmanları arasındaki kinin, nefretin, düşmanlığın yayılmasında sporun ve hassaten futbolun vesile olarak kullanıldığını da esefle müşâhede etmekteyiz.
Hâlbuki spor, toplumun değişik tabakaları arasında barış ve kardeşlik havasının estirilmesi yönünde, mühim fonksiyonlar eda edebilirdi. Tabiî ki bu durum, şimdiye kadar sporun, kitleleri yönlendiren bazı çevreler tarafından istismar edildiğini de hatıra getiriyor.
Aydınlık iklimlere doğru yelken açtığımız şu mübarek zaman diliminde, aydın ruhlara ihtiyacımız var. Ruhta aydın olduğu kadar, kafada da aydın olan bu insanlar, çevrelerini bu aydınlığa yönlendirecek ve topluma bir bayram havası estireceklerdir. Yine bu insanlar, toplumun hemen her kesimine kendilerini yakın hissettiklerinde, onlarla münasebet kuracak ve aralarındaki sertlikleri yumuşatacaklardır. Toplumun birleştirici, uzlaştırıcı, kaynaştırıcı yönlerini nazara verip, onları muhafaza edecek ve toplum çapında meydana gelmesi muhtemel kamplaşmalara, ideolojik çatışmalara fırsat vermeyeceklerdir.
İşte sporun böyle önemli bir fonksiyonu eda edebileceğine benim inancım tamdır. Bu yönüyle insanlar arasında kardeşliğin tesis edilmesi hususunda, dinin eda ettiği misyona tam omuz verecektir. O zaman spordan beklenen şey yerine getirilmiş olacaktır.
Hâsılı, tabakat-ı beşer çapında ideolojilerin çatıştığı bir arena hâline gelen dünyamızda, sporun her dalıyla, toplumu uzlaştırmada katalizör vazifesi göreceğine inanıyor ve bunu bekliyoruz.
Spor, bütün çeşitleriyle centilmenlik yörüngeli olmalıdır. Bu ise duygu ve düşüncede safvete ermekle çok yakından alâkalıdır. Öyle zannediyorum ki centilmenlik, temel dinamikleriyle ele alınıp, hayata geçirilebilse, aşılamayacak hiçbir şey yoktur. Zaten bir mânâda spor da bu demektir.
Spor, dinin yanı sıra, farklı düşüncede, farklı inançta ve farklı çizgide olan insanları birleştiren, bir araya getiren, yer yer sevindiren, yer yer eğlendiren ve yer yer de ağlatan önemli bir unsurdur. Fakat bunun da kendi çizgisi içinde kalması şarttır. Bu çizginin dışına çıkıldığı zaman –bir ölçüde günümüzde görüldüğü gibi– kinler, nefretler, kavgalar, hatta öldürmelere varan taşkınlıklar olabilir.
Kanaatime göre bu çizginin bulunmasında en önemli temel dinamik de din ve dinî inançtır.
Bir milletin yeniden dirilmesinde görülen o ki, bir toplum dirilirken toplumun bütün katmanları ve bütün üniteleri de beraber diriliyor. Tarih de bunun şahididir. Yani sanayi alanında dirilmeden ticarette canlanmaya, kültürel değerlerde kendini bulmadan, dine yönelmeye, sporda başarıdan, askerî alanda yenilenme ve ilerlemeye kadar bütün ünitelerde aynı anda diriliş bahis mevzuudur. Bence bu milletin her bir ferdi, böyle bir performans ortaya koymalıdır. Ekonomiden kültüre, spordan idareye varıncaya kadar hemen her sahada bayrağımızı göndere çekme çabası içinde bulunulmalıdır.
Bosna’daki ciddi sıkıntılar esnasında, biz de bu konuda sporun evrensel dilini kullanalım istedik. O dil ile yeni baştan “Bosna’da çocuklar ölmesin, kan dökülmesin, savaş dursun, kadınlar dul kalmasın, çevre tahrip olmasın...” düşünceleri ile böyle bir organizasyon içine girdik. (19 eylül 1995). (İstanbul’daki Ali Sami Yen stadındaki bu maçta, Türkiye karması ile dünya karması bir gösteri maçı yaptı. Böyle bir düşünce ve organizasyonu desteklemek için dünya çapındaki meşhur futbolcu Diego Maradona da Türkiye’ye geldi ve statta Fethullah Gülen Hocaefendi ile yan yana oturdu.)
Sporun ruhunda centilmenlik vardır. O, insanları birleştirme, aynı duygu ve düşünce çatısı altında toplamada etkili bir yere sahiptir. Burada bir de dünya çapında söz sahibi sporcular bulunursa, onların dünyaya verecekleri mesajın çok daha anlamlı olacağı herhâlde izahtan varestedir.
Yalnız bu konuda bir temennimi arz etmek istiyorum. Keşke bu organizeyi televizyon, radyo ve bütün gazeteleri ile ortaklaşa olarak Türk medyası düzenleseydi.. ve müşterek bir deklarasyon yayınlayabilseydi. O zaman bunun bütün dünyada meydana getireceği yankının daha fazla olacağı muhakkaktı. Fakat her şey geçmiş değil. Bosna ve benzer. meseleler de bitmiş değil. Çare ve çözüm arayışları da. Onun için inşâallah bu teklifimiz medya idarecileri tarafından hüsnükabul ile karşılanır, bu ve buna benzer düşüncelerle daha çok organizeler yapılır.
Niçin “Her şey Bosnalı Çocuklar İçin” sloganı kullanıldı?
İstikbal, bugünün çocukları ve gençleri üzerinde bayraklaşacaktır. Siz bir milleti yok etmek istiyorsanız önce onların çocuklarını ortadan kaldırmanız gerekecektir. Onun için 4 yıldır çok ciddî bir soykırıma maruz kalan Boşnakları geleceğe taşıyacak olan, yetim ve öksüz kalan bu çocuklardır. Onlara sahip çıkmak Bosna’ya, Bosna’nın geleceğine sahip çıkmak demektir. Zannediyorum bu düşünce ile o slogan seçilmiş.
Öte yandan, orada savaşın devam etmesine rağmen ilkokuldan üniversiteye varıncaya kadar bizim, devlet ve sivil toplum örgütleri olarak özel eğitim ve öğretime sahip çıkmamız lâzım diye düşünüyorum. Gidelim oralara, okullar yapalım, eğitim ve öğretime başlayalım.
Bunu şu ya da bu sebeplerle gerçekleştiremiyorsak, bari oradan ihtiyacı olan bütün çocukları getirerek eğitim ve öğretimlerini Türkiye’de sürdürelim.
Bu vesile ile son olarak bir endişemi sizlere arz edeyim: Nereden biliyorsunuz, bugün Bosna’nın başına gelen felâketin yarın sizin başınıza gelmeyeceğini? Allah fırsat vermesin ama bu ihtimali sakın uzak görmeyin. Kendi menfaat ve hâkimiyetini tabiî olarak korumak isteyen yabancı ve bize düşman olan güçler, menfaatlerine halel geldiği anda, iki ayağımızı bir kaba sokabilirler.
Her gecenin bir gündüzü, her gündüzün de bir gecesi vardır. Allah’ın günleri insanlar arasında dairevî olarak dönüp-duruyor. Bugün birilerine bayram, yarın da başkalarına. Öyleyse bekleyin ve görün! Bakalım meşime-i şeb’den neler doğacak!..’
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar
ESRA BÜYÜKCOMBAK

HÜSEYİN ODABAŞI

ŞERİF ALİ TEKALAN

HARUN TOKAK










