Yeniliğe açık ve kapalı toplumlar

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Pazartesi, Mart 30 2026
Paylaş
X Post
Yeniliğe açık ve kapalı toplumlar


Peygamberimiz (sav) ve ashabı, doğdukları ve akrabaları ile yaşadıkları Mekke’den on üç sene sonra yaşam şartlarının iyice ağırlaşması karşısında Medine’ye göç etmek zorunda kaldı. Fakat buna mukabil Medine’de ise öyle bir fütuhat (açılma) oldu ki göç esnasında ortalama iki yüz aileden oluşan Müslümanlar, on senenin sonunda Veda Haccı’nda yüz bin kişi rakamına ulaştılar.

Evet, Mekke'de yaşanan bu kabullenişteki zorluğun ve buna mukabil hicretten sonra ise Medine’de halklar arasında meydana gelen fütuhatın (açılma, kabullenme) sosyolojik bir izahının yapılması gerekir.

Mekke nüfusunda yaşlıların oranı fazlaydı ve de söz sahibi idiler. Çünkü Mekke’de mabet ve ticaret merkezi olan Kâbe vardı. Mekke halkı, bu ticaret ve ibadet merkezi olma zaruretiyle daha çok orta yaş ve ihtiyar sınıfının erimesine sebep olan savaşlardan korundular. Zira ticaret demek, güvenlik yani savaşlardan uzak olmak demekti. Hangi kabile olursa olsun ticaretin kalbi ve merkezi hükmündeki Mekke’de savaş etmek herkese kaybettirirdi. Bu ve benzeri sebeplerle ticarete yol güvenliğinin sağlanmış olması, Kuran’ın bildirdiğine göre Mekkelilere ayrıca Allah’ın bir lütfuydu:

    “Onları ticaret yapmak üzere kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı, başkalarıyla ısındırıp yakınlaştırdığı için...” (Kureyş Suresi, 2)

Hatta bazen Mekkeliler ticaret yol güvenliğini riske atabilir düşüncesiyle kendilerince hata veya yanlış yapan Mekke havalisindeki bazı kabilelerin eşraflarına dokunmaz, ceza vermez veya baskı kurmaktan vazgeçerlerdi. Bu mülahaza ile bir keresinde Mekke müşrikleri, Gıfar kabilesinin nadide ferdi Ebu Zer’in üzerine çullanmışlarken; “ticaret kervanlarını Gıfar’dan nasıl geçireceksiniz” hatırlatması karşısında bu mütecaviz davranışlarından hemen vazgeçtiler. Evet, Hicazın ticaret üssü olması, Mekkelilerin savaştan uzak durmasına ve haliyle de bu durum toplumun özellikle yaşlı kesiminin oran olarak çoğalmasına sebepti. 

 

Haliyle Mekke'nin putperest yaşlı ve ekabirleri doğaları gereği sosyolojik olarak İslam dininin yayılmasına kabullenilmesine mâni oldular. Çünkü kırktan, elliden sonra yaşlı sınıfı yenileşmeye, dönüşmeye kapalı olur. Yaşlı oranı yüksek olan toplumlar daha gelenekçi ve daha muhafazakârdırlar.  Fetullah Gülen Hocamın da belirttiği gibi; “kırk yaşına gelen bir insan bir mühür yer, elli yaşında bir mühür daha yer, altmış yaşında bir mühür daha yer.” Bu, yaşı ilerleyen insanların karakter ve fıtratlarının oturması, görüş ve düşünce inançlarının kalıplaşması haliyle esnekliğini kaybetmesi demektir.

Bir toplumdaki yaşlı oranının artmasını mutlak olumsuz veya mutlak doğru olarak göremeyiz. Doğru bir karaktere sahip olup Hakkın müdafi olan yaşlılar sosyolojik olarak bu tür ahlaki güzelliklerin toplum yapısında yaşanmasına vesile olurlar. Kültürümüzün ve ahlakımızın hamisidir onlar. Fakat vurdumduymaz ve sefihliğin yaygın olduğu yaşlılar o toplum için bir talihsizlik, en büyük engel ve risktir. İktidar kendi ayaklarının altından kayıp gideceğini düşünen yaşlı muktedirler, gençlerin ahlaka, fazilete ve yeniliğe açılmasına mâni de olabilirler. Bu bakımdan bazı rivayetlere göre, ahir zamanın yaşlıları emri bil maruf ve anil münkeri yapmazlar. Yani kendi üzerlerine düşen ahlakî görevleri yapmazlar. Ve haliyle de başı boş kalan o toplumun gençleri de gayet serseri ve sergerdan olurlar.

