Meral Danış Beştaş, ‘AİHM-Şaban Yasak’ kararını hatırlattı: “Varsayıma dayalı ceza, keyfilik üretir”

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Cuma, Mayıs 15 2026
Paylaş
X Post
DEM Parti’nin tecrübeli hukukçularından Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, AİHM Büyük Dairesi’nin ‘Şaban Yasak / Türkiye’ kararını sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda değerlendirdi.
Meral Danış Beştaş, ‘AİHM-Şaban Yasak’ kararını hatırlattı: “Varsayıma dayalı ceza, keyfilik üretir”

“AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararı, ceza yargılamasında temel bir ilkeyi yeniden hatırlattı: Hiç kimse; ilişkileri, geçmişteki yasal faaliyetleri, sosyal çevresi ya da soyut aidiyet iddiaları nedeniyle otomatik biçimde suçlu ilan edilemez.“ diyen Beştaş, İHD Genel Merkezi’nin konuyla ilgili paylaşımını alıntıladığı mesajında şunları yazdı: “Örgüt üyeliği gibi ağır suçlamalarda, somut delil, bireysel sorumluluk ve kast açık biçimde ortaya konulmalıdır. Varsayıma dayalı cezalandırma, hukuk devleti değil; keyfilik üretir. Karar aynı zamanda, TCK 314’ün belirsiz ve geniş yorumlanmasının yarattığı hak ihlallerine ve cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara da dikkat çekmektedir. Kanunilik, öngörülebilirlik ve insan onuru; demokratik bir hukuk düzeninin vazgeçilmezidir.”

İHD’nin açıklamasında ise şu ifadeler yer alıyordu:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Yasak/Türkiye kararında, Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütülen çok sayıda ceza yargılaması bakımından son derece önemli ve yapısal nitelikte tespitlerde bulundu. Mahkeme, ulusal yargı mercilerinin “örgüt üyeliği” suçundan verdikleri mahkumiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin; ayrıca cezaevindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi.

AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında altını çizdiği temel husus, bir kişinin yalnızca belli çevrelerle irtibatlı olduğu, belli kurumlarda bulunduğu, belli kişilerle temas ettiği ya da geçmişte yasal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle otomatik biçimde ağır ceza sorumluluğu altına sokulamayacağıdır. Ceza sorumluluğu, her birey bakımından somut, hukuka uygun ve şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır. Özellikle örgüt üyeliği gibi ağır yaptırımlar doğuran suçlarda, kişinin örgütün cebir ve şiddete dayalı nihai amacını bildiği, benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek dahil olduğu yargı makamlarınca açıkça gösterilmelidir.

Bir mahkumiyet kararı, yalnızca maddi birtakım temasların veya soyut aidiyet iddialarının sıralanmasıyla kurulamaz. Suçun manevi unsuru, yani kast, her kişi bakımından ayrı ayrı ve olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Aksi halde ceza yargılaması, bireysel sorumluluğu araştıran bir adalet mekanizması olmaktan çıkar; kimlik, ilişki, çevre veya varsayıma dayalı bir cezalandırma aracına dönüşür.

Yasak/Türkiye kararı, TCK’nın 314. maddesinin belirsiz, geniş ve öngörülemez biçimde uygulanmasının yarattığı ağır insan hakları sorunlarını da yeniden gündeme getirmiştir. “Örgüt üyeliği” suçunun kapsamının yargı pratiğinde son derece geniş yorumlanması; yasal faaliyetlerin, sosyal ilişkilerin, mesleki geçmişin, sendika, dernek, okul, banka veya iletişim kayıtları gibi unsurların çoğu zaman bağlamından koparılarak cezalandırma gerekçesine dönüştürülmesi, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. TCK 314’te “silahlı örgüt” veya “silahlı grup” kavramlarının açık bir kanuni tanımının bulunmaması, uygulamada keyfi ve genişletici yorumlara elverişli bir alan yaratmaktadır. Bu nedenle, TCK 314’ün hem lafzı hem de uygulaması, AİHS standartlarına uygun biçimde yeniden ele alınmalı; suçun unsurları açık, dar, öngörülebilir ve temel hakları koruyacak şekilde düzenlenmelidir.

AİHM Yasak kararında, aynı zamanda Türkiye’de cezaevlerinde uzun süredir devam eden aşırı kalabalık, kötü fiziki koşullar, yetersiz hijyen, mahpusların yatak ve yaşam alanına erişim sorunları gibi yapısal sorunlar hakkında da değerlendirme yapmıştır. AİHM, başvurucunun tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığını ve kötü muamele yasağı kapsamında ihlal oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, yalnızca bir başvurucunun kişisel durumuna ilişkin değildir; Türkiye’de mahpus hakları alanında yıllardır dile getirilen yapısal sorunların uluslararası yargı düzeyinde bir kez daha teyididir.

NE OLMUŞTU?

AİHM Büyük Dairesi 5 Mayıs 2026’da açıkladığı Yasak/Türkiye kararında, Şaban Yasak’ın mahkûmiyetinin “kanunsuz ceza olmaz” ilkesini ihlal ettiğini tespit etti. Mahkeme, Türk yargısının kişileri “varsayımsal” biçimde cezalandırdığını, yani kişinin suç işleme niyetini (“kastını”) bireysel olarak kanıtlamadan mahkûm ettiğini ortaya koydu. Beştaş’ın vurguladığı gibi karar, TCK 314. maddenin (terör örgütü üyeliği) Türk mahkemelerince çok geniş yorumlandığını ve bunun hak ihlallerine yol açtığını gösterdi. Karar aynı zamanda cezaevindeki insanlık dışı koşulları da ihlal olarak tespit etti. Mahkemenin bu kararı, 150 binden fazla KHK’lı ve benzer dosyalardaki yeniden yargılama taleplerinde öncü bir karar olma niteliği taşıyor.