İnsanlar Kardeşliği Beyannamesi Neden Önemli

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Çarşamba, Şubat 18 2026
Paylaş
X Post


2019 yılında Papa Franciscus ile El-Ezher İmamı Ahmed el-Tayeb tarafından Abu Dabi‘de imzalanan ve literatürde İnsan Kardeşliği Beyannamesi (Human Fraternity For World Peace And Living Together) olarak anılan metin, çağdaş dünyada din–şiddet ilişkisine dair yürütülen tartışmalara olumlu anlamda müdahale niteliği taşımaktadır. Beyanname, dinlerin özünde barış, merhamet ve insan onurunu esas aldığı; şiddetin ise dinî öğretilerin araçsallaştırılması ve siyasallaştırılması sonucu ortaya çıktığı tezini açık biçimde ortaya koyar. Bu yönüyle metin, yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal ve sosyolojik bir anlam taşımaktadır.

 

Bu bağlamda 4 Şubat, BM tarafından Uluslararası İnsan Kardeşliği Günü ilan edilmiştir.

Dünyanın önde gelen iki dininin önde gelen temsilcileri aracılığıyla yayınlanan deklarasyon, inananlar ve inanmayan arasında birbirlerini anlama, birbirleriyle işbirliği yapma ve kardeşler olarak yaşama konusunda uzlaşma, kardeşlik çağrısını yapar. Ayrıca çoğulculuğun ve dinlerin çeşitliliğine önem verir.

Deklarasyon diyalogu, anlayışı ve bir hoşgörü kültürünün yaygın bir şekilde tanıtılmasını, başkalarının kabulünü ve barışçıl bir şekilde birlikte yaşamayı, büyük ölçüde ağır olan birçok ekonomik, sosyal, politik ve çevresel sorunların azaltılmasına katkıda bulunacak ilkeler olarak vurgulamaktadır. İnsanlık, finanse edilen terör hareketlerini desteklemeyi, silah ve stratejinin vizyonunu ve medyada zehirli dili kullanırken bile bu hareketleri haklı çıkarmaktadır. Dünya barışını tehdit eden uluslararası suçları tanımlamak adına da önemli bir bildirgedir.

Bu metni yalnızca diplomatik bir jest olarak görmek eksik olur. Çünkü deklarasyonun özü, kimliklerin çatışma değil zenginlik olduğu fikrine dayanıyor. Tam da burada Amin Maalouf’un yıllar önce yaptığı uyarı yankılanır. Maalouf, modern insanın “öldürücü kimlikler” tuzağına düşürüldüğünü söyler. İnsan tek bir kimliğe indirgenir; din, mezhep ya da etnisite üzerinden dar bir aidiyete sıkıştırılır. O daraltılmış kimlik, bir süre sonra savunma refleksi üretir ve savunma kolayca saldırıya dönüşür.

Abu Dabi’de ortaya konan vizyon, işte bu tuzağı kırmaya yöneliktir. İnsan, tek boyutlu bir varlık değildir. Hem Müslüman hem Avrupalı, hem Arap hem Hristiyan, hem dindar hem demokrat olabilir. Çatışma, bu çoğulluğu kabul etmemekten doğar. Barış ise kimlikleri yarıştırmak yerine buluşturmakla mümkündür.

Burada bir başka önemli düşünce mirası devreye giriyor: Fethullah Gülen Hocaefendi’nin diyalog ve şefkat mesleği yaklaşımı. Gülen düşüncesinde din, kamplaşmanın değil farklı inanç ve kültürlerle köprüler kurmanın aracıdır. Farklı inanç ve kültür mensuplarıyla diyalog kurmak, birbirini anlamaya çalışmak, karşılıklı saygı çerçevesinde insanlık için ortak çözümler üretmek taviz değil; inancın ve insan olmanın gereğidir. Çünkü kalıcı barış, önce zihinlerde ve kalplerde inşa edilir.

İnsanlar Kardeşliği Deklarasyonu da benzer bir noktaya işaret eder: Şiddet, dinin özünden değil; dinin siyasallaştırılmasından ve çıkar için istismar edilmesinden doğar. Bu tespit, bugünün dünyasında son derece kritiktir. Eğer dini metinler öfkeyi besleyecek şekilde seçilerek kullanılırsa, sonuç çatışma olur. Ama aynı geleneklerin içindeki merhamet, adalet ve insan onuru vurgusu öne çıkarılırsa, sonuç dayanışma ve huzur olur.

Metinler tek başına dünyayı değiştirmez. Deklarasyon imzalandı diye savaşlar bitmez. Maalouf’un işaret ettiği kimlik krizini aşmak da, Gülen’in savunduğu diyalog ve birlikte yaşama kültürünü yerleştirmek de emek ister. Eğitim politikaları, medya dili, dini liderlerin söylemi ve siyasi irade bu vizyonu sahiplenmedikçe , en iyi metinler bile sembolik kalır.

Tarihte büyük dönüşümler önce fikir olarak doğdu. İnsan onurunu koruma fikri, köleliğin sonunu getirdi. Din ve vicdan özgürlüğü fikri, totaliter yapıları sarstı. Bugün “insan kardeşliği” fikri, Nostra Aetate ve benzeri çağrılar da aynı potansiyele sahip.

Abu Dabi’de atılan imza, Maalouf’un uyardığı kimlik kapanına karşı bir çıkış yolu; Gülen’in ömrünü adadığı insanlık kalesinin tamiri  ufkuna doğru bir davettir. Dünya barışı romantik bir hayal değil, ömür adanacak kadar ciddi bir tercih meselesidir. Kimliklerimizi silmeden, üstünlük sebebi görmeden, onları birbirine karşı silah olarak kullanmadan yaşayabiliriz.

Bildirgenin orjinali:

https://www.vatican.va/content/francesco/en/travels/2019/outside/documents/papa-francesco_20190204_documento-fratellanza-umana.html

Yazıyı dinlemek için;

https://open.spotify.com/episode/5UvUr0i30DtV69Kq3ZS3pC?si=WSTHOTK6T8GSwdG5XTEmfw