Kader Denk Noktası

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Mart 30 2026
Paylaş
X Post
Kader Denk Noktası


         Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu Hizmet’in çok kerametleri olduğunu TEVÂFUKAT’ın da kerametlerinden olduğunu söylüyor.

         Sosyologlar bilgilerine ve tecrübelerine dayanarak Rusya’daki Sovyet  sisteminin  en geç on sene sonra dağılacağını söylüyorlardı. Yani onlara göre 1980’de Sovyetler dağılması gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Maçlardaki uzatmaları oynar gibi dağılış, 1990’dan sonraya kaldı. Biz Hizmet adına bu meseleye bakınca diyoruz ki:

         “Eğer Sovyetler 1980’de dağılsaydı, biz o zaman sadece İzmir çapında bir Hizmet olduğumuz için ne Azerbaycan’a ne Türkmenistan’a, ne Kazakistan’a, ne Kırgızistan’a, ne  Özbekistan’a, ne de Tacikistan’a  gidip okul açamazdık. Ne maddi imkanımız, ne de oraya gönderecek öğretmenimiz vardı. 1980  12 Eylül Darbesinden sonra, Hocaefendi’ye düşman General Hayri Terzioğlu’nun Ege Sıkıyönetim Komutanı olmasıyla aranan teröristlerin resimlerinin yanına zulmen sanki aranan bir terörist imiş gibi Hocaefendi’nin de resmini koyarak sadece İzmir’in değil bütün Ege’nin şehir ve kasabalarının duvarlarına otobüs duraklarına ve havaalanlarına asılıp teşhir edilmesini emretti. Onun için M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Ege bölgesinde kalamayacağı için İstanbul’a gitmek mecburiyetinde kaldı. Cebr-i lütfi olarak İzmir’i terk etti. Ama İstanbul, Hizmet’in merkezi olunca artık İzmir’in darlığından, İstanbul’un genişliğine kavuşmuş oldu. Çünkü bütün zengin Müslümanlar İstanbul’da bulunuyordu. Bütün toptancılar da orada idi. Hakkari’den, Diyarbakır’dan, Adana, Mersin vs. vilayetlerden insanlar ticaret için İstanbul’a geliyorlardı.  Hizmet İstanbul’da model bir kolej olarak Fatih Kolejini bina olarak, öğretmeni ve talebeleriyle pırıl pırıl hepsini hazırlamışlardı. Işık evler, yurtları ve üniversite hazırlık dersanelerini de aynı şekilde hazırladılar. Her vilayetten gelen insanlar yavaş yavaş bu güzelliklere şahit olacak şekilde oralara davet edip gösterildiler, tanıttırıldılar. İnsanlar gördüklerine hayran olup kendi vilayetlerinde de benzerlerini yapmaya çalıştılar. İzmir’de yetişmiş bizim yaşımızdaki arkadaşlar birer birer Türkiye’nin o bölgelerine gidip, İzmir’de yaşadıkları prototip Hizmet şeklini oralara taşıdılar.

         Ege ovası gibi bütün Anadolu da yemyeşil yeşermeye başladı; sanki her beldesinde Hızır Aleyhisselam dolaşmış gibi…  Evler, yurtlar, okullar ve yerine göre üniversiteler açılmaya başladı. Güneydoğu’muzun fakir fakat zeki çocukları için okuma salonları açıldı. O zeka tarlalarından çok kabiliyetli başarılı öğrenciler yetişti. O fedâkâr çocukların bir çoğu dünyanın her tarafındaki eğitim yuvalarına Allah rızası için koşarak gittiler.

         Üstad Hazretlerinin Onuncu Lem’a Risalesinde söylediği gibi. Bu hizmetin kerameti üçtür. Birincisi: Cenab-ı Hak önce hizmet zeminini hazırlar ve hizmet edecekleri sevk eder. (Entersandır. Asr-ı saadette de Hicret’te böyle bir şey yaşanmıştır. Mekke’de sanâdid-i Kureyş denilen Utbeler, Şeybeler, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler çok büyük engel çıkarmışlardı. Ama hicretten önce Medine’nin ileri gelenleri Buas Savaşları ile ölüp gitmişler,  ortada gençler kalmıştı. Yani engeller ortadan kaldırılmış, hizmet edilecek zemin hazırlanmıştı. İslâmiyet’in orada yayılması kolaylaştırılmıştı.)

         Hizmet’in ikinci kerameti, Hizmet’e düşmanlık yapanların bir şekilde Allah’ın hikmetine uygun  şekilde karşılık bulması.

         Üçüncüsü: Hizmet’te fütur getirip gevşeklik yapanlara, bir şefkat tokatı ile tekrar aktif hizmet içine dâhil edilmesidir…

         Bu üç çeşit kerametin bereketiyle öyle şeylere şahit olduk ki, hayretten kendimizi alamadık. Orta Asya’nın idarecileri Türkiye’ye gelip Hizmet’in eğitim gayretlerini görünce, “Gelin bizim ülkemizde de benzerlerini yapalım… Bizde Sovyetlerden kalma kullanılmayan  ve işlemeyen bomboş binalar var.  Bunları restore edip okul haline getirelim ve buralarda eğitim hizmetleri verelim” diye teklifte bulundular. Bizim fedakar esnafımız, her türlü cefâkârlığa katlanarak oralara gittiler, mallarıyla canlarıyla çalışarak üzerlerine düşeni yaptılar. Arkadan eğitime adanmış yüce ruhlu Anadolunun ihlaslı evlatları arkalarına bakmadan oralara gittiler. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin 1900’ların başında gördüğü rüya gibi, Ağrı Dağı müthiş bir infilakla dağlar gibi parçalarını cihanın her tarafına fırlattığı gibi Anadolu’yu temsil eden Ağrı Dağı benzeri bir müthiş hareketle ülkemiz dağlar parçaları gibi evlatlarını bütün dünyaya dağıttı. Ağrı Dağı, Tevrat’ta Ararat Dağı diye isimlendirilir ama Kur’an’da Cûdî diye geçer. Cûd, cömertlik demektir. Anadolu cömertliği dünyanın dört bir tarafına evladları ile, malıyla, canıyla öyle bir cömertlik gösterdi ki, çağımızda bunun bir benzerini göstermek mümkün değildir. Şu anda “Hem  Allah’ın hem Peygamberine âsî görünse de”  gün gelecek tevbe-istiğfarını yapıp, inşaallah aslî güzelliğine dönüş yapacaktır. Buna candan inanıyoruz. Ümit ediyoruz o günler uzak değildir. Allah’ın rahmetinden bütün beklentimiz budur…