İcra dosyaları 25 milyonu aşarken, konkordato başvuruları rekora koşuyor

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Çarşamba, Haziran 24 2026
Paylaş
X Post
Haziran 2023’ten bu yana kararlılıkla uygulanan ve iç talebi kısmayı hedefleyen dezenflasyon programının reel sektör ve vatandaş üzerindeki sosyo-ekonomik faturası ağırlaşıyor.
İcra dosyaları 25 milyonu aşarken, konkordato başvuruları rekora koşuyor

Ekonomim gazetesinden Hüseyin Gökçe’nin resmi verilerden derlediği haberine göre, enflasyon hedeflenen düzeyde düşürülemezken, piyasadaki likidite sıkışıklığı yargı sisteminde tam anlamıyla bir tıkanmaya yol açtı. Son üç yılda icra dairelerindeki dosya sayısı adeta patlama yaşayarak 25 milyon eşiğini geride bıraktı.

Türkiye ekonomisinde Haziran 2023 itibarıyla hayata geçirilen sıkı para politikası ve iç talebi baskılama hamleleri, makroekonomik verilerde beklenen büyük rahatlamayı henüz sağlayamadı. Programın başladığı dönemde yüzde 38,21 seviyesinde olan enflasyon, üç yıllık periyodun ardından ancak yüzde 32,61’e çekilebildi. Enflasyondaki bu sınırlı gerilemeye karşılık, mikro düzeyde reel sektör ve vatandaşın borç sarmalı dramatik bir boyuta ulaştı. Hüseyin Gökçe'nin ulaştığı adli ve finansal veriler, piyasadaki çarkların dönmekte ne denli zorlandığını açıkça kanıtlıyor.


Adliyelerde İcra Yükü Taşıyamaz Boyutta

Adalet Bakanlığı verilerine göre, Haziran 2023’ten bu yana geçen 3 yıllık dönemde icra ve iflas dosya sayısı 21 milyon 683 binden 25 milyon 134 bin 364’e yükseldi. Bu veri, ekonomi yönetiminin sıkılaşma politikalarına başladığı günden bu yana icra dairelerine net 3 milyon 450 bin 758 yeni dosyanın eklendiğini gösteriyor.

Daha da çarpıcı olanı, bu artış eğiliminin 2026 yılında çok daha agresif bir ivme kazanmış olmasıdır. Sadece bu yılın başından haziran ayının ilk haftasına kadar geçen yaklaşık 5 aylık sürede, dosya sayısı 1 milyon 55 bin adet arttı. İcra dairelerine ayda ortalama 200 bine yakın yeni dosyanın gelmesi, hem bireysel borçluluğun hem de ticari alacak uyuşmazlıklarının kontrol edilemez bir aşamaya geldiğine işaret ediyor.

Şirketlerin Can Simidi: Konkordato Patlaması

Yüksek faiz ortamı ve bankaların kredi musluklarını büyük ölçüde kısması, nakit akışı bozulan şirketleri adli mekanizmalara sığınmaya zorladı. Hüseyin Gökçe'nin aktardığı verilere göre, program dönemi boyunca (2023 - Mayıs 2026) toplam 5 bin 861 firma hakkında mahkemeler tarafından geçici mühlet kararı verildi. 2023 yılında 519 olan konkordato kararı, 2024’te 1.723’e, 2025’te ise adeta zirve yaparak 2.817’ye ulaştı. 2026 yılının sadece ilk 5 ayında ise 802 firma daha bu koruma şemsiyesinin altına girdi. Bu 5 aylık veri dahi, pandeminin yaşandığı dönemler de dahil olmak üzere geçmiş yılların yıllık toplamlarını geride bırakıyor.


Finansal Tıkanma: Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler

Piyasadaki likidite kuraklığı, ticaretin en temel enstrümanları olan çek ve senetlerin de arkasının yazılmasına neden oluyor. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine dayandırılan habere göre, 2023 yılında 146 bin 869 olan karşılıksız çek sayısı, 2024'te 273 bin 637'ye, 2025 yılında ise 311 bin 17’ye fırladı. İçinde bulunduğumuz 2026 yılının ilk 4 ayında ise şimdiden 103 bin 955 çekin karşılıksız çıktığı kayıtlara geçti.

Benzer bir bozulma senet ödemelerinde de gözleniyor. 2018 yılında 218 bin seviyelerinde olan protestolu senet sayısı, piyasa daralmasının had safhaya ulaştığı 2025 yılında 301 bin 447'ye tırmandı. 2026'nın ilk çeyreğinde (Ocak-Mart) protesto edilen senet sayısı ise şimdiden 77 bin 634’ü bulmuş durumda.

Sonuç: Politika ve Sahadaki Gerçekler Arasındaki Makas

Ekonomim gazetesinin bu kapsamlı haberi, enflasyonla mücadele amacıyla yürütülen makroekonomik politikaların, reel sektörün mikro dengelerinde yarattığı hasarı çarpıcı bir biçimde belgeliyor. Finansmana erişimin imkansızlaştığı, iç talebin bıçak gibi kesildiği bu süreçte, icra müdürlükleri ve ticaret mahkemeleri adeta ekonominin yeni merkez üssü haline gelmiş durumda. Uzmanlar, büyüme ve istihdam kaybı pahasına sürdürülen bu sıkılaşmanın, piyasadaki ödeme zincirini tamamen koparmaması adına seçici destek adımlarının atılmasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.