Rusya ile Avrupa arasındaki bölgesel ve jeopolitik gerilim çatışmaya dönüşür mü?

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Pazartesi, Mayıs 4 2026
Paylaş
X Post
Rusya ile Avrupa arasındaki bölgesel ve jeopolitik gerilim çatışmaya dönüşür mü?

Rusya’nın Avrupa ile doğrudan çatışma ihtimali son haftalarda çok fazla gündeme geliyor. En son, Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'nın önümüzdeki birkaç ay içinde NATO'ya saldırabileceği uyarısında bulundu. Tusk ayrıca, böyle bir senaryoda ABD'nin Avrupa'yı koruyup korumayacağı konusunda da şüpheleri olduğunu ve tehdidin seviyesini vurgulayarak, "Bu gerçekten ciddi bir durum. Kısa vadeli bir perspektiften bahsediyorum, yıllardan ziyade aylar içinde" ifadelerini kullandı.


Moskova’nın mevcut şartlarda bir Avrupa ülkesi (ya da bir NATO ülkesi) ile yeni bir çatışma ihtimalini çok düşük görüyorum. Rusya ve Avrupa arasındaki ilişkiler şu anda özellikle Ukrayna savaşı ve güvenlik endişeleri nedeniyle oldukça gergin olduğu doğru. Rusya’nın askeri ve siyasi hamleleri, Avrupa ülkelerinde güvenlik kaygısını artırmış olduğu da bir gerçek. Ancak, bunlar doğrudan bir savaş tehdidi değil; daha çok bölgesel ve jeopolitik bir gerilim olarak söylenebilir.


Doğrudan bir çatışma olasılığı şu an için düşük olmakla birlikte, tansiyonun yüksek olması, sınır bölgelerinde agresif askeri hareketleri ve askeri yığınakları artırabilir. Ayrıca siber saldırılar gibi dolaylı çatışma biçimleri devam edebilir. Başka bir husus, tarafların ekonomik caydırıcı hamlelerini artırabilir: Rusya enerji kaynaklarının Avrupa’ya akışına sınırlama getirirken, AB’de yaptırımlar konusunda baskıyı artırma yoluna gidecektir. Doğrudan savaş riski şu an düşük, böyle bir karşı karşıya gelme, dünya için yıkıcı sonuçlar doğurur. Nükleer silahlar ve büyük tahribat endişesi, ABD ve Çin gibi güçlerin doğrudan çatışmayı önlemeye yönelik politikalarını devreye sokar.


ABD’nin Gölgesinde: Avrupa, Rusya ve Yeni Güvenlik Paradigmaları

Washington yönetimi şimdilerde Körfez krizi ile meşgul ve Ukrayna savaşını Avrupa’ya havale etmiş gözüküyor. Financial Times (FT) gazetesine konuşan Polonya Başbakanı Tusk, buna da vurgu yaparak, Avrupa için en büyük ve en önemli sorunun, ABD'nin NATO'nun 5. Maddesi'nde tanımlandığı kadar sadık olup olmayacağını belirtti. Tusk, bu konuda tereddütler yaşadığını, "Madde 5'in hala geçerli olduğuna inanmak istiyorum, ancak şüphelerim var" dedi. 


Bu açıklama, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa'nın savunma harcamalarını yeterli bulmadığı için NATO'nun angajmanını sorgulaması ve yeni seçimler öncesinde Ukrayna'ya yapılan askeri yardımın azalma ihtimali gibi faktörlerin etkisiyle Avrupalı liderler arasında yaygın olan bir endişeyi yansıtıyor. Varşova yönetiminin tutumu sadece söylemden ibaret değil. Polonya, savunma bütçesini GSYİH'sının neredeyse %5'ine çıkararak ve yüz binlerce askeri seferber ederek ittifak içinde en hazırlıklı üyelerden biri haline geldi.


ABD’nin Körfeze odaklanması veya Ukrayna’ya yardımını azaltması, Washington’un konuyla ilgili stratejik önceliklerini değiştirmesi anlamına geliyor. Haliyle bu durum, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya olan desteğinin artması, teknolojik yeni askeri ürün yardımının güçlenmesini netice veriyor. Ukrayna'ya sağlanması planlanan 90 milyar avroluk kredi paketi, savaşın mali yükünü kesin biçimde ABD'den Avrupa'nın omuzlarına aktarmış durumda. Uzun süren müzakerelerin ardından şekillenen bu paket, Avrupa başkentlerini Kiev'in en büyük finansörü haline getiriyor. Avrupa başkentleri yönlerini ve politikalarını kendi güvenlik çıkarlarına göre şekillendiriyor ve uluslararası destek ve diplomatik girişimleri kendi başlarına sürdürüyorlar. Bunun yanında Avrupa, güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olduğunu düşündüğü için daha aktif ve koruyucu bir dış politika benimsiyor. 


Avrupa’da Rusya Korkusu ve Stratejik Yeniden Konumlanma

Sonuç olarak Avrupa ülkeleri, güvenlik endişeleriyle silahlanma ve savunma bütçelerini daha fazla artırma eğilimine girdiler. AB'nin sağladığı yardımlar sayesinde Ukrayna'nın bu yıl Rusya ile uzlaşma yoluna gitmesi beklenmiyor. Rusya'nın da mevcut ekonomisiyle ve yüksek enerji gelirleri sayesinde uzun süreli çatışmayı finanse edebileceğini tahmin edebiliriz. 


Avrupa başkentlerini rahatsız eden bir diğer unsur ise Moskova'nın Brüksel yerine Washington ile diyaloğu tercih etmesi. AB yetkilileri, Ukrayna'ya açık destekleri nedeniyle Moskova nezdinde tarafsız arabulucu olarak görülmediklerini artık kabullenmiş durumda. ABD’nin ilgisinin azalması, Avrupa’nın daha bağımsız hareket etmesine yol açıyor. Bu gerçek ise bölgesel gücün artmasını ve Ukrayna’da çatışmanın uzamasına neden oluyor. Bunun yanında Avrupa’da güvenlik endişesi yükseldikçe askeri harcamalar ve kendi içinde konsolide artıyor. Bütün bunlara rağmen Rusya ve Avrupa arasında doğrudan bir savaş ihtimali şu an düşük olmakla birlikte, tansiyonun yüksek olduğunu ve krizlerin uzun süreli devam edeceğini söyleyebiliriz.