Ne zaman Mekke toplumunun Müslüman olmasının önü açıldı? Mekke’de İslam’ın önü Bedir Savaşında müşrik yaşlı önderlerin ölmesinden sonra açıldığını düşünebiliriz.  Müslümanlarla Mekke toplumu arasında en büyük engel onların yaşlı önderleriydi. Bu duruma Kuran-ı Kerim çok muhtelif ayetlerinde vurgu yapar:

Hayır hayır! Onların dedikleri şundan ibarettir: “Biz babalarımızı bir inanç üzerinde bulduk, elbette biz onların izlerinden giderek doğru yolu buluruz.” (Zuhruf, 22)

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Peki ama ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyorsa! (Lokman, 21)

“Sen” dediler, “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çeviresin de bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye mi aramıza geldin? Biz ikinize de inanacak değiliz!”(Yunus, 78)

Peygamberlerimizin (sav) ve peygamberlerin Hakka davetini reddeden toplumun muktedir yaşlı sınıfından Kur'an-ı Kerim “mele” olarak bahseder. Savaş veya mucizevi tabi afetler dışında bu sınıfı aşmak, yumuşatmak delip geçmek kolay kolay mümkün olmamıştır. Toplumun Hakla irtibatını bir duvar gibi engelleyen bu sınıfın etkisiz hale gelmesi için Hz. Musa ellerini Rabbine açtı ve onların tabi afetlerle güçlerini kaybetmeleri ve perişan olmaları dileğinde bulundu. Peygamberimiz (sav) ise Bedir’de bu “mele” sınıfını çarpışmak, savaş etmek ve kılıçtan geçirmek zorunda kaldı.

Medine’de ise Evs ve Hazreç kabileleri arasında 100 yıl süren Buas gibi harplerden dolayı yaşlı sınıfı zaten kılıçtan geçmişti. İslam'ın önünde tutuculuk yapacak, atalarının dinini büyük bir taassupla savunacak sınıf nerdeyse eriyip kayboldu. Ve bu nedenle Medineli gençlerin İslam’ı kabul etmesi de zor olmadı. 

Fakat yakın tarihimiz için aynı yorumu yapamıyoruz. Yaşlı elit sınıfın Osmanlının son dönemindeki savaşlarda eriyip yok olması bizi Batı medeniyetinin sefahatine açık hale getirdi. Özellikle Çanakkale savaşlarında Türk-İslam ahlak ve kültürünü geleceğe taşıyacak bilge, aydın, yaşlı münevver ne varsa çoğunu kaybettik. Bu savaşlarda ne kadar elit, yaşlı- bilge kimseler varsa tırpanla biçilir gibi şehit olduklarından yeni Türkiye devletinin Bediüzzaman'ın tabiri ile “menhus Avrupa’nın” düsturlarına dayanan inkılapların genç nüfusa çabuk sirayet etti, toplumda karşılık buldu.

Bu bakımdan bir toplumda yaşlı oranının yüksek olması her zaman iyidir veya her zaman kötüdür diyemeyiz. Fakat yaşlı oranının yüksekliği sosyolojik olarak o toplumun değişmesine, başkalaşmasına manidir. Eğer toplumun ahlak fazilet ve kalitesi yüksekse böyle bir toplumun yaşlı-bilgeleri tarafından muhafazası elbette iyidir, elzemdir.  Eğer yaşlı oranı yüksek bir toplumda maddi ve manevi sefalet yaşanıyorsa bu sosyolojik durum, sefaletin devamı anlamına gelir.

En ideal toplum o zaman nasıl olmalı? Gençlere bünyesinde yer veren ve hayra, iyiliğe ve terakkiye açık ihtiyar-bilgelerden oluşan toplum en ideal toplumdur. Sağlıklı bir toplumun gençleri değişen dönüşen dünya şartlarına uyum sağlamayı, yaşlı-bilgeleri de maziden ve tarihten gelen gelenek ve kültürümüzü muhafazayı temin etmelidir.