Sevda Güven: 'Önce eşimi öldürdüler, sonra beni de susturmak istediler'

Okuma Süresi 14 dkYayınlanma Çarşamba, Temmuz 1 2026
Paylaş
X Post
KHK ile ihraç edilen emniyet müdürü Zeki Güven’in Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde hayatını kaybetmesinin üzerinden sekiz yıl geçti. Resen başlatılan soruşturma takipsizlikle sonuçlanırken, Anayasa Mahkemesi de ölümde hak ihlali olmadığına karar verdi. Ancak dosyada hâlâ yanıt bekleyen birçok soru bulunuyor.
Sevda Güven: 'Önce eşimi öldürdüler, sonra beni de susturmak istediler'

1 Temmuz 2018’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği açıklanan Güven’in, ölümünden iki gün önce iki polis tarafından hücresinden çıkarıldığı tanık ifadelerine yansıdı. Kardeşinin gönderdiği mektubun ise ölümünden bir gün önce, “Cezaevinde böyle biri yok” denilerek aileye iade edilmesi şüpheleri artırdı.

Eşinin ölümünün aydınlatılmasını isteyen eski hâkim Sevda Güven, Zeki Güven’in öldürüldüğüne inandığını belirterek, ölümün ardından avukatına yazdığı mektuptan kısa süre sonra kaldığı cezaevinin avlusunda bir mermi bulunduğunu, bunun kendisine yönelik bir gözdağı olduğunu düşündüğünü söyledi.


ESKİ HAKİM SEVDA GÜVEN, EŞİ ZEKİ GÜVEN'İN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜNÜN PEŞİNİ BIRAKMIYOR

Altı ay tutuklu kalan Sevda Güven, yaşadıklarını ve sekiz yıldır peşini bırakmadığı dosyayı anlattı.

TR724'ten Sevinç Özarslan'ın haberine göre Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Sevda Güven, meslek hayatına icra müdürü olarak başladıktan sonra hâkimlik sınavını kazanarak Şırnak Çocuk Mahkemesi'ne atandı. Eşi Zeki Güven ise Polis Akademisi'ni birincilikle bitirdikten sonra yaklaşık yirmi yıl boyunca Ankara'da terör ve istihbarat birimlerinde görev yaptı. Başarılı çalışmaları nedeniyle birçok kez ödüllendirilen Güven, 2014 yılında 17-25 Aralık sürecinin ardından görevden uzaklaştırıldı.

Açığa alınma kararına karşı açtığı davayı kazanmasına rağmen Bolu'ya tayin edilen Zeki Güven, kısa süre sonra meslekten ihraç edildi. Sevda Güven de önce Bolu'ya, ardından Ordu Mesudiye'ye gönderildi. Aynı dönemde Zeki Güven hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle yakalama kararı çıkarıldı ve gizlenmek zorunda kaldı.

Sevda Güven ise 2012 yılında başladığı hâkimlik görevini 15 Temmuz sonrasında sürdüremedi. Olayların ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve Ağustos 2016'da KHK ile meslekten ihraç edildi.

15 Temmuz gecesi eşiyle Ordu'da buluştuklarını anlatan Sevda Güven, 15 Temmuz'u girişimini sahilde yürürken çevredekilerin konuşmalarından öğrendiklerini söyledi. Eve dönerek televizyon yayınlarını izlediklerini belirten Güven, ertesi gün medyada işkence iddialarını görünce eşinin yakalanmasını istemediğini, onu güvenli bir yere bıraktığını ifade etti. Aynı gün kendisi hakkında da yakalama kararı çıkarıldığını öğrenen çift, birlikte kaçak yaşamaya başladı.

Yaklaşık iki yıl sonra, 22 Mayıs 2018'de Eskişehir'de bir alışveriş merkezinin önünde gözaltına alındılar. Sevda Güven, polislerin kimlik kontrolü sırasında eşini teşhis ettiğini, Zeki Güven'in kaçmayı düşündüğünü ancak vurulmasından endişe ettiği için buna izin vermediğini anlattı.

Gözaltına alınmalarının ardından basına servis edilen görüntüler nedeniyle en azından kaybedilme endişesinin ortadan kalktığını söyleyen Güven, Emniyet Müdürlüğü'nde eşini son kez abdest alırken gördüğünü belirtti.


"ONU SON GÖRÜŞÜM BU OLDU"

"Yanına gidip 'İyi misin?' diye sordum. Başını sallayarak gülümsedi. Onu son görüşüm bu oldu." dedi.

İfadesinde, 15 Temmuz gecesi nerede olduklarını ayrıntılı biçimde anlatmasına rağmen bu konuda hiçbir soru sorulmadığını belirten Güven, kendisine daha çok Bank Asya ve benzeri rutin suçlamaların yöneltildiğini söyledi. Evlerinde bulunduğu iddia edilen bir CD'nin ise kendilerine ait olmadığını ve sonradan yerleştirilmiş olabileceğini öne sürdü.

