Musaplar Genç Olur

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Çarşamba, Şubat 4 2026
Paylaş
X Post

Bir dava tohumun toprakla buluştuğu gibi gençleri yani fetaları ile buluşunca neşv u nema bulur. Bütün yeni oluşumlar, sınırı ukbaya varıp dayanan nurlu dirilişler, ekseriyeti gençlerden meydana gelen toplumların omuzlarında yükselir. “Gençliğin, yiğitliğin” Kuran’daki karşılığı veya adı “fetadır.” Feta ise en iyi yoldaş, en içten bir dost ve yiğit bir arkadaştır. 

Kehf Suresi'nde Hz. Musa’nın Hızır yolculuğuna giderken yanındaki yardımcısı, yoldaşı ve asistanıdır feta. Yuşa Aleyhisselam Hz. Musa’nın Kehf suresindeki fetasıdır işte. İsim belirtilmez de “feta” denir. Onun genci, yani Hz. Musa’nın genci, fetası, yardımcısı, asistanı...  Çünkü Hazreti Hızır’la buluşmak ancak bir feta ile mümkündür. 

Hz. Musa’nın gibi her Peygamber’in bir fetası vardır. Fetası olmayanların işinin zor olduğunu söyleyebiliriz. “la feta illa Ali la sevfe illa zülfikar.-Ali gibi yiğit Zülfikar gibi kılıç yoktur.” Ali Bin Ebu Talip, Efendimiz’in (sav) fetasıydı. Bu feta O’nun (sav) elinde yetişti. Efendimiz (sav) yakın akrabalarını pek çok kez yemeğe davet ettiğinde onlara misyonunu anlattı ve vazifesinin ifası için onlardan yardım istedi. Yaşının küçüklüğüne rağmen bir tek Ali (r.a) ayağa kalktı ve; “Ben sana arka çıkarım Ya Resulullah” dedi. Ali’nin (r.a) bu yaşına boyuna bakmadan verdiği destek zamanla halka halka ilerledi ve çeyrek asır sonra bütün Arap Yarımadasını etkisi altına aldı. 

Ali (r.a) tam bir fetaydı tam bir Rabbaniydi.

Feta yeri gelir gönülleri fetheder yeri gelir kale kapılarını açar yeri gelir bir topluluğun medeniyet kilidini çözer. Musa'nın fetası olan Yuşa Aleyhisselam’ın kale kapılarını açması gibi Peygamberimiz ’in fetalarından biri olan Musab Bin Umeyr de 25, 26 yaşlarındayken Medin'in gönül kapılarını açtı.  Medine'yi hicrete hazır hale getirdi.

Çünkü Mekke’deki 13 senelik artan zülüm ve baskıdan kurtulmak bir yol bulmak bir fereç ve mahreç temin etmek zarureti vardı. Mekke, Müslümanlar için artık yaşanamaz ve dayanılmaz bir yer haline geldiğinizden önce Taife hicreti denediler. Fakat Peygamberimiz’i (sav) bu ziyareti sırasında taşa tuttu Taifliler. Daha sonra Akabe biatları oldu ve Medineliler, bir muallim olarak Musap Efendimiz’i de yanına alarak Medine'ye döndüler. Musab Efendimiz bir senede Medine'yi hicrette hazır hale getirdi. Bu genç mürşidin hidayetlerine vesile olduğu 70 kişi, Peygamberimiz’i (sav) ve tüm inananları Medine’ye yerleşmek üzere davet etti. Mekke dağlarının içinde boğulmakta olan bir avuç mümin, Efendimiz’in (sav) fetası Musab Bin Umeyr vesilesi ile Medine'ye yerleşti. Böylece sadece bir avuç mümin değil İslamiyet kıyamete kadar rahat bir nefes aldı. 

Zübeyr bin Avvam da Peygamberimiz’in (sav) başka bir fetasıydı. Müslüman olduğunda 16 yaşındaydı. Peygamberimiz (sav) “Müşrikler tarafından öldürüldü” şayiası karşısında kılıcına sarılan ilk insandır, tam bir fetadır. Fakat belinde kılıç intikam yolunda ilerlerken Efendimiz’le (sav) karşılaşması böyle bir faciayı önlemiştir.

