İki kıtada kucaklayıcı iki ana

Okuma Süresi 12 dkYayınlanma Cuma, Temmuz 31 2026
Paylaş
X Post
İki kıtada kucaklayıcı iki ana

Rahmetli annem, Türkiye’de, Afyon ilinin, Sandıklı kazasının Ürküt köyünde doğdu, büyüdü ve bu köyde vefat edip, yine köyün mezarlığına defnedildi. Allah rahmet eylesin. Hiç okula gitme fırsatı bulamadığı için okuma ve yazması yoktu. Ama Kur’an-ı Kerim okumasını çok iyi öğrenmişti, onu düzenli okurdu. Okuduğu bu Kur’an-ı Kerim şu anda benim kütüphanemde.


Okuma yazmasının olmadığına bazen hayıflanır ve; “Allah da beni insan olarak yaratmış.” derdi. Ben de ona; “Evet, sen bir insan değilsin, meleksin” derdim, o da buna güler ve memnun olurdu. Bir evlat olarak gerek ondan gerekse rahmetli babamdan yol, yordam, adap, erkan, ahlak, insani davranış ve insani yaklaşımlar öğrendim. Daha sonraki zaman dilimlerinde de yine değişik konuları kendileriyle istişare ettim ve bu istişarelerden de çok yararlandım. Öyle tahmin ediyorum ki benim gibi birçok insan, eğitim seviyeleri ne olursa olsun anne babalarından çok şeyler öğrenmişlerdir.


Niçin böyle bir giriş yaptım?

Birkaç gün önce, daha önce de her Norveç’e gittiğimde kendisini ziyaret edip elini öptüğüm, o da benim annem gibi bir anne olan Hanife Süslü teyzenin vefatını öğrendim. Allah rahmet eylesin. Allah, çocuklarına, torunlarına, akrabalarına ve tanıdıklarına da sabırlar versin. Kendisini ve ailesini senelerden beri tanırım. Eşi rahmetli hacı Abdullah Süslü abimiz, göçmen olarak Norveç’e ilk gidenlerden. Hatta o ilk gittiği senelerde Fethullah Gülen Hocaefendi’yi Türkiye’de ziyaret ettiğinde; “Ben tek başıma Norveç’te ne yapacağım, ülkenin dilini de bilmiyorum“ diye sorar. Hocaefendi de ona; “Dağlar dahil, Norveç’in gidebildiğin her yerine git, her yerde ezan oku” demiş. 

O da söyleneni yapmış. Aradan yıllar geçmiş. Türkiye’den insanlar Norveç’e gelmeye, Norveç’te yerleşmeye başlamış. Özellikle Türkiye’deki son olaylardan sonra, daha çok insan gelmiş ve bunlar Norveç’in her yerine gitmişler. Geçenlerde gittiğimde arkadaşlar bana, “Abdullah amcanın ezan okuduğu dağların hemen her yerindeki yerleşim merkezlerinde, şu anda Türkiye’den gelen insanlarımız var, Abdullah amcanın duası kabul edildi” demişlerdi.


Abdullah amcamızın arkasından Türkiye’den gelen Hanife teyze de bu şekilde Türkiye’den gelen hemen her misafiri Norveç’te evinde ağırlamış, onlara yemekler yedirmiş.


Evine gelen herkes de onu aynen kendi anneleri gibi kabul etmiş ve her vesileyle onun elini öpmeye ziyarete gelmişler. Nitekim ben de Norveç’e hemen her gittiğimde hacı teyzeyi ziyaret eder, ellerinden öperdim. Her seferinde de ısrarla bize yemek yedirirdi. En son görüşmem de yaklaşık  tam iki yıl önceydi. Yanımda da yabancı akademisyen bir misafirimiz vardı, onunla evine gitmiştik. Kızı ve gelinleri ile birlikte bize çok güzel bir sofra hazırlamıştı.


Bir ara kulağıma eğilip; “Benim namaz kıldığım bir halı seccade var, bu misafire hediye etsem kabul eder mi acaba?“ diye sordu, ben de; “Misafirimiz için çok güzel bir hatıra olur” demiştim. O da halıyı misafirimize hediye etmişti. Misafirimiz de çok duygulanıp memnun olmuştu ve teşekkürünü dile getirmişti.

Ailenin bütün fertlerini bir şemsiye altında toplar gibi düzenli kendi evinde toplar, onlarla her vesileyle beraber olurdu. Hemen her gün de yerli ve yabancı misafirlerini ağırlardı. Hakikaten bu insanlar, bu güzel yönleriyle gerçekten prototip bir insan örneği sergiliyorlar. Aynı zamanda da bizlere hal diliyle nasihat ediyorlar; “Sizler de böyle hemen kesimden, her insanı evlerinizde misafir edin, onlara ikramlarda bulunun, hediyeler verin” şeklindeki duygularını söylemleriyle değil de eylemleriyle belirtiyorlar.


