Hüseyin Çelik’ten iktidara cemaat operasyonları uyarısı: Galipken zalim olmayın

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Pazartesi, Ağustos 31 2026
Paylaş
X Post
Eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Süleymancılar ile Furkan Vakfı’na yönelik operasyonları değerlendirdi. Cemaat mensubiyetinin tek başına suç sayılamayacağını belirten Çelik, “Operasyona muhatap olan belediyelerin ve cemaatlerin neredeyse hepsinin siyaseten muhalif olması, bu operasyonların üzerine çok ciddi gölge düşürmektedir” dedi.
Hüseyin Çelik’ten iktidara cemaat operasyonları uyarısı: Galipken zalim olmayın

Eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Independent Türkçe’de yayımlanan yazısında Süleymancılar’ın lideri Alihan Kuriş ile Furkan Vakfı Başkanı Alparslan Kuytul ve beraberindekilere yönelik operasyonları değerlendirdi.

Tarikat ve cemaat mensubiyetinin tek başına suç sayılamayacağını vurgulayan Çelik, bir dinî yapının yöneticisi veya mensuplarından bazılarının suç işlemesinin bütün cemaati suçlu hâle getirmeyeceğini belirtti.

Çelik, “İnsanların bir gruba mensup olması, bir derneğe, vakfa veya sosyal ilişki grubuna üye ya da yakın olması, bir düşünce grubuna sempati duyması onları suçlu yapmaz. Hukuk bireyi muhatap alır” ifadelerini kullandı.

“SORUN DENETİM DEĞİL, DENETİMİN SEÇİCİ UYGULANMASI”

Dinî yapıların hukuk denetiminin dışında tutulamayacağını belirten Çelik; çocukların korunması, mali şeffaflık, vergi yükümlülükleri, suç gelirlerinin önlenmesi ve kamu kaynaklarının kullanılması konusunda herkese uygulanan kuralların cemaatlere de uygulanması gerektiğini kaydetti.

Çelik, asıl sorunun denetimin siyasi ve seçici biçimde uygulanması ihtimali olduğunu belirterek şöyle dedi:

“Bu yapıların elbette bir ayrıcalığı olamaz. Tüm bu alanlarda herkese uygulanan usul ve esaslar ne ise dinî yapılara da aynı ölçüler uygulanmalıdır. Sorun denetim değil, denetimin seçici ve siyasi saiklerle uygulanması ihtimalidir.”

AKP’YE YAKIN MEDYAYA “PEŞİNEN MAHKÛM ETME” ELEŞTİRİSİ

Süleymancılar ile Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlar karşısında iktidar çevrelerinin sessiz kaldığını savunan Çelik, AKP’ye yakın medya kuruluşlarının da masumiyet karinesini ihlal ettiğini söyledi.

Operasyonların hedefindeki kişilerin AKP’ye muhalif olmaları nedeniyle iktidar çevrelerinin “toptancı suçlamalara” karşı sessiz kalmayı tercih ettiğini belirten Çelik, “AK Parti’ye yakın basın mensupları ise tıpkı solcu ve Kemalist medya gibi bu insanları mahkeme ve hâkimlerden önce mahkûm etme işgüzarlığına başvurmuştur” ifadelerini kullandı.

“MUHALİF OLMALARI OPERASYONLARA GÖLGE DÜŞÜRÜYOR”

Hükümet yetkililerinin operasyonların cemaatlere değil, suç işlediği öne sürülen kişilere yönelik olduğunu söylediğini hatırlatan Çelik, kamuoyundaki algının bundan farklı olduğunu belirtti.

Çelik, belediyeler ve cemaatler dâhil olmak üzere operasyonların hedefindeki yapıların büyük bölümünün iktidara muhalif olmasının soru işaretlerine neden olduğunu belirterek şu soruları yöneltti:

“Şayet Süleymancılar’ın başında Alihan Kuriş değil de AK Parti’nin kurucularından ve milletvekili Mehmet Beyazıt Denizolgun veya daha sonra AK Parti’den milletvekili olan oğlu Fatih Süleyman Denizolgun bulunsaydı yine bu operasyon yapılır mıydı? Alparslan Kuytul sırılsıklam bir AK Parti müdafii olsaydı aynı muameleye maruz kalır mıydı?”

Çelik, Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin mali açıdan aynı kapsamda denetlenip denetlenmediğinin de sorgulanması gerektiğini belirterek, “Türkiye’deki onlarca tarikat veya cemaatin hangisi Vergi Usul Kanunu’na göre incelemeye tabi tutulursa sınıfı geçebilir?” diye sordu.

“TUTUKLULUK VE KAYYIM İSTİSNA OLMAKTAN ÇIKTI”

Türkiye’de kamuoyunun yakından takip ettiği davalarda masumiyet karinesinin ayaklar altına alındığını ifade eden Çelik; tutuklama, mal varlığına el koyma ve şirketlere kayyım atama tedbirlerinin genel uygulamaya dönüştüğünü belirtti.

Suçluluğu kesinleşmeden insanların mallarına el konulmasının ve şirketlerine kayyım atanmasının telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğunu kaydeden Çelik, şunları söyledi:

“Hukukta istisnai olarak çok özel durumlarda başvurulması gereken tutukluluk, kayyım atama ve çoğu zaman mala el koyma uygulamaları, istisna olmaktan çıkarılarak genel uygulamalar hâline getirilmiştir.”

“GALİPKEN ZALİM OLMAMAK İSLAMİ BİR PRENSİPTİR”

Millî Görüş hareketinin de geçmişte devlet baskısına maruz kaldığını hatırlatan Çelik, iktidara geçmişte kendisine yapılan yanlışları başkalarına uygulamama çağrısında bulundu.

“Dün kendilerine yapılanların yanlış olduğuna inanıyorlarsa, bugün güç ve iktidar kendilerindedir diye o yanlışları başkalarına yapmamalıdırlar” diyen Çelik, “Mağlupken zelil olmamak, galipken zalim olmamak aynı zamanda İslami bir prensiptir” ifadelerini kullandı.

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ KONUSUNDA SINIFTA KALDIK”

AKP iktidarının başörtüsü yasağını kaldırması ve Ayasofya’yı yeniden camiye çevirmesi gibi dinî hayatla ilgili olumlu adımlar attığını belirten Çelik, buna karşın Türkiye’nin hukuk devleti hâline getirilemediğini vurguladı.

Çelik, yazısını şu sözlerle tamamladı:

“Ülkeyi kanun devletinden hukuk devletine ne yazık ki terfi ettiremediğimiz gibi, üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü konusunda da sınıfta kaldık. Hukuk devleti olmak lafla değil, uygulamayla olur. Bir ülkede adalet terazisi şaşmışsa, şaşmayan şey kalmamıştır.”