Düşmanla ilk karşılaşma ve İslam tarihinin ilk zaferi olan Bedir’in de fetaları vardır. Muaz ve Muavviz. Yaşları 15, 16 var mıydı bilmiyorum. Parmak uçlarına basarak kendilerini büyük göstererek savaşa alındılar. Ve asrın firavunu Ebu Cehil’i kılıçlarıyla öbür tarafa yolladılar.

Bir de Uhud’un Amr b. Cemuh’u vardı ki yüreğinde taşıdığı iman ve aşktan dolayı Uhud’a katılmasına evlatları dahi mâni olamadı. Halbuki yaşlıydı, bir ayağı sürüyerek ancak yürüyebiliyordu. “Ya Resulallah eğri ayağımla cennette dümdüz yürümek istiyorum. Ancak evlatlarım buna mâni olmaya çalışıyor.” diye haykıran bu feta, evlatlarını Allah Resulüne şikâyet etti. Ve Uhud’da şehit oldu. 

Bu nedenle bir davaya gönül vermiş olanlar için aslında yaşlanmak yoktur. Mimar Sinan seksen yaşında ustalık dönemine ait Edirne Selimiye camisini inşa etti. Eba Eyyüp El Ensari İstanbul’u fetih için surların kapılarına doksan küsür yaşlarında dayandı. Zekeriya Efendi parmakları tutmayıp elinden kitap düşene kadar ders okuttu. Ahmet Altan ilerlemiş yaşına rağmen uluslararası alanda ses getiren eserler tertip etmeye devam etti. Salah Birsel’in dediği gibi; “Yaşlılık elin ayağın tutmaması değildir. Yaşlılık kafanın çalışmamasıdır, gönlün işlememesidir.” Yani ebediyet buutlu onu cennetlere alıp götüren bir davası olmayan gençler yaşlı, aksine ebediyetin tılsımlı anahtarını yakalamış olan yaşlılarımız ise gençtirler. 

Çağına sözünü dinletmiş her bir velinin veya dehanın da fetaları vardır. İmam u Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, İmamı Azamın fetalarıydı. Mevlâna Celalettin Rumi’nin de fetası, Hüsamettin Çelebisi vardı. Celalettin Rumi’nin yolunu, aşkını, yöntemini ruhunda barındıran Mesnevisi, Hüsamettin Çelebinin emeği, isteği ve arzusu ile vücut buldu.

Zalim krala başkaldıran Ashab -ı Kehf, aslında bir gençler topluluğuydu. Kendileri mağaraya girip saklansalar da Onların cesaretle zalim krallar karşısında yaktıkları tevhit nuru, 300 senede tüm toplumu kuşatıverdi. Onlar mağaradaydı fakat inançları toplum katmanlarını bir baştan bir başa etkisi altına aldı.  

Bediüzzaman'ın fetası, yeğeni Abdurrahman'dır. Varis-i hakikisidir.  Fakat Ankara’da ne olduysa oldu, amcayla yeğenin arasına kara kediler girdi.  Ankara hükümetinin etkili liderleri mevki, makam ve evlenme imkânı vererek bu ayrılığı temin ettiler. Yani fetasını Bediüzzaman’dan uzaklaştırdılar. Gerçi Risale-i Nur davasında kaybettiği yeğeninin yerine Bediüzzaman'a her talebesi  feta oldu.  Zübeyirler, Aliler, Hüsrevler Mustafalar, O’nun etrafında pervane gibi dönen yiğitlerdi, fetalarıydı.

Bir topluluğun veya cemiyetin geleceğe taşınması yiğit mi yiğit fetalarla ancak mümkündür. Bu bakımdan aklı erenler plan, bütçe ve himmetlerini bu gerçeğe göre yapmalıdırlar.  Farklı ağırlıktaki mevzuların etkisinden dolayı gençler ihmal edilirse gelecekte karanlık tabloların bizi bekliyor olduğunu söylemek kehanet olmaz.

Sarp yokuşları, uzun mesafeleri aşmak fetaların işidir.