Hızır’dan dinlediklerim

Kehf Suresi’nin ikinci kısası olan Hızır- Musa buluşmasında Hz. Musa’nın şahsında hepimize “her bilenden daha bilen biri vardır” mesajı verilir. Hadislerdeki rivayete göre Hz. Musa’ya “zamanın en bilgini kimdir?” diye sordular. Hz. Musa da kendisinin zamanın en bilgini olduğunu söyleyince ilahi ferman, kendisine daha bilgin bir kimsenin var olduğu ihbar etti.
“İnsanların en bilgini kimdir? diye soruldu. (Hz. Musa) da “Benim dedi.”
Allah da Ona vahyetti: ‘İki denizin birleştiği yerde benim bir kulum var; o senden daha bilgilidir” (Buhari, 122)
Çünkü “ve fevka zi ilmin alim.” (Yusuf, 76) “Her bilenden muhakkak daha çok bilen vardır.”
Ve daha sonra çok bilen Hızır’a Hz. Musa, peygamber ve İsrailoğullarını başkanı olmasına rağmen ilim öğrenmek için tabi oldu, tabiri caizse ayağına gitti. Onu aramaya koyuldu. Çünkü ilim için alimlerin ayağına gitmek hadislerde bile tavsiye edilir:
“Alimlerin en şerlileri emirlerin yanına gidenler; emirlerin en hayırlıları ise alimlerin yanına gelenlerdir.” (Sünen İbni Mace, Mukaddime, 256)
Bilakis İbn i Abbas’ın rivayet ettiğine göre; “Sultanın kapısına giden fitneye düşer.” (Ebu Davud 2859)
Fetası (Yuşa Bin Nun) ile yola çıkan Hz. Musa Hz. Hızır’ı ölü balıkların canlandığı yerde buldu. İlim öğrenmek isteyen Hz. Musa’ya Hızır ne yaptı, ne tavsiye etti? Nerede nasıl bir ilim öğretti? Bu öğretme işinde ne kitap ne kalem ne de sınıf gibi bir ortam vardı. Hz. Hızır ilmi ledün sahibi idi (Kehf, 65). Fakat bu ilm-i ledün bilgisini Hz. Hızır hayatın içindeki yaşadıkları olaylar üzerinden Hz. Musa'ya öğretme metodunu seçti.
Sadi Şirazi, Bostan ve Gülistan kitabında Sultanlara ve devlet idaresinde bulunan büyük insanlara ders vermenin talebeye ders anlatır gibi olmaması gerektiğini bilakis ziyafet veya seyahat esnasında lafın arasında olaylar esnasında bu nasihatin yapılmasının daha etkili olacağını söyler. Malumunuz Aristoteles da talebelerine Lykeion çevresinde derslerini dağda yürüyüş esnasında anlatırdı.
Tasavvuf ehli olanlar da ilim hidayet ve yardım maksatlı ziyaretler yaparlardı. Bu mübarek insanlar uğradıkları yerlerde çifciye, köylüye harman kaldıran, buğday yapanlara yardım ederler ve bu esnada dinlerini öğretirlerdi:
Bu maksatla Yunus Emre aşağı ve yukarı illeri dolaştığından bahseder:
“Gezdim Rum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin.”
Peygamberimiz (sav) ilim için seyahate çıkmayı dahi teşvik etti: "Kim Allah rızası için ilim öğrenmek amacıyla bir yola girerse, Allah ona Cennet’e giden yolu kolaylaştırır." (Müslim, Zikr 39) buyurdu.
Biz de bir şeyler öğrenmek veya öğretmek için ziyaretler, inanç veya turistik geziler tertip edebiliriz. Bu da bir kuvvetli öğrenme/öğretme metodudur. Kuran-ı Kerim sık sık “yeryüzünde gezip görmüyor musunuz...” der. Yeryüzünde ilim öğrenmenin, ibret almanın en etkili yolu iyi bir rehber eşliğinde yapılan ziyaretlerdir.
Hz. Musa Hz. Hızır’ın ayağına kadar gidecekti fakat Hz. Musa zahiri Hz. Hızır ise batıni yani ledün ilmin sahibiydi. Bu nedenle Hz. Hızır, daha çok fakihlerin sahip olduğu olayların dış yüzünü adaletle değerlendirme ve sağlam hüküm verme ilmine sahip olan Hz. Musa’ya “sabır” şartını koydu.
İlim öğretmek için yolculuğa başlayacak olan Hz. Hızır şartlarını baştan söyledi. Soru sormayacaksın ve sabredeceksin. Evet Hocaya/Alime iki de bir lüzumsuz soru sorulmayıp itiraz edilmez ve ilmin kendisine faydasının tahakkuku zamana vabeste olduğundan sabredilir.
İlk yolculukta Hz. Hızır, fakirlerin gemisini zalimlerin tasallutundan korumak için zedeledi çentikledi. Çünkü sağlam ve gösterişli gemileri zalim bir hükümdar gasp ediyordu. Hz. Musa bildiğimiz manada devlet başkanı değildi belki ama İsrailoğullarının başında idareciydi. Bununla Hz. Hızır, Musa’ya; “Devlet başkanı olarak mazlumların malını mülkünü zalimlere karşı korumalısın” mesajını verdi.
Daha sonra Hz. Hızır, kendilerini misafir etme zahmetinde bulunmayan karyenin (köy, belde) çökmekte olan duvarını ücret almadan onardı. Çünkü bu duvarın içinde yetimlere ait hazinenin ortaya çıkıp da talan edilmemesi gerekiyordu.
Bu olayla da Hz. Hızır, Musa’ya; “mazlumların ve yetimlerin malını korumalısın, tedbir almalısın” mesajını verdi. Ayrıca bir önceki olaydan farklı olarak nesle de sahip çıkması gerektiğini vurguladı. (Allahu alem)
Üçüncü ve son olayda bir çocuğu Hz. Hızır katletti. Çünkü bu çocuğun ileride salih olan annesini ve babasını isyana sürükleme ihtimali vardı.
Hz. Hızır, Allah’ın ihsanıyla hikmet sahibi olmuş, bildiğimiz anlamdaki zaman ve mekan sınırlamasına tabi olmayan müstesna bir insan. Hz. Musa (as) ile yolculuğundaki fiilleri de hikmetin ehemmiyetini kavramamız açısından son derece önemli.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU












