Gerçekten evi yok mu?

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Nisan 29 2026
Paylaş
X Post
Gerçekten evi yok mu?


Alaaddin Bey anlatmıştı: “Hocaefendi’nin Papa ile görüşmesinden sonra, Mehmet Ali Birand’a Hocaefendi’nin Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davasını anlatıyordum, dedim ki; “Bir ara Hocaefendi, ifade verirken dışarı çıktı. Ben de onu bekliyordum. Bana, ‘Benden evimin adresini istiyorlar. Halbuki benim evim yok, biliyorsun. Nerenin adresini vereyim?’ dedi. Ben de ‘Bizim  evin adresini verin’ dedim. ‘Olmaz, size zararım dokunur. Hiç olmazsa ben Fatih Müftülüğünden emekli olduğuma göre oranın adresini vereyim bâri’ dedi.” dedim.

Birand çok şaşırdı ve ‘Gerçekten Hocaefendi’nin evi yok mu yani?!.’ diye sordu. ‘Evet’ dedim.”

İnsanlık Kalesinin Tamiri

Üstad Hazretleri, Kastamonu Lâhikasında, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan, İslamiyetin de içinde bulunduğu bir kalenin tamirinden bahsediyor, yani İNSANLIK  KALESİNDEN… bu dünya çapındaki tamirin ADL  ve HAKEM  isminin tecellisiyle olacağını söylüyor. Yani “Bu tamir, adâleti mizan, intizam ve hikmetle olacak” diyor.

Ben Tavaslıları Severim

İsmail Büyükçelebi arkadaşımız anlattı: “Babam (Mehmet B. Ç.) Üstad ve talebeleri Denizli Mahkemesinden beraat edip tahliye olduğunda Denizli’de imiş. İnsanların Şehir Oteline doğru toplu halde gittiğini görmüş. O da gidip Üstad’ın elini öpmüş. Üstad babama ‘Nerelisin?’ diye sormuş. ‘Tavaslıyım.’ deyince, ‘Her zaman buyurun, Ben Tavaslıları Severim… Tavas, Suheyb-i Rûmî’nin memleketidir.’ demiş. Ayrıca babam, o gün, ‘Bediüzzaman’ın talebeleri bir camide mevlüt  okuyacaklarmış’ diye bir söz duymuş. Onun için Denizli’de kalmış. Gitmiş camide beklemiş. Camide önce Türkçe salavat getirmeye başlamışlar. O sırada, ‘Geldiler!.. denilmiş.  Gönenli Mehmed Efendi gelmiş ve aslî şekliyle TEKBİRLER getirmiş ve aslî şekliyle salavatlar okumuş… Herkesi galeyana getirmiş. Bütün cemaat, hep birlikte gözyaşlarıyla aslî şekli ile hem tekbirler getirmiş hem de salavatları okumuş…

Çözümü  Nerede  Arayalım?

Kuşlar girdikleri yerlerden, çıkmak için hep üst delikleri ararlar, ama alt delikleri ve çıkışları hiç araştırmazlar. Onun için maalesef çoğu zaman ölür giderler. Şerlinin şerrinden kurtulmak için çareler aranmalıdır. Efendimiz (S.A.S.), “İnsanlara müdârat etmekle, iyi geçinmekle, idare etmekle emrolundum” buyuruyor. Efendimiz (S.A.S.), belli müddet, düşman çoğaltmamak için bazılarına “Düşmanlıktan vazgeçin, sizlere şunları, şunları verelim.”  diyor. Hudeybiye’de çok ağır şartları, on senelik sulh için kabul etti.

Selamet yolları çoktur. Çıkış yolu için çare aranmalıdır. İrşad için çok sancı çekilmesi gerekir.

En mühim keşif ve buluşlar hep savaş zamanlarına rastlar. Niçin? Çünkü bütün fıtrî kabiliyetler, dua halinde çözüm araştırır. Cenab-ı Hak da çözümü ilham eder…

Zilzal  Suresi

Samsunlu Hocamız anlattı: “Japonya’ya gitmiştim. Yüksek bir dağın eteklerinde tatil köyü kurulmuş. Japon asıllı Müslümanlar bir tatil mevsiminde kiralamışlar. Arkadaşlarla biz de misafir olduk. Namaz kıldırdık, tesbihat okuduk… Japon bir hanımefendi bizi sohbet için evine davet etti. Dostlarını da çağırmış… Sohbetten sonra iki küçük kızlarının başlarını örtüp önümde siz üstü oturttu ve “Bize biraz Kur’an okuyuver” diye istirham ettim. Ben de iki ayrı yerden okudum. Birisi Zilzâl Suresi idi, diğer âyetler de yine zelzele âyetleri idi. İçimden öyle geçti, onun için okumuştum. Hanımefendi mealleri okumak için yerlerini sorup takip etmiş. Biraz sonra müthiş bir zelzele oldu. Sonra bana “Sen zelzele olacağını herhalde biliyordun… Hissetmiş olmalısın ki, bu âyetleri okudun” dedi. Hayır bu bir TEVAFUK!..’ desem de kabul etmedi.” 

Narin Bey anlattı: “2003 senesinde Süleyman Efendi Hazretlerinin talebelerinden dostumuz birisi “Rüyamda gördüm. Recep Bey, hocanızı, çok feci dövdü. Perişan halde iken hocanız yerinden kalktı ona öyle bir sille indirdi ki o, toz-duman oldu. Biz bir pencerenin  arkasından seyrediyorduk. Bazı parçaları bizim cama da geldi, dedi. Ben ona, ‘Siz sadece pencerenin arkasından hep seyrettiniz, öyle mi?’ dedim. ‘Evet’ dedi.”