Temsillerle ölüm ve yokluk meselesi 2

Allah’ın güzel isimlerine en câmi bir ayna olarak ve ebedi bir hayat için yaratılan ve O’na (cc) muhatap olabilecek bir potansiyele sahip olan insanın bu istikamette kabiliyetlerinin gelişebilmesi ve yaratılış gayesinin gerçekleşebilmesi hem celali tecelliler olan musibetlerin, belaların, hastalıkların, ayrılıkların ve ölümlerin hem de cemali tecelliler olan ikramların, nimetlerin, afiyetlerin ve lütufların hep bir arada yaşandığı bir hayatla ancak mümkündür. Bu zorluklar ve meşakkatler olmasın demek insan-ı kâmil olma yolculuğundaki en kıymetli varlığın çürüyüp kokuşmasına ve taşıdığı değerlerin yok olmasına razı olmak demektir ki aslında işte bu en büyük bir çirkinlik, zulüm ve kötülüktür:
“Varlıklar, hayattaki vaziyetleriyle Cenâb-ı Hakk’ı çeşitli şekillerde tesbih ediyor ve O’nun isimlerinin gerektirdiği halleri gösteriyor. Mesela Rahîm ismi şefkat etmek ister, Rezzâk ismi rızık vermeyi gerektirir, Latîf ismi lütfetmeyi lâzım kılar ve bunun gibi, Allah’ın bütün isimlerinin bir gereği vardır. İşte her canlı, hayatı ve varlığıyla o isimlerin gerektirdiği vaziyetleri göstermekle beraber, uzuvları ve kabiliyetleri sayısınca, Sâni-i Hakîm’i tesbih ediyor.
Mesela, nasıl ki bir insan güzel meyveler yer. O meyveler midesinde dağılır, erir, görünüşte kaybolur. Fakat ağzından, midesinden başka, bütün beden hücrelerine, o faaliyet içinde bir lezzet ve zevk vermekle beraber, bedenin her tarafındaki uzuvları yaşatmak ve beslemek gibi pek çok hikmete vesile olur. O yiyecek, bitkilere ait varlık tabakasından insanlara ait olan hayat tabakasına çıkar.
Aynen öyle de, şu varlıklar yokluk perdesinde saklandıkları vakit, her birinden geriye pek çok tesbihat kalır. Bununla beraber, Cenâb-ı Hakk’ın pek çok isminin de nakışlarını ve gereklerini o isimlerin eline, yani bâki bir varlığa bırakır, öyle giderler. Acaba fâni, geçici bir varlıktan geriye bir mânâda bekâya mazhar binlerce varlık kalsa, “Ona yazık oldu!” veya “Faydasız gitti!” veyahut “Şu sevimli varlık neden gitti?” denir mi, şikâyet edilebilir mi? Belki onun hakkındaki rahmet, hikmet ve muhabbet öyle gerektiriyor ve öyle olması lâzımdır. Yoksa ona bir tek zarar gelmemesi için binlerce menfaati terk etmek gerekir ki, şu halde binlerce zarar edilmiş olur. Demek Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimleri, varlıkların yok olup gitmesine ve dünyadan ayrılmasına zıt değildir; aksine, bunu gerektirir.” (24. Mektup)
Hayatın saflaşması ve kuvvet bulması ancak nimetlerle birlikte zorlukların ve sıkıntıların var olması ile mümkün olmaktadır. Faaliyet ve hareketin kendisi ise bizzat şevk ve lezzetin kaynağıdır ve hayr (iyilik) olup vücuda yakındır. Diğer taraftan tekdüze (monoton), atalet, tembellik ve hareketsizlik içerisinde bir hayat aslında bir çeşit ölüm olup şerdir (kötülüktür) ve ademe (yokluğa) yakındır.
Yaratılan her şey bir gaye için yaratılmıştır ve bu istikamette gerçekleşen her bir şeyde doğal bir şevk ve lezzet bulunmaktadır. Annelik vazifesini yerine getirirken bir tavuğun çekinmeden bir canavara saldırmasında, en canavar hayvanların bile her türlü zorluğa katlanarak yavrularını şefkatle besleyip korumalarında hep bu şevk ve lezzet vardır. O çekilen bütün sıkıntıları rahmete çeviren bir mukaddes lezzet o yaptıkları hizmetin içerisine yerleştirilmiştir.
Her şeyi hikmetle yapan Allah (cc) kâinata sürekli bir hareketlilik ve canlılık vermek suretiyle, onları halden hale sokarak adeta durmadan çalıştırmakta ve böylece fâni olan şeyleri bekaya layık bir mahiyete kavuşturmaktadır:
““Varlıklar –bilhassa canlılar– görünüşte yokluğa giderken geride pek çok bâki şey bırakır, öyle giderler…” İkinci Remiz’de söylendiği gibi, Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’un kutsiyetine ve hiçbir şeye kesinlikle muhtaç olmayışına yakışır bir tarzda ve O’na lâyık bir surette; rubûbiyetinin icraatında sonsuz bir muhabbet, şefkat, iftihar, –tabir caizse– mukaddes, sınırsız bir memnuniyet ve sevinç, –tabirde hata olmasın– hadsiz, mukaddes bir lezzet ve bütün noksanlıklardan uzak bir ferahlık bulunur ki, bunların eserleri açıkça görünüyor. İşte varlıklar bu sıfatların gerektirdiği, hayret uyandıran faaliyetle değişerek, halden hale geçerek yokluk ve fânilik içinde süratle sevk ediliyor, görünen âlemden gayb âlemine sürekli gönderiliyor. Ve o sıfatların, icraatın cilveleri altında daimî bir seyir, akış ve hareket içinde dolaşarak çalkalanıyor, gafillerin kulaklarına ayrılık ve yokluk feryadını, hidayet ehline ise zikir ve tesbih sedalarını duyuruyorlar.
