Prof.Dr. Mehmet Ateş: Muhacirin Yedi Vazifesi ve Zor Zamanlarda İnsan Kalabilmek

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Cuma, Mart 27 2026
Paylaş
X Post
Zor zamanlar, insanın kim olduğunu değil, neye dönüştüğünü ortaya çıkarır. Baskının arttığı, belirsizliğin derinleştiği ve güvenin zedelendiği dönemlerde insanlar ikiye ayrılır: şartların sürükledikleri ve değerlere tutunanlar. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de ayakta kalmanın yolu, yeni yollar icat etmekten çok, unutulan değerleri yeniden hatırlamaktan geçiyor. Bu değerler, sadece teorik nasihatler değil; peygamberlerin hayatında yaşanmış, tecrübe edilmiş ve insanlığa miras bırakılmış değerlerdir. Bugün bu mirası, muhacirler olarak yedi temel başlık altında yeniden düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim;
Prof.Dr. Mehmet Ateş: Muhacirin Yedi Vazifesi ve Zor Zamanlarda İnsan Kalabilmek

Birinci Vazife : Yük olmayın, yük alın. Hz. Musa (AS)’nın Medyen’de iki hanımefendiye yardım etmesi (Kasas Suresi 28:23–24), zor zamanlarda kenara çekilmenin değil, mesuliyet almanın ahlakını gösterir. Herkesin kendi derdine düştüğü anlarda bile başkasının yükünü hafifletebilmek, insan kalabilmenin ilk şartıdır.

İkinci Vazife: Tüketici değil, üretici olun. Modern çağın insanı çoğu zaman tüketimle tanımlanır. Oysa kriz anlarında toplumları ayakta tutanlar, üretenlerdir. Hz. Davud (AS)’un kendi emeğiyle geçinmesi (Buhârî, Büyû‘ 15) ve “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm Suresi 53:39) gerçeği, üretmenin sadece ekonomik değil, ahlaki bir mesuliyet olduğunu ortaya koyar.

Üçüncü Vazife: Topluma faydalı olun. Ferdiyetçiliğin arttığı bu dönemde bu değer daha da hayati hale gelir. Hz. Yusuf (SAV)’un kıtlık döneminde geliştirdiği planla toplumu felaketten kurtarması (Yusuf Suresi 12:55), sadece kendini değil başkalarını da düşünen bir aklın ürünüdür. Çünkü herkes kendini kurtarmaya çalıştığında, hakikatte kimse kurtulamaz.

Dördüncü Vazife: Adaletten sapmayın, hukuka bağlı kalın. Şartlara göre değişen bir adalet anlayışı, adalet değildir. “Adaletle hükmedin” (Nisa Suresi 4:58) emri ve Hz. Peygamber (SAV)’in bu konudaki tavizsiz duruşu (Buhârî, Hudûd 12), değerlerin zamana ve zemine göre eğilip bükülmeyeceğini gösterir.

Beşinci Vazife: Yumuşak olun, yanlış yaptı iseniz izah ederek düzeltin. İletişimin sertleştiği bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar artık anlamaya değil, galip gelmeye çalışıyor. Oysa Hz. İbrahim (AS)’in babasına karşı kullandığı nazik dil (Meryem Suresi 19:42-47) ve “hikmetle ve güzel öğütle davet” (Nahl Suresi 16:125) ilkesi, hakikatin kırmadan da anlatılabileceğini gösterir.

Altıncı Vazife: Güven inşa edin. Güven bir anda kazanılmaz, ama bir anda kaybedilebilir. Hz. Muhammed (SAV)’in “el-Emin” olarak tanınması, yıllara yayılan bir tutarlılığın sonucudur. Adeta “el-Emin” Efendimizin soyadı gibidir. Hz. Yusuf (AS)’un da güvenilirliği sayesinde önemli bir göreve getirilmesi (Yusuf Suresi 12:55), güvenin toplumdaki karşılığını açıkça ortaya koyar.

Yedinci Vazife: Kamu yararını gözetin. Attığımız her adım sadece bizi değil, başkalarını da etkiler. Hz. Yusuf (AS)’un kıtlık yönetimi (Yusuf Suresi 12:47-49) ve Hz. Süleyman (AS)’ın adaletli idaresi (Enbiya Suresi 21:78-79), ferdi kararların bile toplum için taşıdığı mesuliyeti hatırlatır.

Mesele karmaşık değil, ama ağır, bu yedi vazife aslında daha yüzlerce vazifeden birkaçı, bunlar sadece geçmişin hatırası değil; bugünün ve yarının da rehberi. Zor zamanlar geçer, şartlar değişir, dengeler yeniden kurulur. Ama bir şey kalır: İnsan kalıp kalamadığımız…

Muhacirler olarak artık ‘Şu yanlışları yaptık, bunlar başımıza geldi’ düşüncesinin ağırlığından sıyrılalım ve aşağıdaki cümleleri yüreğimizle birlikte okuyalım…

Hizmet mensupları bugün yaşadıkları acıları, yaptıkları hataların bir sonucu olarak yaşamıyor; bilakis, inandıkları doğruların ve dimdik duruşlarının bedellerini ödüyorlar.

Bu gerçeği daha iyi anlayabilmek için, yaşananların sadece bugüne ait olmadığını da görmek gerekiyor. Nitekim sevgili Ertuğrul İncekul’un da ifade ettiği gibi: ‘Karşı cephede yükselen öfke de bugünün eseri değil; yıllar boyunca içte biriktirilmiş, büyütülmüş bir düşmanlığın taşan hâlinden başka bir şey değil…’