Ben şahsen bu şekildeki insani davranışları ve yaklaşımları çok mükemmel insanlardan, yaşları, başları, ülkeleri ne olursa olsun, çok şeyler öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Hanife teyzeden sonra da çocukları herhalde bu çizgiyi aynen devam ettirirler, ettirmelidirler de. Çünkü onun evi herkesin nefes aldığı bir yerdi, öyle olmaya da devam etmeli. 


Benzeri bir durum da 1970’li yıllarda İzmir’de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenciliğimizden beri tanıdığımız Hacı Selver Türk teyzemizle ve Hacı Mustafa Türk abimizle ilgili.


Kendileri Manisa şehrinin, Turgutlu kazasının Akçapınar köyünden idiler. Köyde çiftçilik yaparken bir şekilde Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışmışlar, daha sonra da köyden başkalarıyla birlikte onun Manisa ve İzmir’deki camilerde verdiği vaazları dinlemeye düzenli olarak gitmiş insanlardı.


Fethullah Gülen Hocaefendi, İzmir şehrinin Bornova kazasında camide vaaz ve sohbet etmeye başlayınca, Bornova’dan bir ev satın aldılar ve köyden oraya taşındılar, köydeki işleri için de düzenli yine köye gidiyorlardı. Buraya taşınmalarının sebebi de, hem Hocaefendi’ye daha yakın olmak, hem de Türkiye’nin değişik yerlerinden Hocaefendi’yi dinlemeye gelen insanları evlerinde misafir etmek, onlara yemek yedirmek içindi. 

Biz de hem talebeliğimiz, hem de asistanlığımız zamanında bu eve çok geldik. Farklı şehirlerden özellikle Hocaefendi’yi cuma günlerinde dinlemeye gelen insanlar, cuma namazından sonra onların Bornova‘daki evine gelirler, Hocaefendi ile birlikte yemek yiyip, tanışıp, sohbet ederlerdi. Ben şahsen o yıllarda onlara gıpta ile bakardım. Nasıl bir düşünce ki, insanlar, köyden sadece misafir ağırlamak, Hocaefendi’yi daha yakından görmek için onun vaaz ettiği semtten ev satın alıp oraya taşınırlar diye hem şaşırırdım hem de onları takdir ederdim.


Akçapınar köyünde kaldıkları zaman diliminde de, köyleri hemen İzmir’e giden ana yolun kenarında olduğu için, oradan geçen herkes onlara uğrar ve evlerinde yemek yerdi, çay içerdi, onlarla sohbet ederdi. Nitekim biz de bu köydeki evde çok misafir olduk. Hacı Selver teyze ve Hacı Mustafa abi, bu güzel ve değerli hatıralarını, arkadaşların organize etmesiyle YouTube kanalında izleyenlerle paylaştılar. (
)

Asya’daki Hacı Selver teyze ve eşi Hacı Mustafa abimiz, işte yukarıdaki ayrı bir kıtada yani Avrupa’da, Norveç’teki Hanife teyze ile birbirlerinden farklı kıtalarda yaşamışlardır.


Hanife Süslü teyzenin birkaç gün önce vefatını öğrendiğimde, onun adeta kopyası Hacı Selver Teyze aklıma geldi. Birçok yönden sanki birbirlerinin izdüşümleri ikizler gibi, o yaşlarda ve başlarda hemen hemen aynı davranışları sergilemişler, insanları evlerinde misafir etmişler, onlara yemek yedirmişler, aynı zamanda da bu gelen misafirlerine çok mükemmel örnek olmuşlardır. O günün dili ve imkanları çerçevesinde bu mükemmel davranışları göstermişlerdir.


Onlar, bugün bizim yaşlarımızda olsalar ve yine farklı kıtalarda bulunsalar, öyle tahmin ediyorum ki bugünün diliyle, bugünün anlayışıyla ne yapılması gerekiyorsa yine Allah’ın rızasını kazanma endeksli, Allah’ın onlara verdiği imkân ve aklı yine onun yolunda kullanarak benzeri şeyleri yaparlardı.

Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, artık dünyanın hemen her yerinde, her yaştan genç, orta, yaşlı, ileri yaşlı kadın ve erkekler, yaşanılan bu misallerin güzel izdüşümlerini, günün şart ve anlayışı içinde, kimseyi kırmadan nezaketle devam ettirmeye gayret ediyorlar.

Herhalde biz de bugün, onların yaptığı bu güzel örneklerden hareketle, bugünün diliyle, bugünün anlayışıyla, zamanın ve mekanın da dilini kullanarak Allah’ın bize verdiği akıl başta olmak üzere, her türlü imkânı bu yolda seferber etmeliyiz. Dili, dini, ülkesi, farklı her türlü insanlarla beraber olabilme, karşılıklı birbirimizin tecrübelerinden istifade edebilme, böylece bu dairenin daha da genişlemesi ile dünyanın her yerinde farklı kültürlere sahip olsalar da insanların barış içinde yaşayabileceği ve geleceğin nesillerine de sulh adacıklarından oluşmuş bir dünyayı miras bırakmayı hedeflemeli değil miyiz?

Ne dersiniz?