Bu sırdan dolayı her bir varlık, Vâcibü’l-Vücûd’un bâki sıfatlarının ve icraatının göründüğü ebedî birer mânâyı, keyfiyeti, hali bu âlemde bırakıp öyle gidiyor. Hem hayatı boyunca geçirdiği safhaları ve halleri, ezelî ilmin unvanları olan İmam-ı Mübîn, Kitab-ı Mübîn, Levh-i Mahfuz gibi ilmî varlık dairelerinde haricî varlığını temsil eden etraflı programını da bırakıp öyle gider. Demek her fâni, bir varlığı terk eder, binlerce bâki varlığı kazanır, kazandırır.
Mesela, nasıl ki harikulâde bir fabrikanın makinesine bazı basit maddeler atılır, içinde yanar, görünüşte kaybolur; fakat o fabrikanın imbiklerinden çok kıymetli kimyevî maddeler ve ilaçlar süzülür. Hem o fabrikanın çarkları bu maddelerin kuvveti ve buharıyla döner; onlar bir taraftan kumaşların dokunmasına, bir kısmı kitap basılmasına, bir kısmı da şeker gibi başka kıymetli şeylerin imal edilmesine vesile olur ve bunun gibi… Demek, o basit maddelerin yanması ve görünüşte kaybolmasıyla binlerce şey var olur; basit bir varlık gider, fakat pek çok kıymetli varlığı miras bırakır. İşte şu halde, o basit maddeye “Yazık oldu!” denir mi? “Fabrikanın sahibi neden onlara acımadı, o sevimli maddeleri yaktı, mahvetti?..” diye şikâyet edilir mi?”
İşte tam hikmet, tam rahmet ve şefkat sahibi olan Allah (cc) yaptığı bu harikulade işlerinde her şey en mükemmeldir ve bunlar tamamen hayr (iyilik) olup istisnasız hepsi güzelliktirler. Hazreti Üstad’ın ifadesi ile ya bizzat güzeldirler veya neticeleri itibarıyla güzeldirler. Ama bu güzellikleri görebilmek ve bütün bu şeyleri haklarında hayırlı hale getirebilmek ancak iman ile mümkündür. İman nimetinden mahrum olanlar ise daha bu dünyada cehennemi yaşamaya başlamaktadırlar:
“Aynen öyle de – “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” (16/60)- Hâlık-ı Hakîm, Rahîm ve Vedûd, rahmetinin, hikmetinin ve vedûdiyetinin (Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi kuşatan muhabbet sıfatı) gereği olarak kâinat fabrikasını işletir. Her bir fâni varlığı pek çok bâki varlığa çekirdek yapar, Rabbanî maksatlarına vesile kılar, noksandan uzak, yüce sıfatlarına ve icraatına mazhar eder, kader kalemine mürekkep ve kudretinin dokumasına bir mekik eyler. Ve bilmediğimiz daha pek çok büyük yardımlar ve yüce maksatlar için kendi kudret faaliyetiyle kâinatı işletir. Zerreleri döndürür, varlıkları gezdirir, hayvanları bir akış halinde dünyadan geçirir, gezegenleri çevirir, kâinatı konuşturur, ayetlerini ona sessiz bir şekilde söyletir ve yazdırır…
Kesinlikle bil ki, bu Beş Remiz’de ve Beş İşaret’te gösterilen parlak, yüce hakikat Kur’an nuruyla görünür ve ona iman kuvvetiyle sahip olunabilir. Yoksa o bâki hakikatin yerini çok müthiş bir karanlık alır. Dalâlet ehli için dünya ayrılıklarla, yokluk ve hiçliklerle doludur. Kâinat manevî bir cehennem hükmüne geçer. Her şey sonsuz bir yokluğun kuşattığı ani bir varlıktan ibarettir. Bütün geçmiş ve gelecek, yokluk karanlığıyla dolmuştur, insan yalnız kısacık olan şimdiki zamanda hüzünlü bir varlık nuru bulabilir. Fakat Kur’an sırrı ve iman nuru ile ezelden ebede kadar bir varlık nuru görünür, insan onunla alâkadar olur ve ebedî saadeti elde eder.” (24. Mektup)
İşte kâinata bu iman penceresinden bakanlar için her şey anlamını bulup güzelleşirken ve kâinat bütünüyle yaratılış gayesini gerçekleştirme yolunda bir canlılık kazanıp cezbeye gelmiş bir varlık haline gelirken, iman nurundan mahrum hadiselere bakan insanlar ise yaşanan zorluklar, ölümler, yıkımlar ve acıların büyüklüğü karşısında savrulmuşlar ve -haşa- “çok merhametli bir yaratıcı olsaydı bunlara izin vermezdi” deyip inkâra sapmışlardır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

ORHAN KESKİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

MSB: 'Türkiye'de çokuluslu NATO karargâhı kurulaca...

Akın Gürlek konuşacak demişti: Muhittin Böcek’in 2...

Temsillerle ölüm ve yokluk meselesi 2

Washington, Kiev’den Donbas bölgesinden çekilmesin...

İran, Suudi Arabistan ve Kuveyti hedef aldı, Hürmü...






