Yeniliğe açık ve kapalı toplumlar

Peygamberimiz (sav) ve ashabı, doğdukları ve akrabaları ile yaşadıkları
Mekke’den on üç sene sonra yaşam şartlarının iyice ağırlaşması karşısında
Medine’ye göç etmek zorunda kaldı. Fakat buna mukabil Medine’de ise öyle bir
fütuhat (açılma) oldu ki göç esnasında ortalama iki yüz aileden oluşan
Müslümanlar, on senenin sonunda Veda Haccı’nda yüz bin kişi rakamına ulaştılar.
Evet, Mekke'de yaşanan bu kabullenişteki
zorluğun ve buna mukabil hicretten sonra ise Medine’de halklar arasında meydana
gelen fütuhatın (açılma, kabullenme) sosyolojik bir izahının yapılması gerekir.
Mekke nüfusunda yaşlıların oranı fazlaydı ve de söz sahibi idiler. Çünkü
Mekke’de mabet ve ticaret merkezi olan Kâbe vardı. Mekke halkı, bu
ticaret ve ibadet merkezi olma zaruretiyle daha çok orta yaş ve ihtiyar
sınıfının erimesine sebep olan savaşlardan korundular. Zira ticaret demek,
güvenlik yani savaşlardan uzak olmak demekti. Hangi kabile olursa olsun
ticaretin kalbi ve merkezi hükmündeki Mekke’de savaş etmek herkese
kaybettirirdi. Bu ve benzeri sebeplerle ticarete yol güvenliğinin sağlanmış
olması, Kuran’ın bildirdiğine göre Mekkelilere ayrıca Allah’ın bir lütfuydu:
“Onları ticaret
yapmak üzere kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı, başkalarıyla ısındırıp
yakınlaştırdığı için...” (Kureyş Suresi, 2)
Hatta bazen Mekkeliler ticaret yol güvenliğini riske atabilir
düşüncesiyle kendilerince hata veya yanlış yapan Mekke havalisindeki bazı
kabilelerin eşraflarına dokunmaz, ceza vermez veya baskı kurmaktan
vazgeçerlerdi. Bu mülahaza ile bir keresinde Mekke müşrikleri, Gıfar
kabilesinin nadide ferdi Ebu Zer’in üzerine çullanmışlarken; “ticaret
kervanlarını Gıfar’dan nasıl geçireceksiniz” hatırlatması karşısında bu
mütecaviz davranışlarından hemen vazgeçtiler. Evet, Hicazın ticaret üssü
olması, Mekkelilerin savaştan uzak durmasına ve haliyle de bu durum toplumun
özellikle yaşlı kesiminin oran olarak çoğalmasına sebepti.
Haliyle Mekke'nin putperest yaşlı ve ekabirleri doğaları gereği
sosyolojik olarak İslam dininin yayılmasına kabullenilmesine mâni oldular.
Çünkü kırktan, elliden sonra yaşlı sınıfı yenileşmeye, dönüşmeye kapalı olur.
Yaşlı oranı yüksek olan toplumlar daha gelenekçi ve daha muhafazakârdırlar. Fetullah Gülen Hocamın da belirttiği gibi;
“kırk yaşına gelen bir insan bir mühür yer, elli yaşında bir mühür daha yer,
altmış yaşında bir mühür daha yer.” Bu, yaşı ilerleyen insanların karakter
ve fıtratlarının oturması, görüş ve düşünce inançlarının kalıplaşması haliyle
esnekliğini kaybetmesi demektir.
Bir toplumdaki yaşlı oranının artmasını mutlak olumsuz veya mutlak doğru
olarak göremeyiz. Doğru bir karaktere sahip olup Hakkın müdafi olan yaşlılar
sosyolojik olarak bu tür ahlaki güzelliklerin toplum yapısında yaşanmasına
vesile olurlar. Kültürümüzün ve ahlakımızın hamisidir onlar. Fakat vurdumduymaz
ve sefihliğin yaygın olduğu yaşlılar o toplum için bir talihsizlik, en büyük
engel ve risktir. İktidar kendi ayaklarının altından kayıp gideceğini
düşünen yaşlı muktedirler, gençlerin ahlaka, fazilete ve yeniliğe açılmasına
mâni de olabilirler. Bu bakımdan bazı rivayetlere göre, ahir zamanın yaşlıları
emri bil maruf ve anil münkeri yapmazlar. Yani kendi üzerlerine düşen ahlakî
görevleri yapmazlar. Ve haliyle de başı boş kalan o toplumun gençleri de gayet
serseri ve sergerdan olurlar.
