Genç dinç gözüpek ve inançla gerilmiş yiğitler
Kur’an-ı Kerim Ashab-ı Kehf’den bahsederken:
“Biz sana onların hikayelerini doğru olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine iman
etmiş bir grup gençti. Onların hidayetlerini artırarak (hidayet şuur ve
bilinçlerini biledik) Kalblerini
pekiştirdik. Hükümdarın karşısına dikilip ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin
Rabbidir; O’ndan başkasına yalvarmayız,
yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.” (Kehf
Suresi, 18/13-14)
“Burada mümin kalblerde
baş gösteren ilginç bir durum ortaya çıkıyor; toplumları ile münasebetlerini
kesen, evlerini terk eden, ailelerinden ayrılan yer yüzünün çekici süslerinden
ve dünya hayatının göz alıcı nimetlerinden uzaklaşan ve dar, sert zeminli ve
karanlık mağaraya sığınan bu gençler, Allah’ın
engin rahmetini soluyorlar. Bu, bir gölge gibi kuşatıcı, geniş ve engin
rahmeti hissetmektir: ‘Rabbinin engin rahmetinden size bir pay göndersin’
âyetin orijinalinde geçen ‘yenşuru’ kelimesi, etrafa sonsuz bir genişlik,
ferahlık ve huzur havası yayıyor. Bir de bakıyoruz ki, o daracık, sert zeminli,
kapkaranlık mağara; engin rahmetin yayıldığı, etrafa saçıldığı, onları
şefkatle, yumuşaklıkla ve huzurla saran kuşatıcı bir gölge gibi yayılan, geniş
ve huzur veren bir boşluğa dönüşmüş Kuşkusuz insanları sıkan dar sınırlar
ortadan kaldırılır, ışık geçirmez yaman duvarlar saydamlaşır, incelir; ürkütücü
yalnızlık şeffaflaşır. Her tarafı bir rahmet, bir şefkat, bir huzur ve bir
yakınlık havası kaplar. İşte bu, imandır…”
(Fî Zılâl Tefsiri)
Roma İmparatorluğu dönemi,
Hz. İsa Aleyhisselama iman etmiş ve sarayın elitlerinden bir grup genç…
Tutumları gayet açık, net ve kesin… Tavırlarında bir gevşeklik, bir belirsizlik
ve çekimserlik yok. Bedenleri, genç,
dinç, imanları sağlam ve güçlü… Zâlim ve sapkın hükümdara meydan okuyorlar. Ama
zâlim ve gaddarların işlerini kolaylaştırmamak için derhal yerlerinden
ayrılarak bir mağaraya sığınıyorlar. Mağaranın kapısında da Kıtmîr isminde bir
köpek bulunuyor. Onun böyle bir nöbet tutması, Mağara Yârânı olan Ashab-ı Kehfi
korumak hikmetine bağlıydı. Zaten “kıtmir” kelimesinin mânâsı, hurma
çekirdeğini koruyan ‘zar’ demektir…
Kanunsuzların, azgın ve
taşkınların işini kolaylaştırmamak için bir zamanlar Hz. Musa da Medyen’e gitmişti. Hz. İsa’nın havarileri de dünyanın
her tarafına dağılmışlardır. Asr-ı Saadette, Mekke müşriklerinin zulmünden
sahabeler Habeş’istana hicret etmişlerdi… Boş durmamış gittikleri yerlerde
hizmet etmişlerdir.
“Fütüvvet Ruhu” başlıklı
yazısında M. Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle diyor: “Fütüvvet derken, tepeden
tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitlerini
hatırlarız. Ali’ler, Hamza’lar, Alparslanlar, Fatihler ve Ulubatlı Hasan’lar
gibi yiğitleri… Fütüvvet tarihî seyri
içinde nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, o hâs mânasıyla, Allah’tan başka ilah
tanımamanın, dinî duygu, dînî düşünce ve dînî hayat için her türlü fedakârlığa
katlanmanın; bâtıl inanç, bâtıl anlayış ve bâtıl davranışlara karşı baş
kaldırmanın; her yerde ve her zaman Hak’la sımsıkı irtibatta bulunup hep O’nu
haykırmanın ünvanı olagelmiştir.
“İradesiyle şahlanıp
nefsânî arzularını gemleyebilen, her gün birkaç defa kendi kendini hesaba
çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında
dirilerek gerçekten VAR olduğunu
gösterebilen ve ruhunu en ulvî hislerle coşturup fizik ötesi âlemlerde gezdiren
fütüvvet ruhunun temsilcisi bu yüksek ruhlar, içinde yaşadıkları toplumun
kılcallarında cereyan eden en temiz kan gibidirler. Bu hayat öz ve usaresine
sahip toplumlar bahtiyar sayılır, bunu kaybedenlerse, damarları kesilip kan kaybeden
bir insan gibi yavaş yavaş hayatiyetini yitirir ve ölür giderler.
“Fütüvvet ruhu, bir
toplumun varlık ve bekasının en sağlam teminatıdır. Bu ruhu temsil eden
yiğitlerse, onun yüksek burçlarında dalgalanan bayraklar, serhad boylarında
UYUMAYAN GÖZLER ve her türlü düşmanca ses ve soluklara karşı
hassas kulaklar gibidirler. Görür, duyar,
gerilime geçer ve gerekirse
tereddüt etmeden kendilerini en korkunç ölüm girdaplarına atabilirler.
“Bunların dimağlarında,
ızdırap dalgaları birbirini kovalamakta; ruhlarında ümit ve hüzün esintileri
arka arkaya esip durmakta… Saatlerin
akrep ve yelkovanlarına bağlı olmayan zaman üstü yaşayışları, bu esintilere göre
bölünüp parçalanmakta ve nihayet, gönül mızraplarında duyulan her türlü
sevinç-keder nağmeleri de yine bu esintilerle çevrelerinde yankılanmaktadır.”
Bizim, işte bu ruha sahip
gençlere ve bu gençlik ruhuna sahip insanlara ihtiyacımız var; yaşları ne
olursa olsun, hiç mühim değil, yeter ki, bu aşk, şevk ve heyecanla güzelliklere
sahip çıksın ve kendisini iyilik ve hayırlara adasınlar…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ERTUĞRUL İNCEKUL

SAFVET SENİH

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU











