Gayretler zayi olmaz

Okuma Süresi 21 dkYayınlanma Çarşamba, Eylül 23 2026
Paylaş
X Post
Gayretler zayi olmaz

Hizmet Hareketi, 15 Temmuz hadisesinden sonra bilhassa Türkiye’de ve bazı coğrafyalarda ciddi bir imtihan yaşadı; yaşamaya da devam ediyor. Yaşananların Hizmet insanlarını derinden etkilemesi tabiidir. Yıllarca inanarak, severek ve gönüllü olarak içinde bulundukları bu Hizmet Hareketi adına ortaya koydukları gayretlerin, açılan müesseselerin ve yetiştirilen insanların ardından bugün gelinen noktaya bakarak bazılarının zihninde şöyle bir soru oluşabilir:

Bunca emek, bunca gayret acaba boşa mı gitti?

— Elbette hayır. Böyle düşünmek, meseleyi sadece görünen neticeler üzerinden değerlendirmek olur. Hizmet, Kur’ân ve sünnetten beslenmeyi esas alan sivil bir gönüllüler hareketidir. Temel prensipleri de başlangıçtan itibaren bu iki ana kaynağa dayandırılmıştır. Dolayısıyla yaşananları değerlendirirken de öncelikle bu iki temel kaynağın ortaya koyduğu ölçülere bakmak gerekir. Aksi hâlde sadece bugün görünen tabloya bakarak sağlıklı bir değerlendirmede bulunmak mümkün olmayacaktır.

Peki Kur’ân ve sünnetten alınan bu temel prensiplerin başında ne gelir?

Her şeyden önce rıza-yı ilâhî gelir. Kur’ân literatüründe bunun adı ihlâstır.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur; “Şüphesiz biz sana Kitab’ı hak ile indirdik. Öyleyse dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk et.” (Zümer, 39/2)

Bir başka ayette de insanların: “Dini yalnız Allah’a has kılarak, O’na ihlâsla kulluk etmekle…” emrolundukları bildirilir. (Beyyine, 98/5)

Bu ve benzeri ayetlere göre gerek şahsî gerekse toplum yararına yapılan salih amellerde asıl hedef Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü kişisel veya toplu olarak insanlığın yararına yapılan hizmetlerin olmazsa olmaz şartlarından biri ihlâstır.

Bunun anlamı şudur: Geçmişte, bugün veya gelecekte zamanını ve imkânlarını hizmet yolunda seferber eden bir insan; yaptığı hizmet karşılığında medh ü sena, anılma, alkışlanma, takdir edilme, hürmet görme veya maddî bir çıkar elde etme gibi niyeti ve ihlâsı zedeleyebilecek beklentilerden uzak durmaya çalışmalıdır. Toplum yararına yapılan hizmetler de de (Eğitim,Yardım,Dialog vs.) mesele güç kuvvet, iktidar olmak değil salih bir nesil yetiştirmektir. Netice de elhamdülillah böyle bir nesil yetişti de. Ülke ve insanımıza hatta tüm insanlığa oldukça faydalı yararlı hizmetler ettiler halen de etmektedirler. Eğer insafsız, zalim, despot, hak- hukuk kanun tanımaz şu mevcut iktidar ve işbirlikçileri, onların kural tanımaz engellemeleri olmasaydı sebepler açısından bakıldığında ülke ve insanımız bugünlerde yaşadığı maddi manevi şu buhranı yaşamayacaktı. Şimdi o nesil yurt içinde kendini korumaya çalışırken yurt dışında da ülke ve insanına el uzatacak .projelerle meşgul olmaktadır.

Fakat netice alınamamışsa ne olacak?

İşte burada amel ile neticeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

İnsan kendisine düşen vazifeyi yapar; neticeyi yaratmak ise Allah’a aittir. Dinî ve uhrevî amellerin neticeleri bazen dünyada görülür, bazen ahirete kalır. Bazılarının semeresi hemen ortaya çıkar; bazılarının vakti henüz gelmemiştir. Bazen de murad-ı ilâhî bizim düşündüğümüzden tamamen farklıdır.

Fakat Allah için ders veren, insan yetiştiren, ıslah adına gayret gösteren, sadaka, zekât ve himmette bulunan; malıyla, zamanı ve imkânlarıyla, hatta gerektiğinde hayatını ortaya koyarak çalışan bir insan, bütün bunları rıza-yı ilâhî için yapmışsa amelinin karşılığını Allah katında alacaktır.

       Çünkü Cenâb-ı Hak açıkça: “Ben, erkek olsun kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini asla zayi etmem.” (Âl-i İmrân, 3/195) buyurmaktadır. Demek ki Allah için yapılan hiçbir salih amel kaybolmaz.

Bir insan dünyada iyilik yaptığı hâlde onun karşılığını görememiş, hatta yaptığı iyiliklere karşılık kötü muamele görmüş ve haksızlığa uğramış olabilir. Bu durum, yaptığı hayırların Allah katında kaybolduğu anlamına gelmez. Kur’ân şöyle buyurur: “Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih ameller işlerse işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisâ, 4/124)

Peki, o kadar okulu, dershaneyi, evi, yurdu, üniversiteyi ve diğer müesseseleri niçin açtık? Şimdi ne oldu onlara?