Gözaltı sürecinin ardından Sevda Güven Samsun Cezaevi'ne, Zeki Güven ise Sincan Cezaevi'ne gönderildi. Böylece çiftin yolları ayrıldı. Kırk gün sonra ise Sevda Güven'e, eşinin cezaevinde yaşamını yitirdiği haberi verildi.

Cezaevinde bulunduğu süre boyunca sistematik engellemelerle karşılaştığını anlatan Sevda Güven, kantin taleplerinin karşılanmadığını, ilaçlarının verilmediğini ve uzun süre telefon hakkından yararlandırılmadığını söyledi. Eşinin yaşamını yitirdiği gün çocuklarını aramak için yaptığı başvurunun da reddedildiğini belirten Güven, cezaevi yönetiminin kendisine yönelik tutumunun bilinçli olduğunu ifade etti.

Bu süreçte hem kendisi hem de eşi hakkında medyada yürütülen yayınların kamuoyunda olumsuz algı oluşturmayı amaçladığını söyleyen Güven, özellikle Deniz Baykal kaset soruşturması üzerinden yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını vurguladı. Zeki Güven'in Baykal dosyasında yargılanmadığını, yalnızca başka bir soruşturma kapsamında usulsüz dinleme iddialarıyla suçlandığını hatırlattı.

Sevda Güven'e göre, eşinin hedef haline gelmesinin nedeni 1990'lı yıllarda Ankara Emniyeti'nde ortaya çıkarılan "Telekulak" skandalındaki rolüydü. İddiasına göre Zeki Güven, emniyet içinde kurulan yasa dışı dinleme sistemini dönemin yöneticilerine bildirerek soruşturmanın başlamasını sağlamış, bu nedenle yıllar boyunca bazı çevrelerin hedefi olmuştu.

22 Mayıs 2018'de tutuklanan Zeki Güven, Sincan Cezaevi'nde tek kişilik hücreye konuldu. Sevda Güven, eşinin gönderdiği ilk mektupta yaşadıklarını ayrıntılı olarak yazacağını belirttiğini ancak sonraki mektupların kendisine hiç ulaşmadığını söyledi.

Dosyadaki tanık ifadelerine göre Zeki Güven, ölümünden iki gün önce iki polis tarafından hücresinden çıkarılarak bilinmeyen bir yere götürüldü. Bu görüşmenin neden yapıldığı, ne kadar sürdüğü ve sonrasında neler yaşandığı ise soruşturma kapsamında aydınlatılmadı. Aynı dönemde kardeşinin cezaevine gönderdiği mektubun "Burada böyle bir hükümlü bulunmuyor" denilerek iade edilmesi de dosyadaki dikkat çekici ayrıntılar arasında yer aldı.

Eşinin ölüm haberini Samsun Cezaevi'nde öğrendiğini anlatan Sevda Güven, avukat görüşüne çağrıldığında olağan dışı bir durum olduğunu hissettiğini söyledi.

"Haberi alınca dizlerimin üzerine çöktüm. 'Sonunda bunu da yaptılar, eşimi öldürdüler.' diyebildim. O an donup kaldım. Hâlâ o günü düşündüğümde ağlayamadığımı hissediyorum."

Haberin ardından çocuklarıyla telefon görüşmesi yapmak istediğini ancak buna izin verilmediğini belirten Güven, cenazeye katılmak için yaptığı başvurunun da saatlerce bekletildiğini anlattı.

Gece yarısı jandarma eşliğinde memleketine götürülen Güven, önce nezarete konulduğunu, daha sonra ise cenaze evine geçmesine izin verildiğini söyledi. Eve ulaştığında en büyük acıyı çocuklarının yaşadığını belirten Güven, özellikle küçük kızının babasının cenazesini gördüğü anı unutamadığını dile getirdi.

"Kızım babasını görünce çığlık atarak geri sıçradı. O an yaşadığı travmayı tarif etmek mümkün değil."

Oğlu ise babasını ziyaret etmek üzere yola çıktığı sırada ölüm haberini aldı. Cezaevindeki görüşe gitmek için çıktığı yolculuk, cenaze işlemleriyle sonuçlandı. Sevda Güven, çocuklarının babalarıyla son kez vedalaşamamasının en büyük acılarından biri olduğunu söyledi.

Cenaze boyunca güvenlik güçlerinin gözetimi altında tutulduğunu anlatan Güven, mezarlığa kadar götürülmesine rağmen araçtan indirilmediğini, defin işlemine katılmasına izin verilmeden yeniden cezaevine götürüldüğünü ifade etti.