Ne zaman Mekke toplumunun Müslüman olmasının önü açıldı? Mekke’de
İslam’ın önü Bedir Savaşında müşrik yaşlı önderlerin ölmesinden sonra
açıldığını düşünebiliriz. Müslümanlarla
Mekke toplumu arasında en büyük engel onların yaşlı önderleriydi. Bu duruma
Kuran-ı Kerim çok muhtelif ayetlerinde vurgu yapar:
“Hayır hayır! Onların dedikleri şundan ibarettir: “Biz
babalarımızı bir inanç üzerinde bulduk, elbette biz onların izlerinden
giderek doğru yolu buluruz.” (Zuhruf, 22)
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun”
denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler.
Peki ama ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyorsa! (Lokman, 21)
“Sen” dediler, “Bizi atalarımızı üzerinde
bulduğumuz yoldan çeviresin de bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye
mi aramıza geldin? Biz ikinize de inanacak değiliz!”(Yunus, 78)
Peygamberlerimizin (sav) ve peygamberlerin Hakka
davetini reddeden toplumun muktedir yaşlı sınıfından Kur'an-ı Kerim “mele”
olarak bahseder. Savaş
veya mucizevi tabi afetler dışında bu sınıfı aşmak, yumuşatmak delip geçmek
kolay kolay mümkün olmamıştır. Toplumun Hakla irtibatını bir duvar gibi
engelleyen bu sınıfın etkisiz hale gelmesi için Hz. Musa ellerini Rabbine açtı
ve onların tabi afetlerle güçlerini kaybetmeleri ve perişan olmaları dileğinde
bulundu. Peygamberimiz (sav) ise Bedir’de bu “mele” sınıfını çarpışmak,
savaş etmek ve kılıçtan geçirmek zorunda kaldı.
Medine’de ise Evs ve Hazreç kabileleri arasında 100 yıl süren Buas
gibi harplerden dolayı yaşlı sınıfı zaten kılıçtan geçmişti. İslam'ın önünde
tutuculuk yapacak, atalarının dinini büyük bir taassupla savunacak sınıf
nerdeyse eriyip kayboldu. Ve bu nedenle Medineli gençlerin İslam’ı kabul etmesi
de zor olmadı.
Fakat yakın tarihimiz için aynı yorumu yapamıyoruz. Yaşlı elit sınıfın
Osmanlının son dönemindeki savaşlarda eriyip yok olması bizi Batı medeniyetinin
sefahatine açık hale getirdi. Özellikle Çanakkale savaşlarında Türk-İslam ahlak
ve kültürünü geleceğe taşıyacak bilge, aydın, yaşlı münevver ne varsa çoğunu
kaybettik. Bu savaşlarda ne kadar elit, yaşlı- bilge kimseler varsa tırpanla
biçilir gibi şehit olduklarından yeni Türkiye devletinin Bediüzzaman'ın tabiri
ile “menhus Avrupa’nın” düsturlarına dayanan inkılapların genç nüfusa çabuk
sirayet etti, toplumda karşılık buldu.
Bu bakımdan bir toplumda yaşlı oranının yüksek olması her zaman iyidir
veya her zaman kötüdür diyemeyiz. Fakat yaşlı oranının yüksekliği sosyolojik
olarak o toplumun değişmesine, başkalaşmasına manidir. Eğer toplumun ahlak
fazilet ve kalitesi yüksekse böyle bir toplumun yaşlı-bilgeleri tarafından
muhafazası elbette iyidir, elzemdir.
Eğer yaşlı oranı yüksek bir toplumda maddi ve manevi sefalet yaşanıyorsa
bu sosyolojik durum, sefaletin devamı anlamına gelir.
En ideal toplum o zaman nasıl olmalı? Gençlere bünyesinde yer veren
ve hayra, iyiliğe ve terakkiye açık ihtiyar-bilgelerden oluşan toplum en ideal
toplumdur. Sağlıklı bir toplumun gençleri değişen dönüşen dünya şartlarına
uyum sağlamayı, yaşlı-bilgeleri de maziden ve tarihten gelen gelenek ve
kültürümüzü muhafazayı temin etmelidir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

HÜSEYİN ODABAŞI