Bu soruya da aynı temel ölçü üzerinden bakmak gerekir.

O müesseseler ülkeye ve insanlığa hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanmak için açıldıysa, yapılan hizmetin değeri sadece binaların bugün ayakta olup olmamasıyla ölçülemez. Burada niyet meselesi önem kazanıyor. Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1) Kul, sebepler planında kendisine düşeni yapar. Allah rızası için elinden gelen gayreti ortaya koyduktan sonra amelinin uhrevî karşılığı, dünyevî neticenin istediği şekilde gerçekleşmesine bağlı değildir. Kaldı ki meseleye sadece dünya açısından baktığımızda bile bütün bu gayretlerin “boşa gittiğini” söylemek mümkün değildir.

Neden?

Çünkü pek çok insan yetişti ve yetişmeye devam ediyor. Okullar, dershaneler, yurtlar, üniversiteler, kültür merkezleri, gazeteler, televizyonlar ve daha başka müesseseler vasıtasıyla yıllarca eğitim ve sosyal faaliyetler gerçekleştirildi. O nesil pek çok zorluklara rağmen büyük ölçüde ayakta ve hala duruşunu korumaktadır. Bu da salih nesil projesinin gerçekleştiğinin bir kanıtıdır. Diğer  taraftan bu çalışmalar başka insanlara da bazı işlerin yapılabileceğini başarılabileceğini gösteren örnekler sunmuştur. Bir de birkaç asırdan beri devam edegelen insanımız üzerindeki ümitsizlik hastalığına neşter vurdu ve onu ümide dönüştürdü ki bu da çok önemliydi.

Dahası, bazı hizmetlerin neticesi bir insan ömrüne sığmayabilir.

İnsan tohumu atar fakat ağacın altında oturmak kendisine nasip olmayabilir. Ağacı diker fakat meyvesini başka nesiller yer. Burada önemli olan, insanın kendisine düşen vazifeyi yerine getirip getirmediğidir.

Öyleyse bugün Hizmet insanına düşen nedir?

Geçmişte yapılanlara sadece kaybedilen müesseseler zaviyesinden bakmamak gerekir.

“Bunca şey yaptık, ne oldu?” demek yerine:

“Allah bize o gün hangi imkânları vermişti ve biz o imkânlarla ne yapmaya çalıştık?”

diye sormak daha doğru olur.

Eğer insan kendisine verilen imkânı Allah rızası için değerlendirmişse, bir öğrencinin elinden tutmuşsa, bir insanın eğitimine vesile olmuşsa, ihtiyaç sahibine yardım etmişse, bir insanın ahlâkına, eğitimine veya geleceğine katkıda bulunmuşsa bunların hiçbirisi yok olmuş değildir.

Resûlullah (as) şöyle buyurur: “Amellerin Allah’a en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.”(Buhârî, Rikāk, 18) Demek ki bize düşen, geçmişte yaptıklarımızın hesabını sadece dünyevî neticeler üzerinden çıkarmak değil; şartlar değişse bile  içinde bulunduğumuz şart ve imkanlar çerçevesinde az dahi olsa hayra devam etmektir.

Bugün okul açma imkânı olmayabilir; fakat bir öğrenci okutulabilir. Büyük bir müessese kurulamıyorsa bir insana dokunulabilir. Dün yapılan hizmetin şekli bugün değişebilir; fakat insana hizmet etme düşüncesi değişmek zorunda değildir.

Belki de yaşananlardan çıkarılması gereken derslerden biri budur.

Ya bütün gayretlerimize rağmen arzu ettiğimiz netice yine gerçekleşmezse?

O zaman da mümine düşen, sebepler dairesinde vazifesini yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakmaktır.

Çünkü biz neticeden değil, öncelikle niyetimizden, irademizden ve ortaya koyduğumuz gayretten sorumluyuz.

Allah’ın gelecekte hangi kapıları açacağını, hangi tohumları ne zaman yeşerteceğini bilemeyiz. Bugün bize kayıp gibi görünen nice şeyin yarın nasıl bir hayra dönüşeceğini de kestiremeyiz.

Fakat bildiğimiz bir şey var:

Allah için yapılan iyilik kaybolmaz.

Samimi bir niyet kaybolmaz.

Bir insanın yetişmesine verilen emek kaybolmaz.

Bir mazlumun elinden tutmak kaybolmaz.

Bir öğrencinin eğitimine yapılan katkı kaybolmaz.

Bir insanın kalbine bırakılan iyilik tohumu kaybolmaz.

Çünkü bütün dünyevî değerlendirmelerin üzerinde değişmeyen ilâhî bir teminat vardır: “Ben, sizden hiçbir çalışanın amelini asla zayi etmem.” (Âl-i İmrân, 3/195)

Öyleyse geçmişe bakarken “Her şey boşa mı gitti?” diye hayıflanmak yerine, bugün elimizde bulunan imkânlarla “Şimdi ne yapabilirim?” diye sormak gerekir.

Dün bize düşeni yapmaya çalıştık. Bugün de bize düşeni yapacağız. Yarın ne olacağını ise Allah bilir.

Gayret kula aittir; netice Allah’ın takdiridir.

Ve Allah, kendi rızası için ortaya konulan hiçbir samimi gayreti zayi etmez.