Tahliye olduktan sonra yaşadığı dikkat çekici bir olayı da ilk kez paylaşan Güven, eşinin neden öldürülmüş olabileceğine ilişkin avukatına bir mektup yazmasının ardından kaldığı cezaevinin avlusunda bir mermi bulunduğunu anlattı.

Cezaevi yönetiminin bunu "yorgun mermi" olarak açıkladığını ancak bu açıklamaya inanmadığını belirten Güven, olayın kendisini susturmaya yönelik bir mesaj olduğu kanaatini taşıdığını söyledi.

Zeki Güven'in ölümünün resmî kayıtlara kalp krizi olarak geçtiğini hatırlatan Sevda Güven, ölüm öncesindeki gelişmeler nedeniyle bu sonuca ikna olmadığını belirtti. Ölümünden iki gün önce sorguya götürülmesi, kamera kayıtlarının incelenmemesi ve soruşturmanın kısa sürede kapatılmasının ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.

Güven, eşinin geçmişte yürüttüğü kritik soruşturmalar nedeniyle bazı bilgileri açıklamaya zorlanmış olabileceğini, iradesini kırmak amacıyla farklı yöntemler uygulanmış olabileceğini düşündüğünü söyledi. Ancak bunların soruşturma kapsamında hiçbir zaman araştırılmadığını vurguladı.

Zeki Güven'in ölümünün ardından başlatılan soruşturma kısa sürede takipsizlikle sonuçlandı. Sevda Güven, o sırada cezaevinde bulunduğu için süreci takip edemediğini, kararın avukatlarına tebliğ edilmesine rağmen itiraz süresinin kaçırıldığını söyledi. Tahliye olduktan sonra dosyaya yeniden itiraz ettiklerini belirten Güven, bu kez de Anayasa Mahkemesi'nin 2021 yılında "hak ihlali bulunmadığı" yönünde karar verdiğini hatırlattı. Dosya bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önünde bulunuyor.

Sevda Güven'e göre soruşturmada ölümün aydınlatılması için kritik öneme sahip birçok husus araştırılmadı. Ölümünden iki gün önce Zeki Güven'in hücresinden çıkarılarak götürüldüğü yer, burada kimlerle görüştüğü, ne kadar süre kaldığı ve cezaevindeki kamera kayıtları hiçbir zaman ayrıntılı şekilde incelenmedi. Kardeşinin gönderdiği mektubun ölümünden bir gün önce "Cezaevinde bulunmuyor" gerekçesiyle iade edilmesi de dosyadaki cevaplanmamış sorular arasında yer aldı.

Eşinin geçmişte görev yaptığı istihbarat birimlerinde önemli bilgiler taşıdığına dikkat çeken Güven, cezaevinde bazı konular hakkında konuşmaya zorlanmış olabileceğini öne sürdü. Ancak bu ihtimallerin hiçbirinin etkin şekilde araştırılmadığını söyledi.

Cezaevinden tahliye edildikten sonra hakkında verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezasının Yargıtay aşamasında olduğunu belirten Güven, bu süreçte ailesinin de ağır baskılarla karşılaştığını anlattı. Babasının gözaltına alındığını, kardeşinin tutuklandığını ve eczanesinin kapatıldığını ifade eden Güven, yaşananların ardından çocuklarıyla birlikte Türkiye'den ayrılma kararı aldığını söyledi.

Bugün Almanya'da yaşamını sürdüren Sevda Güven, yeni bir hayat kurmaya çalıştıklarını ancak eşinin ölümüne ilişkin soruların hâlâ cevapsız olduğunu dile getirdi.

Yaşadıklarının kendisinde tamamlanmamış bir yas duygusu bıraktığını söyleyen Güven, gerçeğin ortaya çıkmadan bu sürecin kapanmayacağını ifade etti.

"Eşimi kaybettim ama asıl acı, nasıl öldüğünü hâlâ bilmiyor olmamız. Gerçekler ortaya çıktığında belki yasımızı yaşayabileceğiz. Ben intikam peşinde değilim. Tek istediğim, faillerin ve sorumluların bağımsız bir yargı önünde hesap vermesi."

Aradan geçen sekiz yıla rağmen dosyada hâlâ çok sayıda cevapsız soru bulunduğunu belirten Güven, bir gün tüm iddiaların şeffaf biçimde araştırılacağına inandığını söyledi.



En Çok Okunanlar

Hüseyin Odabaşı

HÜSEYİN ODABAŞI

Safvet Senih

SAFVET SENİH

Abdullah Aymaz

ABDULLAH AYMAZ

Kadir Gürcan

KADİR GÜRCAN

Şerif Ali Tekalan

ŞERİF ALİ TEKALAN

ÇOK OKUNAN HABERLER