Genç dinç gözüpek ve inançla gerilmiş yiğitler

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Şubat 26 2026
Paylaş
X Post


         Kur’an-ı Kerim Ashab-ı Kehf’den bahsederken: “Biz sana onların hikayelerini doğru olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine iman etmiş bir grup gençti. Onların hidayetlerini artırarak (hidayet şuur ve bilinçlerini biledik)  Kalblerini pekiştirdik. Hükümdarın karşısına dikilip ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir;  O’ndan başkasına yalvarmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.” (Kehf  Suresi, 18/13-14)

         “Burada mümin kalblerde baş gösteren ilginç bir durum ortaya çıkıyor; toplumları ile münasebetlerini kesen, evlerini terk eden, ailelerinden ayrılan yer yüzünün çekici süslerinden ve dünya hayatının göz alıcı nimetlerinden uzaklaşan ve dar, sert zeminli ve karanlık mağaraya sığınan bu gençler, Allah’ın  engin rahmetini soluyorlar. Bu, bir gölge gibi kuşatıcı, geniş ve engin rahmeti hissetmektir: ‘Rabbinin engin rahmetinden size bir pay göndersin’ âyetin orijinalinde geçen ‘yenşuru’ kelimesi, etrafa sonsuz bir genişlik, ferahlık ve huzur havası yayıyor. Bir de bakıyoruz ki, o daracık, sert zeminli, kapkaranlık mağara; engin rahmetin yayıldığı, etrafa saçıldığı, onları şefkatle, yumuşaklıkla ve huzurla saran kuşatıcı bir gölge gibi yayılan, geniş ve huzur veren bir boşluğa dönüşmüş Kuşkusuz insanları sıkan dar sınırlar ortadan kaldırılır, ışık geçirmez yaman duvarlar saydamlaşır, incelir; ürkütücü yalnızlık şeffaflaşır. Her tarafı bir rahmet, bir şefkat, bir huzur ve bir yakınlık havası kaplar. İşte bu, imandır…”  (Fî Zılâl Tefsiri)

         Roma İmparatorluğu dönemi, Hz. İsa Aleyhisselama iman etmiş ve sarayın elitlerinden bir grup genç… Tutumları gayet açık, net ve kesin… Tavırlarında bir gevşeklik, bir belirsizlik ve çekimserlik yok.  Bedenleri, genç, dinç, imanları sağlam ve güçlü… Zâlim ve sapkın hükümdara meydan okuyorlar. Ama zâlim ve gaddarların işlerini kolaylaştırmamak için derhal yerlerinden ayrılarak bir mağaraya sığınıyorlar. Mağaranın kapısında da Kıtmîr isminde bir köpek bulunuyor. Onun böyle bir nöbet tutması, Mağara Yârânı olan Ashab-ı Kehfi korumak hikmetine bağlıydı. Zaten “kıtmir” kelimesinin mânâsı, hurma çekirdeğini koruyan ‘zar’ demektir…

         Kanunsuzların, azgın ve taşkınların işini kolaylaştırmamak için bir zamanlar Hz. Musa da Medyen’e  gitmişti. Hz. İsa’nın havarileri de dünyanın her tarafına dağılmışlardır. Asr-ı Saadette, Mekke müşriklerinin zulmünden sahabeler Habeş’istana hicret etmişlerdi… Boş durmamış gittikleri yerlerde hizmet etmişlerdir.

         “Fütüvvet Ruhu” başlıklı yazısında M. Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle diyor: “Fütüvvet derken, tepeden tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitlerini hatırlarız. Ali’ler, Hamza’lar, Alparslanlar, Fatihler ve Ulubatlı Hasan’lar gibi yiğitleri… Fütüvvet  tarihî seyri içinde nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, o hâs mânasıyla, Allah’tan başka ilah tanımamanın, dinî duygu, dînî düşünce ve dînî hayat için her türlü fedakârlığa katlanmanın; bâtıl inanç, bâtıl anlayış ve bâtıl davranışlara karşı baş kaldırmanın; her yerde ve her zaman Hak’la sımsıkı irtibatta bulunup hep O’nu haykırmanın ünvanı olagelmiştir.

         “İradesiyle şahlanıp nefsânî arzularını gemleyebilen, her gün birkaç defa kendi kendini hesaba çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında dirilerek gerçekten VAR  olduğunu gösterebilen ve ruhunu en ulvî hislerle coşturup fizik ötesi âlemlerde gezdiren fütüvvet ruhunun temsilcisi bu yüksek ruhlar, içinde yaşadıkları toplumun kılcallarında cereyan eden en temiz kan gibidirler. Bu hayat öz ve usaresine sahip toplumlar bahtiyar sayılır, bunu kaybedenlerse, damarları kesilip kan kaybeden bir insan gibi yavaş yavaş hayatiyetini yitirir ve ölür giderler.

         “Fütüvvet ruhu, bir toplumun varlık ve bekasının en sağlam teminatıdır. Bu ruhu temsil eden yiğitlerse, onun yüksek burçlarında dalgalanan bayraklar, serhad boylarında UYUMAYAN  GÖZLER  ve her türlü düşmanca ses ve soluklara karşı hassas kulaklar gibidirler. Görür, duyar,  gerilime  geçer ve gerekirse tereddüt etmeden kendilerini en korkunç ölüm girdaplarına atabilirler.

         “Bunların dimağlarında, ızdırap dalgaları birbirini kovalamakta; ruhlarında ümit ve hüzün esintileri arka arkaya esip durmakta…  Saatlerin akrep ve yelkovanlarına bağlı olmayan zaman üstü yaşayışları, bu esintilere göre bölünüp parçalanmakta ve nihayet, gönül mızraplarında duyulan her türlü sevinç-keder nağmeleri de yine bu esintilerle çevrelerinde yankılanmaktadır.”

         Bizim, işte bu ruha sahip gençlere ve bu gençlik ruhuna sahip insanlara ihtiyacımız var; yaşları ne olursa olsun, hiç mühim değil, yeter ki, bu aşk, şevk ve heyecanla güzelliklere sahip çıksın ve kendisini iyilik ve hayırlara adasınlar…