Muhteşem Bir Vefa Senfonisi

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Salı, Haziran 23 2026
Paylaş
X Post
Muhteşem Bir Vefa Senfonisi

Haziran ayının ilk günleri, Bonn yakınlarında sıradan bir gün olmaktan çıkıp, kalplerin birleştiği müstesna bir zaman dilimine dönüştü. Hizmet gönüllüleri, çok sayıda derneğin omuz omuza vermesiyle, insanlık onuruna yakışır muazzam bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.


Bu buluşma, son yıllarda kaderin önündeki yapraklar gibi Avrupa'ya savrulan, hicretin o ağır ve vakur hırkasını sırtlayan muhacirler ile onlara sarsılmaz bir kale olan ensarın kucaklaşmasıydı. 


O ensar ki; yabancı bir göğün altında muvakkaten yönünü kaybetmiş ruhlara evlerini açtı, onları misafir etti. Dilin bir duvar olduğu topraklarda onlara ses, hayatın labirentlerinde rehber oldu. İlk adımlarından kendi ayakları üzerinde durdukları o özgür ana kadar, iş bulma telaşlarından çocuklarının okul sıralarıyla tanıştığı o ürkek sabahlara kadar hep oradaydılar. 


"İnsan, yalnızca insan aracılığıyla insan olabilir." Kant’ın bu sözünü doğrularcasına, bu program aslında bir teşekkürün, kalpten kopan bir minnetin tezahürüydü. 


Bendeniz, "Kemal Gülen ile Yoldayız" programının heyecanıyla Almanya yollarına düşerken, kalbimin en mutena köşesinde bu asil vefa buluşmasının heyecanını taşıyordum.


Salonda bana takdim vazifesi lütfedilmişti. Bu şerefli emaneti büyük bir gurur ve içimi titreten bir heyecanla kabul ettim. Kapıdan adımımı attığım an, karşımda duran manzara adeta canlı bir tabloydu. 


Herkes, adından söz ettirmek istemeyen ama dünyayı sırtında taşıyan gizli kahramanlar gibiydi, her abi ve abla birer karınca azmiyle çalışıyordu. Evet, ortada profesyonel bir organizasyon şirketi yoktu belki; ama amatör bir ruhun, samimiyetin ve adanmışlığın doğurduğu en profesyonel, en kusursuz iş çıkarılıyordu ortaya.


"Gönülden gelerek yapılmayan hiçbir şey büyük bir başarıya ulaşamaz."


Goethe böyle diyordu ve haklıydı; zira o salondaki her bir dokunuş, gönülden süzülen birer sevgi eseriydi.


Son on yılda, yüzü aşkın aile bu topraklara sığınmış, gurbetin o soğuk yüzüyle tanışmıştı. Gurbet içinde gurbet yaşayan bu mahzun yüreklerin ne zaman canı yansa, yanı başlarında hemen bir ensar belirdi. 


İhtiyaç günlerinde ekmeğini bölen, yoldaş aradıklarında sırdaş olan, nefesleri daraldığında onlara geniş bir gökyüzü sunan hep o adanmış ruhlardı.


Evler açıldı, odalar paylaşıldı; aylar süren bu kutlu misafirlik, yerini hayata tutunma mücadelesine bıraktı. Muhacirler de sadece alan el olmadılar; bir ip alıp pazarın yolunu sordular, emeğin ve alın terinin kutsallığıyla ensarın yükünü hafifletmek için yarıştılar.


Ve nihayet, zamanın o adil ve güzel çarkı döndü. Bugün artık herkes aynı hizada, aynı onurlu konumda buluştu. Dün bu topraklara boynu bükük gelenler, bugün kendi ayakları üzerinde dimdik duruyorlar. Üstelik sadece durmakla kalmıyor, tıpkı kendilerine yapıldığı gibi, yeni gelecek olan gariplere kucak açmaya, onlara ensar olmaya hazırlanıyorlar.


300 kişilik salon, başlarında bir güvercin taşıyor edasıyla sonuna kadar hüznün ve sevincin gölgesinde alkışlarla programa dem tuttu. Hele o kızlar korosu yok mu, muhacir çocukları bir ağızdan ümit nağmelerinden aldıkları rüzgarı ile salonu serinletti ve bu muhteşem senfoniyi yeni bir dünya ile bağladılar. 


Ne diyor büyük Alman filozofu "Ahlak, başkalarının acısını kendi içinde hissetmektir." Bu buluşma göstermiştir ki, acılar paylaşılarak azaltılmış ve en nihayetinde yabancı bir toprak, sevginin ve vefanın gücüyle bir "vatan" kılınmıştır.

Bu haberler de ilginizi çekebilir