Kader Denk Noktası

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu Hizmet’in çok
kerametleri olduğunu TEVÂFUKAT’ın da kerametlerinden olduğunu söylüyor.
Sosyologlar bilgilerine ve
tecrübelerine dayanarak Rusya’daki Sovyet
sisteminin en geç on sene sonra
dağılacağını söylüyorlardı. Yani onlara göre 1980’de Sovyetler dağılması gerekiyordu.
Ama öyle olmadı. Maçlardaki uzatmaları oynar gibi dağılış, 1990’dan sonraya
kaldı. Biz Hizmet adına bu meseleye bakınca diyoruz ki:
“Eğer Sovyetler 1980’de
dağılsaydı, biz o zaman sadece İzmir çapında bir Hizmet olduğumuz için ne
Azerbaycan’a ne Türkmenistan’a, ne Kazakistan’a, ne Kırgızistan’a, ne Özbekistan’a, ne de Tacikistan’a gidip okul açamazdık. Ne maddi imkanımız, ne
de oraya gönderecek öğretmenimiz vardı. 1980
12 Eylül Darbesinden sonra, Hocaefendi’ye düşman General Hayri
Terzioğlu’nun Ege Sıkıyönetim Komutanı olmasıyla aranan teröristlerin
resimlerinin yanına zulmen sanki aranan bir terörist imiş gibi Hocaefendi’nin
de resmini koyarak sadece İzmir’in değil bütün Ege’nin şehir ve kasabalarının
duvarlarına otobüs duraklarına ve havaalanlarına asılıp teşhir edilmesini
emretti. Onun için M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Ege bölgesinde kalamayacağı
için İstanbul’a gitmek mecburiyetinde kaldı. Cebr-i lütfi olarak İzmir’i terk
etti. Ama İstanbul, Hizmet’in merkezi olunca artık İzmir’in darlığından,
İstanbul’un genişliğine kavuşmuş oldu. Çünkü bütün zengin Müslümanlar
İstanbul’da bulunuyordu. Bütün toptancılar da orada idi. Hakkari’den,
Diyarbakır’dan, Adana, Mersin vs. vilayetlerden insanlar ticaret için
İstanbul’a geliyorlardı. Hizmet
İstanbul’da model bir kolej olarak Fatih Kolejini bina olarak, öğretmeni ve
talebeleriyle pırıl pırıl hepsini hazırlamışlardı. Işık evler, yurtları ve
üniversite hazırlık dersanelerini de aynı şekilde hazırladılar. Her vilayetten
gelen insanlar yavaş yavaş bu güzelliklere şahit olacak şekilde oralara davet
edip gösterildiler, tanıttırıldılar. İnsanlar gördüklerine hayran olup kendi
vilayetlerinde de benzerlerini yapmaya çalıştılar. İzmir’de yetişmiş bizim
yaşımızdaki arkadaşlar birer birer Türkiye’nin o bölgelerine gidip, İzmir’de
yaşadıkları prototip Hizmet şeklini oralara taşıdılar.
Ege ovası gibi bütün
Anadolu da yemyeşil yeşermeye başladı; sanki her beldesinde Hızır Aleyhisselam
dolaşmış gibi… Evler, yurtlar, okullar
ve yerine göre üniversiteler açılmaya başladı. Güneydoğu’muzun fakir fakat zeki
çocukları için okuma salonları açıldı. O zeka tarlalarından çok kabiliyetli
başarılı öğrenciler yetişti. O fedâkâr çocukların bir çoğu dünyanın her
tarafındaki eğitim yuvalarına Allah rızası için koşarak gittiler.
Üstad Hazretlerinin Onuncu
Lem’a Risalesinde söylediği gibi. Bu hizmetin kerameti üçtür. Birincisi:
Cenab-ı Hak önce hizmet zeminini hazırlar ve hizmet edecekleri sevk eder.
(Entersandır. Asr-ı saadette de Hicret’te böyle bir şey yaşanmıştır. Mekke’de
sanâdid-i Kureyş denilen Utbeler, Şeybeler, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler çok
büyük engel çıkarmışlardı. Ama hicretten önce Medine’nin ileri gelenleri Buas
Savaşları ile ölüp gitmişler, ortada
gençler kalmıştı. Yani engeller ortadan kaldırılmış, hizmet edilecek zemin
hazırlanmıştı. İslâmiyet’in orada yayılması kolaylaştırılmıştı.)
Hizmet’in ikinci kerameti,
Hizmet’e düşmanlık yapanların bir şekilde Allah’ın hikmetine uygun şekilde karşılık bulması.
Üçüncüsü: Hizmet’te fütur
getirip gevşeklik yapanlara, bir şefkat tokatı ile tekrar aktif hizmet içine
dâhil edilmesidir…
Bu
üç çeşit kerametin bereketiyle öyle şeylere şahit olduk ki, hayretten kendimizi
alamadık. Orta Asya’nın idarecileri Türkiye’ye gelip Hizmet’in eğitim
gayretlerini görünce, “Gelin bizim ülkemizde de benzerlerini yapalım… Bizde
Sovyetlerden kalma kullanılmayan ve
işlemeyen bomboş binalar var. Bunları
restore edip okul haline getirelim ve buralarda eğitim hizmetleri verelim” diye
teklifte bulundular. Bizim fedakar esnafımız, her türlü cefâkârlığa katlanarak
oralara gittiler, mallarıyla canlarıyla çalışarak üzerlerine düşeni yaptılar.
Arkadan eğitime adanmış yüce ruhlu Anadolunun ihlaslı evlatları arkalarına
bakmadan oralara gittiler. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin 1900’ların başında
gördüğü rüya gibi, Ağrı Dağı müthiş bir infilakla dağlar gibi parçalarını
cihanın her tarafına fırlattığı gibi Anadolu’yu temsil eden Ağrı Dağı benzeri
bir müthiş hareketle ülkemiz dağlar parçaları gibi evlatlarını bütün dünyaya
dağıttı. Ağrı Dağı, Tevrat’ta Ararat Dağı diye isimlendirilir ama Kur’an’da
Cûdî diye geçer. Cûd, cömertlik demektir. Anadolu cömertliği dünyanın dört bir
tarafına evladları ile, malıyla, canıyla öyle bir cömertlik gösterdi ki,
çağımızda bunun bir benzerini göstermek mümkün değildir. Şu anda “Hem Allah’ın hem Peygamberine âsî görünse
de” gün gelecek tevbe-istiğfarını yapıp,
inşaallah aslî güzelliğine dönüş yapacaktır. Buna candan inanıyoruz. Ümit
ediyoruz o günler uzak değildir. Allah’ın rahmetinden bütün beklentimiz budur…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

HÜSEYİN ODABAŞI













