Strazburg’da Beşinci Nöbet

Okuma Süresi 12 dkYayınlanma Salı, Haziran 23 2026
Paylaş
X Post
Strazburg’da Beşinci Nöbet

Bediüzzaman Hazretleri, ömrü mahkeme koridorlarında, hapishane hücrelerinde ve sürgün yollarında geçmiş bir hak arayıcısıdır. “Yirmi sekiz sene çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı” diyen o büyük insan, başına gelen onca zulme rağmen ne ümidini yitirdi ne de hukuk mücadelesinden vazgeçti. Mahkeme mahkeme dolaştı, müdafaalarını yazdı, hakkını sonuna kadar aradı. Çünkü hakkı aramak, bizatihi bir kulluk vazifesidir.


Bu yıl beşincisi eda edilecek Strazburg Adalet Buluşması’nı anlatmaya, bu tablodan başlamak istiyorum. Zira oraya gidenlerin niçin gittiğini anlamak için, önce hakkı aramanın ne mânâya geldiğini hatırlamak gerekiyor. Hak, arandığında hak olur.

Şahsî bir kırgınlığı affetmek bir fazilettir; bu, gönlü geniş insanların işidir. Fakat bir hukuk ilkesi çiğnendiğinde, bir masum, salt bir uygulamayı kullandığı için zindana atıldığında, susmak fazilet değil, ihmaldir. Çünkü o hak, artık tek bir kişinin şahsî hakkı değil, bütün bir insanlığın ortak mirasıdır.

İşte o ilkeye sahip çıkanlar Strazburg’a bu şuurla gidiyorlar. Şahsî bir intikam için değil, çiğnenen bir ilkeyi savunmak için.

Niçin Strazburg?

Strazburg, sıradan bir şehir değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Avrupa Konseyi’nin ve Parlamenter Meclis’in bulunduğu bu şehir, kıtanın hukuk vicdanının kalbidir. Türkiye’de mahkemelerin kapısı yüz binlerce mazluma kapandığında, geriye hukukun evrensel adresi kalır.

Ve o adres, sözünü söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yalçınkaya kararında tarihî bir hakikati tescil etti: Bir insanı yalnızca bir programı kullandığı için cezalandırmak, suçun kanuniliği ilkesini ihlal eder, adil yargılanma hakkını ortadan kaldırır, masumiyet karinesini çiğner. Bu karar, on binlerce ailenin yıllardır gözyaşıyla haykırdığı gerçeğin, dünyanın en yüksek hukuk mahkemelerinden birinin diliyle teyididir.

Lâkin bir hakikat, ilan edilmekle tamamlanmaz; uygulanmakla tamamlanır. Yalçınkaya baharın müjdecisi olan ilk çiçektir. Ama baharın tamamı için, kararın hayata geçmesi için, birilerinin nöbet tutması gerekir. Strazburg’a gidenler işte o nöbeti tutuyorlar.

Bu buluşma kime ne söylüyor?

Bu buluşma aynı anda üç kapıya birden sesleniyor. Birincisi, mazlumlara: Yalnız değilsiniz. Yıllardır süren bir çilenin içinde, isminizin anıldığı, davanızın bir milletlerarası kurumun gündemine taşındığı bir an vardır. — ve o an Strazburg’dadır. Oraya gidenlerin kulağında  “ÜMİTVÂR  OLUNUZ! ”  olunuz çınlamaktadır. Bu ümit, oturup beklemenin değil, ayağa kalkıp şahitlik etmenin ümididir.

İkincisi, Avrupa kurumlarına: Avrupa Konseyi, kendi mahkemesinin kararlarının bekçisidir. Bir üye devlet bu kararları yıllarca görmezden geliyorsa, bu artık tek bir ülkenin meselesi değil, bütün üye ülkelerin hukuk düzeninin haysiyeti meselesidir. Adalet Buluşması’na katılanlar bunu, kavga diliyle değil, hukukun ağırbaşlı diliyle, ama net biçimde hatırlatmak için oradalar.

Üçüncüsü, Avrupa kamuoyuna: Zulüm uzakta olduğunda görünmez olur. Strazburg Adalet Buluşması, görünmez kılınanı görünür kılma gayretidir. Orada bir cemaatin değil, bir hukuk ilkesinin; bir grubun değil, insan onurunun savunulduğu anlatılıyor.

Niçin katılınmalı?

Çünkü haklı bir davada, birilerinin çıkıp “Ben buradayım” demesi gerekir. Strazburg’da bir araya gelmek bir gösteri değil, bir şahitliktir. Hak mücadelesi verenlerin, zulme sessiz kalmayanların; adalet tecelli edene kadar yorulmadıklarının, ümitlerini yitirmediklerinin, nöbeti terk etmediklerinin ilanıdır.

Bediüzzaman’ın insanlara miras bıraktığı en mühim düsturlardan biri müsbet harekettir: Kimseye zarar vermeden, kavgaya ve menfî cereyanlara bulaşmadan, asayişi muhafaza ederek, ama hakkı da asla terk etmeden yürümek. Strazburg buluşması, tam da bu çizginin timsalidir. Orada ne bir öfke patlaması vardır ne bir hınç; sadece sabırla, vakarla ve hukuka olan inançla tutulan bir nöbet.

Beş yıldır oradalar. Çünkü biliyorlar ki, hakikat geç de olsa kendini gösterir; ve onu görünür kılmak için orada olanlara ihtiyaç vardır. Bir kişi eksik olduğunda, o nöbet eksik kalır.

24 Haziran 2026’da, Avrupa Konseyi’nin önünde, beşinci kez buluşacaklar. Bir hak için, bir ilke için ve hepsinden önce, susmamak için. Vicdanı olan herkes, hiç değilse bir gönül desteğiyle, bu nöbette onların yanında olmalı.