Kokusu hoş tadı güzel

“Ebu Musa el-Eş’arî (R.A.)’dan: ‘Resulullah şöyle buyurmuştur: ‘Kur’an okuyan müminin misâli Turunçgillerden portakala benzer ki, kokusu hoştur, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mümin misali; hurma gibidir ki, kokusu yoktur ama tadı lezizdir. Kur’an okuyan münafığın misali; kokusu hoş fakat tadı acı olan fesleğen gibidir. Kur’an okumayan münafığın misali ise, kokusu olmayan ve tadı da acı mı acı olan Ebu Cehil karpuzu gibidir.’
“Bütün olup bitenler karşısında en büyük sorumlu kim biliyor musun? Bu kadar denaat ve şenaat işlenirken sükut edip susan, SATILMIŞ ENTELEKTÜELLER ve SÜRÜ HALİNE GELMİŞ HALK YIĞINLARIDIR. Halkın bu kadar zulüm karşısında vurdumduymazlığı ve körü körüne bunlara taraftarlığı, Hak katında mazur görülmez. Bunun mutlaka bir cezası, bir te’dibi olur. Zâlime bir nokta kadar olsun temâyülde bulunan bir mümini; Allah, kimi zaman şefkati ile, kimi zaman da gazabı ile te’dip edip cezalandırır. Korkunç bir tahribat oldu, hukuk sisteminin altı üstüne getirildi, kılcallara varıncaya kadar devletin temel dinamikleriyle oynandı, devleti bir ÇADIR DEVLETİ haline getirdiler, ne yazık ki, koskoca bir ülke göz göre göre eli kanlı teröristlerin eline emanet edildi. Deprem esnasında, depremin hâsıl ettiği tahribatı görmek mümkün olmayabilir, ama hayat normale dönünce ne büyük yıkımlar olmuş, işte o zaman farkına varılır. Ama o zaman da artık iş işten geçmiş olur.
“Balığı denizde yüzdürdüğü gibi Cenab-ı Hak bizleri de nimet denizinde yüzdürdüğü halde, hâlâ nankörlükte devam edebilir miyiz?” (Rahman Suresinde defalarca ‘Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?’ buyurmuyor mu? S. Senih)
“Hz. Nuh Aleyhisselam sıkıştığı zaman Rabbine, ‘Rabbim ben mağlup olup yenildim, ne olur bana yardım edip zafer ver!..’ diye dua dua yalvarıyordu: ‘Rabbi innî mağlûb! Rabbi innî mağlub! Fentesir!’ Şimdi biz de ‘Rabbenâ innâ mağlubun! Fentesir yâ erhamürrâhimîn!’ diyelim.
“Râbiatü’l-Adeviyye, ‘Ne helva (menan), ne selvâ (bıldırcın eti)!.. İllâ Rü’yet-i mevta! Rüyet-i Mevlâ (Allah’ın cemâlini görme) dermiş.
Ne dünyanın şu tadı, şu lezzet, ne başka bir şey! Ne Cennet, ne hûri ne gılman! Ne köşk be villâ Ne de Cennette şeker-şerbet akan ırmaklar! İllâ Rüyet-i Mevlâ! İllâ Rüyet-i Mevlâ! İşte iştiyak bu! Zirvede gerçek kulluk bu!
“Emin olmak lâzım, mümin olmak lâzım, ama insan; tavır ve davranışları akıbetinden edip eylediği şeylerden emin olmamak. Âkıbetinden endişe etmeyenin akıbetinden endişe edilir. Gerçekten öyle olma, onun cehdi gayreti içinde bulunma başkadır. Kendini gerçek bir emniyet zemini içinde, emniyet yolunda görmek daha başkadır. Hz. Ebu Bekir Ömer, Osman ve Ali endişe ediyor. Hz. Âişe annem bir nur-hanede dünyaya geliyor. Daha henüz kendini idrâk etmeden… Eder etmez de Nur Dairesi Nur Helezonu ve Nur Hâlesi içinde kendini buluyor. Sabah akşam vahiy sağanağı ile arınıyor. Göklerin yere indiği bir saadet hücresinde hayatını geçiriyor. Fakat o kadar endişeli ki, Vâlidemiz bir keresinde ‘Yâ Resulullah! Ehlinizi (yani beni) âhirette hatırla mısınız?’ diyor. Efendimiz (S.A.S.) ‘Üç yerde hatırlayamam yâ Âişe!’ diyor. Peki, biz neden endişe duymuyoruz?!..
“Emniyetin (sanki kurtuluş garantisi gibi güven içinde olmanın tehlikesi) hüküm fermâ olduğu, insanların kendinden çok emin olduğu, doğru yolda zannettikleri, vehim ve kuruntularla takılıp gittikleri bir dönemde yaşıyoruz. Virüs gibi o bize de bulaşıyor, hepinize, hepimize bulaşıyor. Bir yönüyle hiç yarını düşünmüyoruz, bugünün kulları gibi yaşıyoruz, bugünün kulları, Tevbe Suresinin sonunda: ‘Velev kerihe’l-müşrikîn’ deniyor. Burada müşrikler; Allah’a eş-ortak koşanlar, dünyaya tapanlar, servete tapanlar, şana ve şöhrete tapanlar, bir yönüyle bozgunculuğa girenler, çizgi değiştirenler, bütün bunlar Allah’ı bırakmışlar, Allah korusun, farklı şeylere taptıklarından dolayı, gerçek tevhidden fersah fersah uzaklaşmışlar demektir. Ve hepsi belli nisbetlerde şirk içine girmiş demektir.
“Çağımızda Hizmet’e karşı küfrün yaptırtamadığını, bazılarına yaptırtan da o, haset denen marazdır. Şeytanın esasen kullandığı argümanlardan, enstrümanlardan birisidir HASET. Onunl felç ediyor duyguları, düşünceleri ve HASET edenler; kâfirin yapmadığını yapıyorlar.
(H.E’nin özel sohbetlerinden notlardan)






